Sherlock’un  4. sezon 3. bölümü bildiğiniz üzere yayınlandı sevgili okuyucu. Bazılarımız bölümü izleyebilmek adına uykusuz kaldık bazılarımız mesaiyi, okulu zar zor tamamlayıp kendimizi ekran başına attık. İzlediğimiz bölüm muhtemelen Sherlock’un son bölümü yani önümüzde çok büyük ihtimalle yıllar sürecek bir bekleyiş yok. Bir beşinci sezon olursa hepimizin çok mutlu olacağı aşikar hiç değilse arada özel bölüm falan çekseler keşke. Kısa bir bilgi olarak Sherlock’un BBC ile bir beşinci sezon kontratı olduğunu da not düşelim. Yani hiç bir şey olmasa BBC yeni sezon için bastırabilir.

Sherlock’a dair duygusal iç dökümümü ve tüm sezonların genel bir incelemesini yakın tarihte yapacağım fakat şimdilik spoiler uyarımı da vererek bölümü incelemeye girişelim.

sherlock-season-4-episode-3-finale-live-stream-where-to-watch-online-in-the-u-s-and-u-k-start-time-spoilers

Bölüm senelerdir beklediğimiz üçüncü kardeş gizemi üzerine kuruldu. Üçüncü kardeşin kim olduğunu ve Moriarty ile bağlantısını zaten bir bölüm önceden görmüştük. Bölüm başında verilen uçaktaki kız çocuğu hikayesi ziyadesiyle heyecanlandırıcıydı itiraf etmek gerek. Bölüm boyunca sağda solda Moriarty görmemiz gerçekten çok zevkliydi.

Mycroft’un evine yapılan baskın sahnesini zannediyorum çoğu seyirci benim gibi bir rüya sahnesi zannetmiştir. Gözleri kanayan tablolar, palyaço adamlar falan. Keşke Sherlock ile Watson çıkmadan önce tablolardaki düzeneği falan nasıl kurduklarını açıklasalardı dedim içimden. Sherlock’un bir şeyler anlatmasına gerçekten bayılıyorum. Param olsa adamı alıp matematik falan anlattıracağım kpss’ye falan hazırlanmak için öyle keyif alıyorum bir şeyleri açıklamasından. Sherlock’un üçüncü kardeşini ve Redbeard’ı hatırlamaması durumu psikolojik olarak mümkün ama senaryo içerisinde beklenildiği kadar etkileyici durmamış. Bir de çıkarım olayının ustası olan bir adamın senelerce bu gerçeği fark etmemesi biraz havada kalıyor. Keşke buna dair bir açıklama getirselerdi dedim bölüm boyunca. Sherrinford ismini tahmin edildiği gibi bir yer ismi olarak kullanmış senaristler, daha önceki incelemelerde de belirtmiştim, Moffat Gatiss ikilisinin orijinal Sherlock anlatılarından parçaları toparlayıp yeni yorumlar katmasına bayılıyorum. Benim gibi Sherlock hikayelerini dönüp dönüp tekrar okuyan okuyucuları bile ters köşe yapabiliyorlar.

nintchdbpict000294796563

Bölümün mizah dozu başlarda epey yüksekti. Mycroft’un evini bastıkları sahnelerde Watson’ın tutumu, Mycroft’un eve gelişi, bomba odanın ortasına konduğundan aralarında geçen üçlü muhabbet. Seyir zevki ve mizah dozajı tam yerinde kısımlardı. Sherlock zannedilen adamın Mycroft çıkması “Sen Watson’a dua et” esprisi yerli yerinde ve güzeldi.

Üçlü Sherrinford’a indikten birkaç dakika sonra dizinin tonu temelinden değişti ve her bir gözeneğimizden gerilim fışkırmaya başladı. Öykü hakkında konuşmadan önce şunu belirtmem gerek; İngiliz dizileri cast olarak hakikaten muhteşem işler ortaya koyuyor. İzlediğim onca İngiliz dizisi içerisinde bir tane olsun “Bu oyuncu da bu role uymamış” diyebileceğim birini görmedim. Eurus Holmes’u oynayan Sian Brooke harika bir tercih olmuş. Kendisini ilk defa gördüm fakat oyunculuğuna tam puan verdim. Tedirgin edici sükuneti gerçekten çok başarılıydı.

Bölümün öyküsüne gelirsek; bölüm tam bir Moffat öyküsüydü. Alın bu bölümün pilotunu bir şekilde sağını solunu değiştirip Doctor Who’ya uyarlayın yine çalışır mesela. Bütün o ters köşeler, ahlaki açmazlar, birbirine tuhaf şekillerde bağlanan durumlar. İyi ya da kötü Steven Moffat’ın bir hikaye anlatma dili var ve biz bunu birçok eserde gördük.

Eurus Holmes’un manipüle yeteneğinin sınırsızlığı beni tatmin etmedi. Tamam ortada Hannibal Lecter gibi olması için özellikle çaba harcanmış bir karakter var bunu hepimiz görebiliyoruz ama arkadaşlar orası Sherrinford. Mycroft’un tabiri ile cehennemin öbür adı. Burada çalışan adamlar hele hele mekanın müdürü öyle manipüle edilebilir tiplerse kapatalım tesisi gidelim rica ediyorum.  Gerçekten Hannibal Lecter’ı oraya koysan bir hafta içerisinde tüm tesis çalışanları kendilerini jülyen doğrayıp marine edip pişirerek götüreceklermiş demek ki.

Moriarty’nin gözüktüğü sahne gerçekten duygularımızla oynadı. Queen’den I Want to Break Free dinleyerek gelişi olsun, ortamdaki karizması olsun hepimizin içi gitti fakat senaryoya koyuluş şekli hiç etik değildi. Moffat belli ki ters köşe yaparken kendinden geçmiş toparlayamamışlar. Hepimizi Eurus’un yönetimindeki tesise Moriarty’nin geldiğine inandırıp hepimize “Hadi canım! Yok artık! Ulan!” nidaları attırdıktan sonra gelen beş yıl önce yazısını ben pis pis sırıtan Moffat suratı olarak gördüm. Eurus’un Sherlock’un önüne koyduğu bilmeceler ortalama seviyede şeylerdi. Genelde ahlaki açmazlar içeren şeyleri severim fakat Molly’e seni seviyorum dedirtmesi dışında hiç bir numara beni tatmin etmedi, edemedi. Elde kalan son kurşunun Mycroft yada Watson’ı öldürmesi için kaldığı çok belliydi fakat bunun çözümünün Açlık Oyunları’nın finali ile hemen hemen aynı olması canımı sıktı. Mycroft’un kendisini öldürtmek için çaba harcadığı çok belliydi bir an Mycroft’un aslında çelik yelek giydiğini bunun için vurulmak istediğini falan düşündüm. Hatta yüzümden vurma kalbimden vur deyişini bile buna bağladım.

landscape-1484327618-do-bright-3

Mycroft demişken birkaç satır Gatiss övmezsem içimde kalacak. Dizinin hem senaryosunu yazıp hem oynayan bu abimiz gerçekten İngilizlik konusunda bir dünya markası olabilir. Fazla soğuk, espritüel, fazla gergin, fazla ciddi, fazla zeki gibi sıfatları üzerine çok güzel giyinmiş dolaşıyor kendisi. Senaryoyu kendisi yazdığı için mi bu kadar iyi oynuyor bilemiyorum fakat keşke bir bölüm olsa Doctor rolünde görebilsek kendisini.

Redbeard olayının deştikçe daha da dramatikleşmesi zaten beklenen bir şeydi fakat Mycroft’un Sherlock’un evinde bunu saklamasına pek mana veremedim. Hayır arkadaşım bir tarafında ayı bağırıyor sen hala gizem kasmanın peşindesin. En azından söyle de kadının nasıl bir manyak olduğunu anlayalım, Sherlock da anlasın. Bölüm içerisinde bir kez daha Irene Adler’ın adının geçmesi fakat kendisinin gözükmemesi üzdü. Oyuncu Lara Pulver ile anlaşamadılar desem kendisinin pek de büyük rolleri yok Sherlock’ten sonra. Umarım bir beşinci sezon olur ve umarım kendisini görürüz. Bütün hikayenin oyun arkadaşı bulamayan çocuk sendromuna bağlanması da bana Moriarty’i hatırlattı ne yalan söyleyeyim biraz kendini tekrarlamış gibi geldi.

***Araya giren bir başka yazar Anıl’ın görüşleri***

Sherlock incelemeleri Uğur’a ait biliyorum ancak iki kelam laf etmeseydim şuracıkta can verirdim. Sherlock’un Son Problem bölümü ile muhtemelen veda ettiğini düşünenlerdenim. Hiçbir cevapsız sorunun kalmadığı hatta Sir Arthur Conan Doyle’un asıl finallerinden olan Şelale’den düşüşü bile bir yerlere bağlamalarıyla beni benden aldılar. Bütün bölüm gerim gerim gerildim ve bir ara nefes almayı unutmuşum! Eurus Holmes, tek bir bölüm ile anlatılamayacak kadar üst düzey bir beyne sahip Holmes kardeşlerin en küçüğüydü. Moriarty’nin deyimiyle HOLMES, HOLMES’Ü ÖLDÜRÜYOR tiratı bölümün en güzel özeti oldu. Moriarty demişken, 5 sene önce yazısına kadar yastığıma sarılmış çılgınlar gibi çığlıklar atarken 5 sene önce yazısını gördükten sonra dahi hala çığlık attığımı farkettim. Moriarty’nin görünüşü dahi beni çok başka yerlere götürüyor arkadaşlar. Tek korkum onunda Eurus tarafından manipüle edildiği gerçeğiydi ancak bu Mycroft tarafından SHERLOCK’A TAKINTININ FARKINDAYIM lafıyla çürütülmüş oldu. Eurus ile camdan yaptıkları ÇILGIN BEYİNLERİN SEVİŞMESİ sadece bu ikiliye yakışırdı. Sonuçtan ise şunu çıkarabiliriz sanırım;

Sherlock > Eurus=Moriarty

Eurus en akıllı Holmes gibi gözükse tıpkı geçen sezon Sherlock’un kaldığı ancak kaçmayı başarabildiği akıl hapishanesinde sıkışıp kalması onu Sherlock’tan bir adım geride tutmuş oldu. Redbeard hikayesinin köpekten Sherlock’un en yakın çocukluk arkadaşı çıkması, Sherlock’un çocukluğundan beri hep korsan olmak istemesinin sebebi, bu bölüm kaçırdıkları teknede BEN KORSANIM diyerek atlaması Sherlock’un Sherlock olma serüvenini tamamlaması açısından ince detaylar oldu. En yakın arkadaşını kaybetmesi sonucu duygularını öldüren, Redbeard’ı araştırmaya kafayı takmasıyla da bugünkü Dedektif Sherlock olmasını Eurus’a borçlu olduğunu anlıyoruz. Kısacası 4 sezon boyunca en yakın arkadaşını kaybetmesiyle başlayan travma, bir sonraki en yakın arkadaşı Watson’ı bulması ve kurtarmasıyla dizi sona erdi diyebiliriz. 

***Araya giren bir başka yazar Anıl’ın görüşleri***

Velhasıl,şimdilik Sherlock üzerine söyleyeceklerimiz bunlar ilerleyen zamanlarda yeni sezon olacak mı olacaksa ne zaman olacak? gibi sorulara cevap veren paylaşımlarla aranıza döneceğiz.

Şimdilik görüşmek üzere.

1 YORUM

  1. Sherlock dizisi belki de son zamanlarda keyif aldığım tek dizi diyebilirim. Sezon aralarının fazla olmasına rağmen inatla bekledim bütün sezonları. Hele ki bu sezon özellikle 2. bölümde bayağı bir yükseldim açıkçası. Bu bölüm için de beklentim fazlaydı çünkü hem geçen bölüm bayağı bir yüksek seviyedeydi ve bu bölümün dizinin final bölüm olma olasılığı(ydı).
    Bölüm genel olarak güzel olsa da ben bazı eksiklikler hissettim. Eurus’un karakter gelişimi bana kalırsa çok hızlı geçildi. Örnek olarak Moriarty’i 2. sezonun her bölümünde görmüştük ve iyice oturtmuşlardı fakat Eurus’u keşke biraz daha fazla işleselerdi keşke. Örneğin Moriarty ile o 5 dkyı daha çok açabilirlerdi. Ya da Sherrinford’u manipule etme işlemini açabilirlerdi. Ya da madem bu sezon son sezon 3 değil de 4 bölüm yapalım o bölümde de Eurus’u işleyelim deselerdi keşke.
    Yine de Eurus ile Sherlock’un duygusal sahneleri. Molly ile olan sekanslar gerçekten güzeldi. Sherlock’un insanlaşmasını ve duygusal yönünü iyice işlemeye devam etmişler. Onun her ne kadar makine zekasına sahip olsa da etten kemikten duygudan oluşan bir insan olduğunu anlatmaya devam etmeleri beni rahatsız etmedi açıkçası.
    Üzülerek söylüyorum ki o sondaki Mary’nin videosunun olduğu sahneler bana bu bölümün kesin final olduğu izlenimini verdi. Aynı Mary’nin anlattığı gibi 4 sezon boyunca değişik sekansları gözümde istemsiz canlandırdım. Sherlock’un Lastrade’ye en sonunda ismini doğru şekilde söylemesi ya da polis memurunun Sherlock’u öven sözleri final olduğunu belirten ufak detaylardı bana göre. Bölümün en sevdiğim sahnesi ise Eurus’un Sherlock ile beraber keman çaldıkları sahnelerdi. Gerçekten çok beğendim.
    Özetle kitaplarını okuyup her zaman hayranı olduğum Sherlock Holmes karakterinin günümüzde geçen hikayelerinin anlatıldığı bu mükemmel dizinin bitmesine bayağı bir üzülsem de bu diziyi izlediğim için kendimi aşırı şanslı hissediyorum. Normalde biz diziyi, filmi ikinci kez izlemeyi sevmem ama fırsat bulduğumda tüm sezonları baştan sona izlemek istiyorum. Martin Freeman ve Benedict Cumberbatc’in oyunculuklarına hayran kaldım. Ayrıca Mark Gatiss’i de yakından takip etme kararı aldım bu diziden sonra.

CEVAP VER