Herkese mutlu pazarlar! Normalde Pazar sabahları don atlet kovboy filmi ile başlardı ama ben korkuyu iliklerimize kadar hissettiren bilgisayar oyunu Outlast’ın yeni oyununu bitirerek başladım. Biraz aklım karışık bir biçimde incelemeye başladım ki, ilk oyunu ile korku-gerilim tarzında gerek senaryosu gerek oynanışı ile çığır açan bu efsanenin yeni oyununa gelen garip tepkileri fark ettim. Ben de bu tepkileri verenlerden biri olarak ‘Bir saniye ya! Red Barrells böyle bir şey yapmaz, mantıklı bir açıklaması olmalı!’ diyerekten kolları sıvadım. Mümkün olduğunca oyun hakkında size açık açık her şeyi anlatacağım. Ağzınız açık ne oynadım ya da ne izledim şimdi ben demeyin diye. Spoiler uyarısı yapmak zorundayım. Yazı fena spoiler içerir. Lütfen oyunu oynamadıysanız veya izlemediyseniz meraklanmayın. Çok şey kaybettiniz! Gelin parça parça ele alalım.

Outlast-2-banned-in-Australia-2_thumb

-OYNANIŞ-
Hareket mekanizması olarak birinci oyunun temeli üzerine kurulmuş. Yine basit fizikler bizleri karşılıyor. Tek fark, birkaç küçük atlayış zıplayış olmuş. Karakterin pili alışı bile aynı. Karakter demişken, sadece pil değil bandaj da topluyoruz. Yaralandığımız vakit, sararak iyileşiyoruz. Yaralıyken karakter rahat hareket edemiyor ve hızlı koşamıyoruz. Gerçi sağlıklıyken de iki depar atınca yoruluyoruz. Bu fazlaca sinirimi bozan bir yenilik olsa da gerçekçi olmuş. O yüzden tartışmaya açık bir konu. Üstelik ilk iki oyunca ağzını açmayan ve sadece nefes alıp bağıran kişilerden ibaretken, konuşmamız ve üçüncü kişiler ile iletişime geçmemiz hem hoş, hem garip olmuş. Ayrıca Outlast klasiği gelişmiş kameramız ile devam ediyor. Farkı ise, şükürler olsun kamera gerçekten kayıt yapıyor artık. Önemli olayları ve topladığımız notları kaydederek tekrar tekrar yaşıyoruz. Üstelik ses algılama eklentisi çok hoş. Etraftaki sesleri L-R olarak bize aktarıp tehlikenin nereden geldiğini öğrenebiliyorsunuz. Gelelim görüntüye. Grafikler muhteşem. Yayınlanan demodan da bileceğiniz üzere daha açık dünya bir korku oyunu var. Bize doğayı ve dokuyu çok iyi yansıtmışlar. Bu, Outlast’ın diğer oyunlardan daha iyi yaptığı şeylerin başında geliyor. Korkmasanız (!) bile öyle içinde hissediyorsunuz ki sizi illaki geriyor. Ancak Outlast 2’nin yorucu bir negatif yanı var. Çok uzun boşluklar içinde dolanıyorsunuz. Korku dolu değil de gerilim ve iğrençlik dolu bir parkur oyunu gibi tasarlanmış (Spoiler Alarmı: Okçunun ve Heretic’lerin kovalamaca sahneleri mükemmel olmuş, hem gerilim hem korku). Ne yazık ki aynı şey tekrarlanmış ve aşırı deneme yanılma yolu ile bulunan bölümler ilk oyundan daha fazla olarak var. Bize hiçbir ipucu bırakmayan Outlast, öl ve bul taktiğini ısrar ile sürdürmüş. Bir süre sonra sıkıcı oluyor.

Outlast2-Window.0

-HİKAYE- 
Outlast 2’nin bana göre tek gerçek problemi burada başlıyor. İlk iki oyununda bizle sık sık iletişime geçen oyun bu sefer hem dünyayı açık hale getirip hem de hikayeyi anlamayı tamamen bize bırakınca işler biraz çıkmaza girdi. Karakter etkileşimleri de fazla olunca iyice sulanıyor aklınız. Zor da olsa olayı toparladım ve herkesin merak içinde olduğu şeyleri güzelce açıklayalım.

Outlast 2’nin ilham aldığı gerçek bir hikaye var. 1978 yılında Güney Amerika’da Jim Jones, insanları kandırarak kendi krallığını kurmuştur. Müritlerinin beyinlerini yıkayarak onlara yıllar boyunca cinsel ve psikolojik olarak işkence yaptıktan sonra, toplu intihar hazırlayarak 900’ün üzerinde insanın ölümüne sebebiyet verir. Oyun ise bir kızın bize seslenmesi, bağırması ve ardından okulda Jessica, Blake (biz) ve Lynn (eşimiz) resimlerinin olduğu bir dolaba bakarak başlıyor. Biz, araştırmacı bir gazeteci olan ana karakterimiz Blake, eşiyle birlikte bir cinayet sırrının peşinden Arizona’nın ıssız bir yerine gideriz. Fakat burada daha gideceğimiz yere varmadan beyaz bir ışık gökyüzünü aydınlatır ve helikopterimiz düşer.

outlast-2-hills-have-eyes

Eşimiz kaçırılır ve kendimizi bir köy dolusu psikopatla ölüm kalım mücadelesi verirken buluruz. Dikkat edin, beyaz bir ışık! Daha sonra kan, ceset ve psikopatların arasında eşimizi ararken, Knoth adında bir elemanın, tıpkı Jim Jones gibi Katolik inancını çarpıtarak kendi tarikatını kurup, dini kitaplarını yazmıştır ve kısa sürede etrafındaki insanları kıyametin geleceğine inandırır. Kıyamet nereden geliyor derseniz, eşimizin karnındaki çocuktan! Eşimizi kaçıran bu tarikatın peşine düşeriz. Kendilerine Heretic (İnançsızlar) diyen bu ekip, eşimizi kaçırır ve Knoth’a karşı çocuğumuzu kullanmak ister. Biz deli divane gibi bir onların peşinden bir diğerlerinin peşinden koşarken aynı zamanda bizim peşimizden gelenlerden de kaçarız. Üstelik beyaz ışık gözüktüğü zaman ve mekan değişikliklerinde oyunun başındaki okula ve Jessica adlı kızın sesleri görüntüsü ile de uğraşıyoruz. Oyun içinde dikkat edilmesi gereken bu beyaz ışığı ikinci kez gördüğümüzde, bizi yakalamak isteyen Knoth tarikatından adamlar ‘Babacığım yapma!’ gibisinden mırıldanarak pamuk gibi tiplere döner. Dahasında oyunda gerekli gereksiz bir sürü not toplar ve okuruz ama içlerinden biri her şeyi açıklığa kavuşturuyor.

outlast-2-microwaver-relay-document-1024x576

Ölü bir bilim adamının cebinden çıkan notta Murkoff şirketinin denek olarak kasaba halkını seçtiğini ve ilk oyunda akıl rahatsızlığına yol açan Morfojenik Motor’un bu halk üzerinde deneneceğinden bahsediyor. Bir nevi karakterimizin oyun içinde her beyaz ışık gökyüzünü kapladığında 4.sınıftaki okul yıllarına dönmesini açıklıyor. Morfojenik Motor, hatırlayacağınız üzere ilk oyunlarda kurbanlarının halüsinasyonlar görmesini ve hayatlarındaki en kötü anıyı ön plana çıkararak, kötü olaylar yaşamasını sağlıyor. En sonunda da Morfojeniğe maruz kalan kişiyi akıl hastası ediyor. Yani karakterimiz, Murkoff’un oyunda da nehir kenarında gözüken radyo istasyonundan yayılan Morfojenik beyaz ışık ile yavaş yavaş deliriyor. ‘Bu oyunun sonlarına doğru gökyüzünden kan yağmasını da açıklıyor.’ Üstelik daha ilk yarım saatte eşimizin hamile olduğunu öğrendikten sonra, oyunda ertesi gün kendi elimiz ile doğum yaptırmamızın akıl dışı olması bu şekilde sebep buluyor. Hatta doğum sahnesi oyunun en sonunda, eşimiz doğumda kan kaybından ölürken son sözleri, ‘orada bir şey yok’ oluyor. Ancak morfojeniden iyice nasibini alan karakterimiz kucağında hayali bir bebek tutuyor. Dahası da var, sonrasında giren bir cutscene’de gölgemize dikkatli bakarsanız, elimizde bebek var ancak bebeğin gölgesi yok. Oyunun başında karakterimizin akıl sağlığı yerindeyken oyunun sonunda hayali bir bebek tutan biriyiz.

outlast-2-baby-end

Sık sık beyaz ışık ile gördüğümüz kız bizim ilkokuldan arkadaşımız Jessica. Anılarımızdaki en kötü anı olduğu için, karşımıza çıkıyor. Bunaltıcı ve garip bir yaratığın ışınlanarak bizi kovaladığı okul sahneleri keyifliydi ama anlamsız geliyordu. Ne bu şimdi diyorken, yine oyunun sonundaki bir anı bizi aydınlattı. Jessica ile okulda akşam vakti oynarken okulun öğretmenlerinden biri bizi yakalıyor ve ailemize söylemek ile tehdit ediyor. Jessica’yı bir odaya çekerken bize gitmemizi söylüyor. Çocuk aklı ile giderken oyunun başında duyduğumuz çığlıklar duyuluyor ve Jessica ile öğretmeni yalnız bıraktığımız yere koşuyoruz.

jessica-loutermilch-outlast-2

Jessica’yı merdivenlerde kan içinde buluyoruz ve öğretmen tepeden bize bakıyorken görüyoruz. Ne olmuşsa olmuş ve çocukluktan bu olayın vicdan azabını çekiyoruz. Bizi okulda kovalayan garip yaratık ise Öğretmenin halüsinasyonu oluyor. Küçük ama sağlam bir detay daha, okulda yaptığımız kamera kayıtlarına geri dönüp baktığımızda cızırtıdan ibaret. Yani gerçek olmadıkları için, kayıtlar da yok.

outlast-2-endings-what-they-mean-jessica-death

Güzel bir easter egg olarak da bu kayıtlardaki cızırtılara dikkatli bakınca Murkoff şirketinin amblemini görebilirsiniz. Bu kısımları oynarken Outlast 1’e ne kadar benziyor demiştim. Gerçekten sadece yan hikaye olarak konulan Jessica ve okul bölümleri, temelde morfojenik motor ile birleşince muazzam bir etki bıraktı bende. Red Barrells’in oyun çıkmadan önce ilk oyunlar ile aynı evrende geçecek demesi de bütün ipuçlarını birleştiriyor.

 

Oyunun senaryosuna sakın ben gibi ön yargılı yaklaşmayın. Ağır ve sapkın bir din çatışması değil de ilk oyunun da özüne inen bir bilim temeline dayanıyor. Kendi teorim ne kadar doğru bilemem ama bu kasabadakiler aklını yitirince Murkoff Akıl Hastanesi’ne kapatılıp daha ileri deneyler için toplanan denekleri oluşturuyor. Hatta kim bilir? Belki ilk iki oyundaki akıl hastalarından biri de bu oyundaki kahraman Blake’dir. Merakla DLC beklemekteyim. İnceleme istediğiniz oyunları belirterek, daha fazla bilgiyi ortaya çıkarabiriz.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER