Gönüllerin Sultanı Sherlock sezonun üçte ikisini geride bıraktı arkadaşlar. İkinci bölüm tam anlamıyla özlediğimiz gerçek Sherlock tadını tüm hücrelerimize yaydı. Gerçekten ikinci bölümle kıyaslanınca sezonun ilk bölümü Gürcü Sherlock’u gibi kalıyor.

Lafı fazla uzatmadan evvel spoiler uyarısını yapıyor ve becerebildiğim kadarıyla incelemeye girişiyorum.

mv5bzje5nduyyjctogexyy00zwi2ltkynzctodfhyje4nmi0otjjl2ltywdll2ltywdlxkeyxkfqcgdeqxvymjexmjk0odk-_v1_

Bölümün kötüsü Culverton Smith rolünü oynayan Toby Jones isimli abimiz gerçekten kötü adamı oynamak için yaratılmış gibiydi. O yüz, o diş yapısı, o mimikler Fox Kids kuşağından hatırladığımız çizgi roman uyarlaması animasyon dizilerin kötü adamları gibiydi adeta. Oyunculuğuyla mest etti. Durduramadık.

Bölümün ilk kısmı seri şekilde gelen ve bir kısmı bölümün sonuna dek cevaplanmayan sorularla, twistlerle doluydu. John Watson’ın evindeki kadını evvela otobüste tanıştığı Bayan E zannettim. Yetmedi Marry’i görünce bir süre ulan bu cidden yaşıyor mu Watson mı inceden balataları yaktı dedim. O da kesmedi Sherlock iyice kafayı yedi kendi başına mı dolaştı o kadar yolu yoksa gerçekten yanında biri var mıydı diye sorguladık. Spor arabayla Watson’ın terapistini basan kişinin Sherlock olduğunu sandık ama o da kalktı Bayan Hudson çıktı. Size yemin ediyorum sevgili okuyucu, bir ara burnum kanıyor mu bu derece kafa karışıklığından diye kontrol etmek zorunda kaldım.

Bölüm finale giden ipuçlarını ince ince çok güzel dokudu. Değil bir tv dizisinde sinema filmlerinde dahi kolay kolay göremeyeceğimiz bir hikaye akışı sürdü bölüm boyu. Mantıksız gözüken her şey tek tek açığa kavuştu. Sherlock’un sarışın kadından aldığı bilgiler, Culverton kağıdı Faith’in elinden almamış mıydı ne oldu da kadın tekrar kağıdı buldu sorusu, Marry Watson’ın Sherlock’a bıraktığı mesajın içeriği birbirini öyle güzel tamamladı ki senaryo yazımı konusunda ders olarak okutulması gereken bir bölüm izledik. Bölüm mizah dozunu da muhteşem ayarlayıp bazı ince ince esprilerle gönlümüzü şenlendirdi neşemize neşe kattı. “Big Brother is Watching You” esprisi hayranlık uyandıracak kadar iyiydi. Sherlock’un Culverton ile girdiği seri katiller nasıl yakalanır tartışmasında bazıları reklam yapıyor demesi dahiceydi. Geçen bölüme dair incelememin sonunca en büyük korkumun bölümün çok kasvetli olması olduğunu söylemiştim. Çok şükür korkumu yersiz çıkardılar.

Dizi bize insanileşen bir Sherlock göstermeye devam ediyor Eurus’un “Sizi çok nazik buldum” lafı, bunu gözümüze gözümüze soktu. Açık konuşmak gerekirse Sherlock’un çocuk hastanesine götürüldüğü sahnede birkaç çocuğa hastalıklarından bahsederek çocukların canını sıkmasını bekledim korkuyla zira böyle bir şeyi ilk sezonlar yapsa hiç birimiz şaşırmazdık tahmin ediyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Holmes’ü ilk defa bir seri katilin peşinde görüyoruz bu bölümde. Şahsen ben Moriarty’i seri katil olarak algılamıyorum bildiğiniz üzere kendisi bir danışman suçlu. Sherlock’un üçüncü sezondan beridir olaylara etik açıdan yaklaşması da insanileştiğinin bir göstergesi olarak sunuluyor bizlere. Magnussen olayında da Culverton Smith vakasında da Sherlock hedeflerinin ahlaki olarak yozlaşmış olduğunun özellikle dikkatini çekti. Moriarty’nin eylemlerinde adeta neşelenip oradan oraya zıplayan Sherlock’un bu hale gelişi gerçekten takdire şayan bir değişim.

Watson ile Sherlock arasındaki dinamik tadını kaçırmadan devam ettirilmiş. Watson’ın kırgınlığı da Sherlock’un pişmanlığı da izleyiciyi drama boğmadan senaryo içine güzel yedirilmiş.

Sherlock’un çıkarım patlamalarına yeterince şahit olduk bu bölümde de. Gerçekten dizinin en zevkli kısımlarından biri benim için bu. İlk bölümdeki Watson’ın cemaziyelevvelini akıl yürütmeyle bulmasından başlayarak her bölümde böyle sahneleri hayranlıkla izledim, hatta inceden inceye Sherlock’a özendim. Culverton da Sherlock ile karşılıklı oynayabilecek kadar zeki bir adamdı. “Cereal killer” mevzusu ve Sherlock’u bir reklam objesi haline getirmesi gerçekten zekice bir hamleydi takdirlerimi kazandı.

Bölümün bence en muhteşem anlarından biri Bayan Hudson’ın Sherlock üzerine çıkarımlarının sergilendiği sahneydi. Mycroft ile kafa bulmasından tutun Sherlock’un davranış düzenini ortaya dökmesine kadar her şey dört dörtlüktü. Bayan Hudson muhteşem bir detay, dizinin ilk bölümünden beri artan bir hızla hayranlık uyandırmaya devam ediyor.

Açık konuşmak gerekirse Mycroft’un üçüncü kardeş konusunda Watson’a açık vermesini biraz acemice buldum. Arkadaşlar adam İngiliz Derin Devleti, İngiliz Gladyo yapılanmasının bir numaralı adamı, kendisine yazmasın diye başbakanı çaldırıp kapatan bir adam konuşma esnasında devlet sırrı mukabilinde bir bilgiyi ağzından kaçırır mı gerçekten? Bölümün güzelliğinin hatrına bu ufak detayı görmezden geldim fakat Sherlock’a yakışmayan bir hata olduğunu da söylemeden edemeyeceğim.

Bölümün sonlarına doğru gönüllerimizi şenlendiren olaylardan ikisi ardı ardına geldi bunlardan biri elbet “kadın” tarafından atılan mesaj diğeri Sherlock’un doğum gününü öğrenmemizdi. Yemin ediyorum haberi alınca ekran başında “Doğum günün kutlu olsun mutlu ol senelerce/ sana boncuktan Moriarty yaptım konacak şöminene” diye şarkı söylemekten kendimi alamadım. Watson’ın “Oğlum seviyorsan git konuş bence” temalı tiradını ve arkasından gelen itiraf dalgasını da muhteşem yerinde ve tatmin edici buldum.

tumblr_inline_ojhwsagq2b1sxmkh0_500

Bölümün esas şoku ise elbette final sahnesindeydi. O kadın nereden geldi? Sherlock hayal görüyorsa o bilgileri nerden edindi? Hadi bilgileri edindi o kağıt nereden çıktı? gibi sorulara çok yerli yerinde cevaplar verdi bölüm. Yıllardır merakla beklenen üçüncü kardeş müthiş bir twist ile ortaya çıktı ve bu kardeş geçen bölüm bir yere bağlanmamasından şikayetçi olduğumuz bayan E olayını da dizi içerisinde çok güzel konumlandırdı. Sizi temin ederim sevgili okuyucu yazının bu kadar geç yayınlanmasının sebebi final sahnesinin şokunu üzerimden atamamam. Şimdilik üçüncü kardeş Eurus ile ilgili bildiklerimiz şunlar;

İsmi Doğu Rüzgarı anlamına geliyor. Sherlock’un çocukluğuna ait tekerleme ile net bir şekilde bağlantılı ve Mycroft’un 3. sezon 3. bölüm de bahsettiği DOĞU RÜZGARI tehlikesinin EURUS’a bağlanması muazzamdı. Bahsettiği söz ise şuydu; “East Wind is coming Sherlock. It’s coming to get you”

Kendisi bir kadın bundan dolayı da Sherrinford ismi muhtemelen bir takma ad.

Moriarty ile bir bağı var. Bazı izleyicilerin kurduğu teorileri göz önünde bulundurursak kendisi gerçek Moriarty veya Moriarty’nin dahi piyon olduğu ortaya çıkabilir.

BONUS 1:

Kahkaha attığım o efsane ayar

qjnx1z

 

BONUS 2:

Irene Adler..

Velhasıl sevgili okuyucu Sherlock efsanevi bir bölümle geldi. Haftaya yine o acı son ile karşılaşacak ve sezon finalini izliyor olacağız. Yorumlarınızı ve görüşlerinizi duymak istiyorum. Gelin, tartışalım!

2 YORUMLAR

  1. Hayatımda ilk defa bir dizi finalinde evde bağırdım kendi kendime. Bölüm bittiğinde yaklaşık 1 saat kendime gelemedim. Benedict Cumberbatch’ın performansı ağzımı yine açık bıraktı. Müthiş oyuncu. Bölümü izlemeden hem Culverton Smith isminden hem de bölüm isminden “The Adventures of Dying Detective” hikayesine bölüm içerisinde referans veya referanslar olduğunun anlaşılması mümkün. Ki orjinal hikayede Sherlock hastalanıyor bildiğim kadarıyla. Bitik halde yani. Diziye bunun referansını çok güzel verdiklerini düşünüyorum. Sherlock bölümün çoğunda bitik haldeydi.

    Bölümde beni güldüren pek çok şey oldu. Sherlock’un Mycroft’un helikopterine verdiği ayar, Bayan Hudson’un Sherlock ile olan diyalogları onu bagaja atmış olması beni bayağı bir güldürdü. Şu zamana kadar dizideki Sherlock’un gözlemlerinin gösterilmesi benim hep hoşuma gitmiştir. Bu bölümde de Faith olarak bildiği Eurus’un odasının boyutunu açıklaması gayet hoşuma gitti.

    Genelde ters köşe yapan ve şaşırtan yapımlar ilgimi oldukça çekmiştir. Sherlock’un bu bölümü bu yönden beni oldukça tatmin etti. Erkek kardeş olarak düşündüğümüz Sherrinford’un kız kardeş çıkması. Mary’nin bir önceki bölüm “Cehenneme git Sherlock” derken aslında neyi kastettiğinin çıkması. Irene Adler’in dizideki hikayesinin bittiğini düşünüp, Watson ve Mary’nin buruk duygusallığından yeniden gündeme gelmesi. Bayağı bir hoşuma gitti.

    Her ne kadar istemesem de bu bölüm ve bir sonraki bölümün ismi artık finale doğru kesin adımlarla gidildiğini düşündürtüyor bana. Biraz üzgünüm doğrusu. Uzun zamandır bu kadar etkilenmemiştim bir diziden. I’m Sherlocked resmen !

CEVAP VER