“Sen yaratıcını arıyorsun. Ben ise ona bakıyorum.”

Alien serisi, Bilim Kurgu türünün mihenk taşlarındandır. Bilim-Kurgu dediysek öyle Avatar gibi bir şey değil. Gerilimi ana öğesi belirlemiş, bir zihnin düşünebileceği en derin senaryoyu da içinde barındırıyor. Ridley Scott, bu serinin asıl başarısını ilk filmde yakalamış, ardından koltuğu James Cameron’a (Titanik), David Fincher’a (Fight Club) ve sonrasında Jean-Pierre Jeunet’e (Amelie) bırakmıştı. Büyük yankı uyandıran bu filmler, bazıları için ilk filmin gölgesinde kalmış, bazıları için ise sinemanın olmazsa olmazı olarak görülmüştür. Aksiyon yönetmeni Paul W.S. Anderson’un AVP:Alien vs Predator rezaletinden sonra Ridley Scott ipleri tekrar eline almaya karar vermiştir.

Prometheus ile Alien serisine yepyeni bir soluk getireceğinin sinyallerini veren Ridley Scott, Alien: Covenant filminde beni kazanamadı. Bunun nedenini tartışabilmeyi umut ediyorum. Cast seçimi benim ilk iddiam olacaktır. İkincisi ise işlenişi. Önce bir filmin konusuna göz atalım sonra spoiler vermeden filmin artılarını ve eksilerini görmeye çalışalım.

Yıl 2014… Origea-6 isimli bir gezegen keşfedilmiştir ve bir kolonileştirme projesi adı altında Covenant isimli uzay gemisi 7 yıl 6 ay sürecek yolculuğuna başlamıştır. Prometheus filminden aşina olduğumuz sentetik teknolojisi, son güncellemesiyle Walter‘ı üretmiş ve bu göreve vermiştir. Yolculuk esnasında şiddetli bir yıldız patlaması sonucu gemi ağır hasar alır ve derin uykuda olan mürettebat uyandırılmak zorundadır. Gemi onarılırken radarda yepyeni bir gezegen bulunur ve uyumluluğu Origae-6’dan çok daha iyi olmakla birlikte çok da yakındadır. Kaptan’ın kararıyla bu gezegene inilir ve macera başlar.

xnew-alien-covenant-images-what-they-tell-us-about-plot-35jp_5fne

Giriş sahnesinin etkileyiciliği, filmin içine hapsolmanızı sağlıyor. Prometheus filminden tanıdığımız David karakterinin yaratıcısıyla konuşması, bahsettiğim ilk sahneydi. Bu konuşma yazımın başlangıcındaki repliğe de ev sahipliği yapıyor. Göremediğimiz ancak yüce olarak tanımladığımız yaratıcının aranışına tanık olan David, kendisinin ölümsüz yaratıcısının ise ölümlü olduğunun farkındadır. Bu derinlik sizi film boyunca düşünceden düşünceye itecektir. Yaratılış senaryosunu seven ekip, yaratılışı Prometheus’dan daha etkili ve daha derin işleyeceğini belli ediyor. Senaryosu yalnızca uzay gemisi onarmaktan oluşan bir sürü bilim kurgu filmi dolaşırken, Alien filmi bu konuya 15 dakikasını ayırarak hem eksik kalmıyor hem de tat katıyor. Yaratıcılığın bir sanat olduğunu bas bas bağıran sahnelere geçiyor ve hareketliliğini hiç kaybetmiyor (Efsanevi introsu hariç).

Michael Fassbender, dönemimizin tercih edilen oyuncularından olup, Magneto ile bütünleşmiş ve Assassin’s Creed yapımında filmin üstüne çıkmıştı. Humans dizisinden aşina olduğumuz sentetik teknolojisinin sinema yüzü olarak seçilmesini mantıklı buldum. Bir tane bilinçsiz robot ve bir tane de bilinçli robotu canlandıran Michael, bu zor ikilemin altından kalkmayı başarmış. Gelgelelim Katherine Waterston’a. Fantastic Beast filminde de başrolün altında kaldığını düşünmüştüm, bu filmde ise önceki serinin efsane karakterinin altında kaldığını düşünüyorum. Ellen Ripley’in ikonlaşan Alien ile Ripley karşılaşma sahnesi, bu karakterin çıtasını çok yükseltmiştir. Her ne kadar Katherine iyi oynasa da gözler Sigourney Weaver‘ı aramıştır. Yine cast ekibinde bulunan iki büyük oyuncu (Guy Pearce, James Franco) sadece bir sahnede görüldü ve açıkçası beni üzdü. Bunun dışında ise ekip, klasik korku filmi gibi kampa gidip ölmeyi bekleyen çiftlerle doluydu. Senaryo gereği -kolonileşme açısından- mürettebatta çiftler bulunmaktaydı. Bu yüzdendir ki filmin dramı ise eşini kaybeden sevgiliden öteye geçemedi. 

walter_n1zb

Covenant kelimesinin filmde kullanılmasının bir amacı vardı. Ridley Scott, yaratma gücünün kötü sonuçlar doğurabileceğini bu kelimeyle anlatıyor. Kelimenin anlamı mı? Covenant, “yaratıcının kullarına şartlı vaatleri” anlamına gelmektedir. Bu kelimeyle birlikte, bizi her film korkutan rüyalarımıza giren bu Alien türünün yaratılışı üzerine bir film ortaya çıkıyor. Evet, film bir hayatta kalma mücadelesi içeriyor ama bu sıradan bir film özelliği. 2 saati doldurmaktan başka bir şey değil. Imax’te izlediğim için sıkılmadığım bu filmin felsefesi beni etkilese de, ne yazık ki klişelerden kaçamıyor. Hatta ben jumpscare denilen korkutma yöntemini sevmediğim için, korkutacak sahneyi anladığımda gözlerimi kapatmayı tercih ettim ve kolayca kaçındım (Bu da benim zaafım). İlk filmlerden şöyle bir artısı vardı, Alien’lar kusursuzdu. 1979 senesinin başarısını hiçe saymayacağım elbette. Ancak milenyum teknolojisini iyi bir şekilde kullanmayı başarıyor ve Alien türüyle bizi en gerçekçi haliyle karşı karşıya getiriyor.

Covenant ile Alien türünün yaratılışını öğreniyor ve yeni Alien serisinin son filmine doğru son adımını atıyoruz. Ridley Scott ile son bir film daha izleyeceğiz. Bu film Prometheus’un devamı olmakla birlikte 1979 Alien filminin ise öncesidir. Yani bir sonraki filmde inanılmaz bir bağlantı izleyeceğiz. İlk filmi tekrar izlemeyi unutmayalım. Umarım çok daha orijinal bir senaryo görür ve ikonik sahnelere tanık oluruz. Bilim kurgu, korku türünde film sevenler için bu hafta sinemada kaçırılmayacak bir fırsat, Alien: Covenant.

2177903114990549

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER