Kıymetli takipçilerimiz hatırlayacaklardır, geçen hafta yeni nesil dizi yayıncılığının nasıl meydana geldiğini, dizilerde bu kalite artışını neye borçlu olduğumuzu anlatan bir yazı kaleme almıştım. Yazıya denk gelmeyenler yahut tekrar okumak isteyenler için şöyle bırakayım. Serinin bu ikinci bölümünde ise yeni nesil dizi diye tabir ettiğim eskilere nazaran çok çok iyi bu işlerin ortak noktalarını efsanevi oluşlarının ardındaki sebepleri incelemeye çalışacağım.

Yazıya dizi yayıncılığının yeni ve kaliteli halini çok güzel ortaya koyduğuna inandığım birkaç diziyi merkezde tutacağımı söyleyerek başlamak isterim. Tahmin edilebileceği üzere bu diziler Game of Thrones, Westworld, Breaking Bad, Hannibal ve hayatımıza yeni giren Legion. Dizi yayıncılığının modern klasikleri sayabileceğimiz bu yapımların başarılarının ardındaki ortak sebeplere dilerseniz birlikte göz atalım.

1- Özenlilik

Sanıyorum aşağıda sayacağımız bütün maddeleri bu ilk maddenin altında toplayabiliriz zira yukarıda bahsi geçen dizilerin her biri özenli olmasıyla, kılı kırk yararcasına düşünülmesiyle, sahnelerin birer sanat eseri özeniyle dizayn edilmesiyle meşhur. Bu yüzden tek tek her diziden örnekler verip maddeyi uzatmayacağım. Sevgili takipçilerimiz ne demek istediğimi çok net anladılar. Bir tarafta senaryosu altı yıldır çok acayip bir düşman çıkar-düşmanı yenmek için bir şey arayan kardeşler o arada yaratık avlar- finale iki bölüm kala çözüm bulunur- düşman yenilir ama çözüm çok acayip bir düşmanı açığa çıkarır şeklinde ilerleyen Supernatural var bir tarafta Breaking Bad’in, Westworld’ün, Legion’ın taş gibi örülmüş her parçasına özen gösterilmiş yapıları var.

2-Yoğunluk

Yoğunluk kelimesini ifade edeceği iki anlamın ikisini de kast ederek kullanıyorum burada.
Kelimenin ilk anlamıyla konuşmak gerekirse bu diziler anlatacakları hikayeyi sulandırmadan, filler bölümlerle dağıtmadan, yersiz zevzeklikler yapmadan gayet konsantre bir şekilde anlatıyorlar. Dikkat ederseniz bu dizilerin çoğunun bir sezonu sekiz ile on üç bölüm arasında değişiyor zaten yani sezonu 23-24 bölüme tamamlamak için çırpınırcasına konu uzatma aralara çizgi filmli müzikalli filler bölümler sokuşturma çabalarına girmelerine gerek kalmıyor.

Kelimenin diğer anlamı üzerinden konuşacak olursak da bahsettiğimiz dizilerin anlattıkları hikayeler yoğun hikayeler. Breaking Bad üzerine sosyolojik tezler kaleme alabilirsiniz rahatlıkla, Game of Thrones üzerinden siyaset öğrenebilirsiniz, Hannibal’ın psikolojik ve felsefi referansları anlamak için çaba harcayan bir insanı Recep İvedik seviyesinden Celal Şengör seviyesine getirebilecek kadar derindir. Neredeyse otuz yıldır tekrar tekrar işlenen yapay zeka hikayesini bir kez daha işleyen Westworld dahi artık klişe sınırlarına giren konusunu aldı bireyin sistemle, bireyin tanrıyla ilişkisine dair alt metinlerle yoğunlaştırıp önümüze öyle koydu.

Yani bu diziler sayesinde uzaklara dalıp aile ve arkadaşlık konusunda süper sıkıcı tiratlar atan kasıntı karakterler yerini varoluşçuluk konuşan Anthony Hopkins’lere bıraktı.

westworld-anthonyhopkins-heads

3- Karakter-Karakter Gelişimi-Oyunculuk

Siz ne dersiniz bilmiyorum ama yukarıdaki maddede bahsettiğim üç öğe birbirleriyle dibine kadar bağlıymış gibi geliyor bana. Yani bugün hayatları edebiyatla, sağlam yaratılmış, gelişimi sağlam bir şekilde oturtulmuş karakterlerle geçen insanlar olarka oturup Walter White karakterinin muhteşem karakter gelişiminden saatlerce bahsedebiliyorsak bunda senarist kadar Bryan Cranston’ın da payı vardır yanılıyor muyum?

Walter White, Daenerys Targeryan, Will Graham, David Haller, Man in Black her biri taş gibi karakter gelişimlerine sahip bu kurgu kişileri dramaturji bölümlerinde ders olarak okutulmayı hak edecek kadar güzel senaryolar ve oyunculuklarla bu hallere gelmediler mi? Walter White’ın “Ben tehlikede değilim. Tehlike benim!” tiradı iyi oyunculukla iyi senaryonun bir araya gelince nasıl mühür bir iş ortaya çıkaracağının ispatı niteliğinde. Şimdi biz susalım sahne konuşsun dilerseniz.

Tabii böyle güzelliklerin yanında bahsetmemiz gereken başka bir mevzuu da var. İlk yazıda bahsettiğim televizyon yayıncılığının sermaye ile ilişkisi büyük oyuncuların da artık televizyon işlerinde rol almasını sağladı. Hem de başrol! Friends’e konuk oyuncu olarak gelip sadece orada durarak izleyici çeken Brad Pitt’ten bahsetmiyorum. Aslanlar gibi on bölüm boyunca Westworld’de oynayan Anthony Hopkins’ten bahsediyorum. Patrick Stewart’ın büyük ihtimalle Legion’ın ikinci sezonunda görünecek olmasından bahsediyorum.

4-Yönetmenlik ve Sanat Kaygısı

İlk yazıda da belirtmiştim: televizyon yayıncılığı için uzun bir süre boyunca makul hedef kitlesi ortalama insan oldu. Bu yüzden televizyon yapımcıları için sanat yapmak, estetik hazzı tatmin edecek şeylerle uğramak çoğu zaman için öncelikli problemlerden biri olmadı. Yeni nesil tabir ettiğimiz dizicilik anlayışıyla birlikte bu da değişime uğruyor gibi görünüyor.

Breaking Bad’in Fransız sanat filmlerini andıran uzun tek sekanslarla oluşturduğu görsel dil, Wesworld’ün Jonathan Nolan ve Vincenzo Natali tarafından yönetilen bölümlerinin oluşu, Hannibal’ın her sahnesi tablo gibi tasarlanan görsel dili, Legion’ın ekrandan izleyiciye fırlayan saykodelik görsel lisanı falan derken izleyici olarak her birimizin algısı değişti sayılır. Yani CGI ile kar efekti yapmak istemiyoruz o yüzden gerçek kar altında çekim yapacağız diyen bir Game of Thrones ekibi var önümüzde. Herkeste işine saygı duymasını güzel sahneler çekmesini beklemek haksız bir istek olmaz diye düşünüyorum.

5- Müzikler

Sinema dünyası tarihe geçen tema müzikleri, müthiş besteler, müthiş aranjmanlar ile doldu taştı yıllar boyunca. Godfather, Star Wars, Lord of the Rings derken filmleri bir kez olsun izlemeyen insanların bile bildiği muhteşem müzikler ortaya çıktı. Şimdi aynı atılımı dizi sektörü yapıyor gibi gleiyor bana. Jazz’dan Türk Halk Müziği’ne kadar hemen hemen dünya üzerindeki tüm müzik tarzlarında coverlanan Game of Thrones açılış müziği, Hannibal’da muhteşem kullanılan klasik müzik parçaları, Westworld’ün müthiş orkestral coverları falan derken camia çoştukça çoştu. Yetmedi Legion ile progresivve rock semalarına yelken açtı.

Gözlerimize, zihnimize olduğu kadar kulaklarımıza da hitap eden bu müzikler de dizi izleyicisinin beğeni kriterlerine eklendi son zamanlarda. Klişe gerilim müziklerinden, Toygar Işıklı tarzı basmakalıp hüzünlü nağmelerden bıkan bizler Allah için güzel şeylerle karşılaşmaya başladık

Siz ne diyorsunuz kıymetli takipçilerimiz? Atladığımız, unuttuğumuz, hakkıyla övemediğimiz bir yer varsa siz tamamlayın. Yorumlarınızı bekleriz. 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER