Yıllar boyu özlemle bekleten, çıktığında çığlıklar ata ata izlememizi sağlayan, uğruna siyah kaşe kabanlar alıp yakalarını kaldırarak yürüdüğümüz efsane dizimiz Sherlock geri döndü. Açık konuşmak gerekirse bölüm son sahnesi dışında ortalama bir Sherlock bölümü şeklinde ilerledi. Hayranlarının iki yıldır içlerinde büyüte büyüte devasa boyutlara ulaştırdıkları beklentilerin biraz altında kalsa da son andaki dramatik olayla kimsede bir şey söyleyecek takat bırakmadı.

Yazımızın bundan sonrası spoiler içerecektir. Dizinin heyecanı kaçması isteyen okurlarımızın bölümü izledikten sonra okuması önemle önerilir.

mv5bogvmzweyotqtyti3os00ztdhlwi2mwytmjk5n2vioduymgm4l2ltywdll2ltywdlxkeyxkfqcgdeqxvynji1mtg1ndu-_v1_

Muhteşem denecek sinema ve tv yapımları yapmak muhteşem romanlar yazmaktan bir yönüyle daha külfetli edebi eserler tek kişi tarafından meydana getirilirken dizi ve filmlerde muhteşem bir ekip çalışması gerekiyor. Kült yönetmenlerin hemen hepsinin aynı oyuncularla, aynı teknik ekiple çalışmasının nedeni de bir noktada bu olabilir. Tüm tekerleklerin aynı anda ahenk içinde dönmesi gerekiyor. İşte Sherlock’u muhteşem yapan şeylerin başında da bu uyum geliyor. Yönetmenlik, senaryo, oyunculuk, müzikler hepsi beraber ve solo olarak döktürüyor. Dizinin hiçbir yanı diğer yanlarına göre soluk kalmıyor.

Bölümün yönetmeni Rachel Talalay ilk kez bir Sherlock bölümü yönetmiş fakat işin altından ustalıkla kalkmış, enteresan geçişler, video ve kısa mesaj vs ögelerin sahne içerisinde yerli yerine oturtulması, gayet yerinde ve tadında kamera açıları Sherlock’un ilk bölümden beri devam eden görsel diline çok güzel uyum sağlamış.

Oyunculuklara gelecek olursak; Benedict Cumberbatch bundan sonra ne oynarsa oynasın akıllarda hep Sherlock rolü ile kalacakmış gibi duruyor. Guy Ritchie filmlerindeki Robert Downey’in Sherlock Holmes’u ile arasındaki fark öyle aşikar ve öyle güzel ki Avrupa ve Amerika yapımları arasındaki anlayış farkını bu iki oyuncunun rollerini yorumlamasına bakarak çok net anlayabilirsiniz. Downey tabii olarak Hollywoodlaştırılmış ve züppeleştirilmiş bir Sherlock canlandırırken Cumberbatch efsanenin hakkını sonuna kadar veriyor. Karakteri müthiş canlandırdığı gibi üzerine yazılan karakter gelişimini de fevkalade bir şekilde yansıtıyor.

Martin Freeman ise bu bölümün parlayan yıldızıydı. yaptığı yahut yapmadığı her jest, her mimik oyunculuk dersi niteliğindeydi. Önünde saygı ile eğilir ayakta alkışlarız kendisini. Umarım Peter Jackson’ın CGI’a boğulmuş Hobbit serisinden daha güzel yerlerde, oyunculuk yeteneklerini daha da gösterebileceği yapımlarda görürüz kendisini.

mv5bmjewmtcxmteymv5bml5banbnxkftztgwnzewnti5mdi-_v1_

Senaryo konusunda konuşmak gerekirse, ekibin klasik Sherlock Holmes hikayelerini alıp kendi kurdukları senaryonun içerisine ustalıkla yedirmesine bayılıyorum. Daha evvel birçok kez yaptıklarını yinelemişler: Mark Gattis Türkçe’ye genelde Altı Napolyon Heykelinin Esrarı olarak çevrilen hikayeyi almış,  hikayenin orijinal bağlamını adeta parodileyerek -benim gibi hikayeyi okuduğu için bölümün sonunu bildiğini sananları çok güzel ters köşeye yatırarak- gayet güzel bir senaryo meydana getirmiş.

Açık konuşmak gerekirse bölümün ana hikayesi Mary’e bağlandığında bir miktar da olsa canım sıkılmıştı. Hatta yazının başlarında bir yerlerinde Doctor Who’nun düştüğü hallere de gönderme yaparak “Moffat ve Gattis yan karakterleri ana sahneye atacağım derken dizilere ismini veren ana karakterleri yardımcılarının işlerine koşturur hale getiriyor.” diyecektim fakat sağolsunlar hikayeyi güzel bağladılar.

Zannediyorum bölüm boyunca derinleştirilmeyen karakter olarak bir Mrs. Hudson kaldı. Greg bile romantik ilişkilere girme yolunda adımlar attı, flörtleşti baya baya. Watson karakteri dizinin geleceği açısından çok kilit bir yerde konumlandırıldı, Sherlock’un damla damla ilerleyen karakter gelişimi sel oldu aktı. 4. Sezonun dizinin son sezonu olması kuvvetle muhtemel fakat karakterleri getirdikleri nokta, senaristlerin fikir üretmekteki kabiliyeti, kaynak materyalin genişliği diziyi daha bir dört beş yıl götürecek derinlikte.

mv5bmjq2nje5odm4mv5bml5banbnxkftztgwmjiwnti5mdi-_v1_
rahmetle anıyoruz…

Sherlock’un karakter gelişiminden bahsetmişken, dizi farklı bir okumayla toplumsal ilişkileri zayıf, insani duyguları körelmiş bir mantık abidesi olan Sherlock Holmes’ün insanlaşmasına dair bir anlatı olarak da okunabilir. Birçok kez işlenen hatta sit-com yapılarına (bknz: Sheldon Cooper) meze olan bu alt metin karakter değişimini yansıtan oyuncu Benedict Cumberbatch olunca hiç de klişe gibi durmuyor. Hakkını vermek gerek senaryo da bu karakter değişimini gayet verimli işliyor. Mary’nin ölümünü Sherlock Holmes’ün suçluyu tahrik etmesiyle bağdaştırarak Holmes’ü çok büyük bir vicdan yükü altına sokan senaristler bu gelişimi nasıl ve nerede tamamlayacak merakla bekliyorum.

Dizinin ilk kısımları büyük oranda eğlenceliydi. Moffat ve Gattis ikilisinin mizahi yönleri ve mizahı sadece replikle, karakterle değil kurguyla da verebilme kabiliyetleri gerçekten takdir edilesi. Hatta bu ikili bir ara tekrar Coupling gibi bir durum komedisi yazsa da gülmelere doyamasak diye geçirdim içimden bölümü izlerken. İlk sahnede Sherlock’un hafif zibidi tavırları, zencefilli kurabiyelere saldırması Vivian ile dondurma muhabbeti yapması falan baya Doctor’u hatırlattı bana. İki dizinin de senaristinin aynı olması bazen Doctor’da Sherlock’u Sherlock’ta Doctor’u görmemize sebep oluyor böyle. Güzel de oluyor. Eminim Cumberbatch’i Tardis’in içinde oradan oraya koşarken görmek isteyen benim gibi milyonlarca insan vardır fakat bu ağırlığın altına girmeyi istemediğini ifade eden sözlerini hatırlayıp hatırlayıp benim gibi üzülüyorlardır.

Sherlock’un aynı anda birçok vaka ile uğraşması, Watson ailesinin en minik ve ponçik üyesiyle anlaşmaya çalışması, vaftiz törenindeki Siri sahnesi gerçekten muhteşem eğlenceliydi. Mycroft ile konuşmasında insan hareketlerinin tahmin edilebilirliği üzerinden determinizme giriş dersi vermesi kendi çapında felsefe seven biri olarak beni çok yükseltti.

Son heykelin kırılmasından sonra dizinin tonu birden kaydı ve bizi bölümün büyük olayı olan Mary Watson’ın ölümüne doğru sürükledi. Yukarıda da dediğim gibi bölümün Mary’nin ajan geçmişi üzerinden gitmesi başta beni biraz rahatsız etmişti. Watson’ın durduk yere dolmuşta kendisine numarasını veren kadınla mesajlaşmaya başlamasını anlamlandıramadım. Bir süre karısı eski bir süper ajan olan Watson’ın başka kadınlarla mesajlaşacak cesareti bulmak için ne kadar yürek yemiş olması gerektiğini düşündüm (kamu spotu: eşinizi, sevgilinizi aldatmayın, süper ajan olmasalar da aldatmayın) Kadın önümüzdeki bölümlerde tekrar karşımıza çıkacak, Watson’ın sıkıcı ama huzurlu hayatının ortağı haline falan gelecekse durum anlaşılabilir ama Watson çocuklu bir aile olmanın gerilimiyle böyle bir işe kalkıştıysa ve kadını bir daha görmeyeceksek bunun arka planının iyi verilmemiş olduğunu düşünüyorum.

Açık konuşmak gerekirse Mary Watson’ın ölümünde de bir olmamışlık seziyorum. Yani hemen hemen aynı bölgeden kurşun yiyen Sherlock pekala kurtuldu. Mary de artık bildiğimiz üzere düz ev hanımı değil eski özel ajan kurşunu yemek için daha iyi bir yol tercih edebilirdi gibi geliyor bana ya da kurşunu yemeden Sherlock’u da kurtarabilirdi. Ne kadar olmamışlık hissi verirse versin Mary Watson’ın ölümü diziyi çok başka bir noktaya çekti. Watson ve Holmes dinamikleri yeni ve tuhaf bir evreye girdi ve dizinin bize bunu yansıtmak için iki sadece iki bölümü var.

İncelememizi bitirmeden evvel değinmemiz gereken bir de üçüncü kardeş olayı var. Dizide gizem yaratmalara doyamayıp 3. sezonun son bölümünde varlığını açıkladıkları Sherinford Holmes karakterini yakın zamanda bize gösterecek gibi. Konuyla ilgili teoriler, tahminler almış başını gitmiş durumda. Şu an hakkında net bir tahmin yürütemeyeceğimiz karakter gelip hikayenin bel kemiğine oturacak belli ki. Kendisi aslında Moriarty’di deseler inanırız o derece gizemli bir durum söz konusu.

Bir beşinci sezon olacak mı? Olursa kaç yıl sonra olacak şu an için kesin olarak bilemiyoruz fakat benim en büyük korkum kalan iki bölümün ağır bir şekilde kasvetli olması zira Sherlock gerilimi, duygusallık ve mizahı çok iyi harmanlayan izleyiciye duygular arası geçişleri çok güzel yaşatabilen bir dizi. Umarım en iyi ihtimalle seneler boyunca izleyeceğimiz son Sherlock bölümleri olan ikinci ve üçüncü bölüm bu özellikten feragat etmez.

Sherlock üzerine şimdilik söyleyeceklerimiz bu kadar. Sizin görüşleriniz neler? Yorumlarınızı, düşüncelerinizi merakla bekliyoruz.

 

5 YORUMLAR

  1. Bence 3. kardeşi bu sezonda görme ihtimalimiz yüksek. İnternette San Diego Comic-con’da çekilmiş bir görselde Gatiss, Abbington ve Cumberbatch ellerinde birer karton tutuyorlar. Gatiss’in kartonunda Thatcher(ilk bölüme referans), Mary rolünü oynayan Abbington’ın kartonunda Smith(bu da sanırım 2. bölümle ilgili bir referans) ve Sherlock’umuzun elindeki kartonda da Sherrinford yazıyor. Bana göre bu sezon içerisinde 3. kardeşi görme olasılığımız bayağı bir yüksek.

  2. Ben de öyle düşünüyorum. Ne yazık ki bir beşinci sezon olmama ihtimali var. Böyle sezon sezon işlenecek konuları iki bölüme sığdırıp paketleyecekler gibi geliyor bana. Önümüzdeki bölüm sıkı bir Moriarty bölümü olacak ve entrikanın arkasında Sherlock ile Watson’ın barışmasını izleyeceğiz. Sonraki bölüm yani sezon finalinde ise üçüncü kardeş çıkacak bana kalırsa. Dexter’ın ilk sezonundaki kardeş vakası gibi bir şey olabilir gibi geliyor bana. Merakla bekliyoruz. Yorum için teşekkürler.

  3. Robert Downey Jr ve Cumberbatch’den önce Holmes’ü canlandıran kimse yokmuş gibi yorumlamışsınız. Gençlerin sorunu bu sanırım, klasikleri bilmiyorlar.

  4. Söylentiler almış başını gidiyor efendim. Geçen günlerde Cumberbatch 4. sezon dizinin son sezonu olabilir diye açıklama yaptı bilemiyoruz.
    Robert Downey Jr ile Cumberbatch arasındaki karşılaştırmayı da eş zamanlı olarak Sherlock Holmes rolünü canlandırdıkları için kullandım. Açık konumak gerekirse ortaokul yıllarımdan beri Sherlock Holmes hayranıyım. Filmlerini nerede nasıl bulsam izler kitapları tekrar tekrar okurum fakat eleştiriniz bana çok güzel bir yazı fikri verdi. İlk boş zaman dilimimde geçmişten bugüne tüm Sherlock Holmes uyarlamalarını kronolojik olarak izleyecek kaçırdığım oyuncu varsa performansını gözlemleyecek ve tarih boyunca Sherlock Holmes’ü canlandıran aktörler üzerine bir yazı yazmaya çabalayacağım.

CEVAP VER