Sıkı takipçilerimiz fark edeceklerdir, burada her fırsatta televizyon yayıncılığının çok değiştiğini, artık dizi anlayışının çok başka bir noktaya gitmeye başladığını, efendime söyleyeyim bu durumun da katlanarak artacağını iddia ediyorum. İşte bu görüşlerimi derli toplu açıklayayım dedim. Televizyon yayıncılığın katettiği mesafeyi, nelerin değiştiğini, nelerin değişebileceğini sizlerle bir konuşalım dilerseniz.

Şimdi öncelikle bu yazıların ilkinde konuya çok kaynak bir noktadan girmek gerektiğini düşünüyorum. Televizyon neydi? Televizyon vasattı. Sinema, tiyatro gibi büyük abileri televizyon yayıncılığından çok daha havalıydı zira bunları para vererek izliyordun, izlemek için sıcak evinden çıkıp giyinip süslenmen gerekiyordu mesela. Bir sinema yapımı yapımcılar, yönetmenler ne zaman bitti derse o zaman bitiyordu. İşte televizyon bunların tam tersini ifade etti uzunca bir süre. Televizyon izlemek için klasik bir tv ekipmanı almanız ve elektirik faturanızı düzenli yatırmanız yeterliydi ayrıca para vermeye ihtiyacınız yoktu. Televizyondan herhangi bir şey izlemek için dışarı çıkmanız da gerekmiyordu. Gayet çizgili pijamalarınızı giyip, mandalina soyarken Dallas izleyebiliyordunuz hem de çoluk çocuk maaile. Üstelik televizyon dizileri yılın büyük kısmında haftada bir bölüm olmak üzere yayınlanıyordu. Hey maşallah ne güzel değil mi?

Peki büyük biraderi sinema ile arasındaki bu farklar nasıl etkiledi televizyon yayıncılığını? Açık konuşmak gerekirse iyi etkilemedi. Sinema operaya denk ise dizi tek perdelik bir piyese denk gibi göründü senelerce. Sinema senfoni ise dizi sahil kenarında kafaları çekip gitar çalan gençlere denkti. Belki daha samimi, belki güzel, ama prodüksiyon ve özen olarak kötü. Çünkü televizyon izleyicisi sıradan insandı. Toplumun kahir ekseriyeti, televizyon yapımcılarının hedef kitlesiydi. Bu ortalama adamı/kadını yakalamak temel amaçtı. Bu yüzden birkaç istisna dışında televizyon dizileri insanın zekasını zorlayacak, seyircisinden belli bir birikim isteyecek, belli bir kültüre sahip kişiler tarafından anlaşılacak işler değildi. (istisnalar var dedim bakın oradan Twin Peaks diye bağıranları görüyorum)

Peki ne oldu da işler karıştı? Öncelikle birkaç adam oturup çok acayip bir şey yaptılar 2004 yılında. Lost isminde bir dizi piyasaya sürüldü. Dizinin ilk bölümünün bütçesi bizim o zamana kadar çektiğimiz en yüksek pahalı sinema filminin bütçesiyle yarışır kıvamdaydı ve dizi bugüne kadar gördüklerimizden çok farklıydı. Televizyon yayıncılığının milatlarından biri oldu benim gözümde Lost. Flashback, Flashforward gibi tekniklerin özgün kullanımı, karakterlerin yaratım ve işlenme süreçleri, prodüksiyon kalitesi ve senaryosuyla o güne kadar benzerine pek az rastlanacak bir yapım oldu Lost. Daha da ilginci Lost internetin yaygınlaştığı o çok ilginç yıllarda izleyicilerine o güne dek yaşamadıkları bir deneyim sundu. İnsanlar ürettikleri teorileri forumlarda paylaştılar, başkalarının teorilerini konuştular, alt metinler çıkarıp, tartışmalar yapıp dizinin etki alanını genişlettiler.

Lost-season1

Velhasıl Lost sanki haftada 45 dakika boyunca süren bir dizi değil de kendisini bütün bir haftaya yaymış tuhaf bir deneyim haline gelmişti. Felsefeye, mitolojiye, dinler tarihine yapılan onlarca yüzlerce gönderme dizi izleyicisini bir kültürel seviyeye sahip olmaya zorluyordu fakat tüm bunları klasik televizyonculuğun kurallarını zorlayarak, esneterek fakat asla bu kuralları yıkmadan yapıyordu Lost. Konunun merkezinde yine bir aşk üçgeni vardı. Kate Sawyer’a mı varacaktı yoksa Jack’e mi sorusu manasız bir şekilde dizinin temel sorunlarından biriydi. sonunda Lost milyonlarca insanın kalbini kıra kıra hatıralar arasına karıştı.

Lost gibi bir dizinin bu derece popüler olması oyunun kurallarını değiştiren noktalardan biriydi. bir süre Lost’un popülerliğinin altındaki sebep büyük gizemli senaryolar diye düşündü yapımcılar. Bu motivasyonla Flashforward gibi diziler yapıp ilk sezon biter bitmez çöpe attılar falan. Lost tek başına televizyonculuk anlayışını değiştirmeye yetmiyordu. Kalıpları tamamen yıkacak vizyoner bir cesaret bir de cesur bir yatırımcı lazımdı. Peki ne oldu?Game of Thrones, Westworld gibi dizilerin bizlerle buluşmasına vesile olan kıymetli platform HBO beşinci günün şafağında er meydanına çıkan Gandalf gibi geldi.

Neden CW değil de HBO geldi peki? Çünkü CW ve benzeri kanallar az önce bahsettiğimiz televizyonculuk yapısına ve anlayışına sahipti. Karasal yayın sistemiyle her eve bedava girip girdikleri evlerde yaşayan ortalama insanı hedefliyorlardı. HBO paralı bir TV platformuydu. Herkesin evinde yoktu. Paralı bir TV platformu olduğu için sansür konusunda da sınırları baya esnekti. Esas gelir kaynağı reklam gelirlerinden ziyade platformu satın alan kullanıcılardan gelen paraydı ki HBO bu parayla yapabileceği en vizyoner yatırımı yaptı. Yayıncılık tarihini değiştirdi.

HBO-Logo-3

HBO dizilerine dikkatle bakarsanız ne görürsünüz? Özenlidirler mesela. Bir senede 24 bölüm çekmedikleri için oyuncular da teknik ekip ve senaryo ekibi de çok yıpranmadan iş yaparlar. Deneyseldirler kağıt üzerinde harika olacakmış gibi durmayan işlere para yatırmışlardır. Para demişken kesenin ağzını da iyi açarlar. Bir sezon Westworld çektikleri para bir sene boyunca Türk sineması dahilinde çekilen tüm filmlerin bütçelerine denk neredeyse. HBO dizilerinin çoğunda karakterleri işlenmesi ve geliştirilmesi harikadır yahut. Bunlar böyle böyle dizi yayıncılık tarihini değiştirdi işte.

Şimdi bir şeyleri açıklığa kavuşturmak gerek. HBO’nunGame of Thrones, Westworld gibi dizilerinden önce güzel dizi yoktu demiyorum. Prison Break, Supernatural, Fringe falan derken o dönemin karasal yayın yapan kanalları da hiç kötü işler çıkarmıyordu fakat bunların hiç biri devrimsel derecede iyi değildi. Klasik televizyonculuk kafasıyla yapılan, bu kafanın standartlarına göre güzel dizilerdi. HBO Got, Breaking Bad gibi dizilerinden önce kötü şeyler yayınlıyordu da demiyorum. Sadece bu diziler HBO’nun vizyonunu bambaşka bir noktaya taşıdı televizyon dizileri için yeni bir çağın başlangıcı oldu diyorum.

HBO’nun peşine Netflix takıldı. Özgür bir platformda misler gibi diziler izlemeye başladık. Durum dur durak bilmedi eskiden çok sevdiğimiz karasal yayıncılık olayları artık çok yavan gelmeye başladı. En nihayetinde bu sene vizyona giren Legion ile bir kez daha anladık ki dizi yayıncılığı yepyeni bir evre içerisinde ve bu evre çok farklı kurallar dahilinde cereyan edecek. İşte ben de bir sonraki yazımda yeni nesil dizi yayıncılığının kuralları üzerinde biraz durmaya çalışacağım.

Yorumlarınızı düşüncelerinizi beklerim.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER