Ne varsa eskiler de var diyen dedelerimize garip garip baktığımız günleri hatırlıyorum. O zamanlar ne doğru düzgün bir anımız, ne sahiplenebildiğimiz bir yaşam tarzına sahip değildik ve kavrayamıyorduk. Zaman geçip, eskiden yaşadıklarınıza iç çekerek bakıyorsanız yavaştan büyümeye başlamış oluyorsunuz. Benim için filmler, iç çekmeme sebebiyet veren olayların başında gelir. Kanal D’nin öğle kuşağında Polis Akademisi serisini verdiğü yıllar, Show TV’nin bıkmadan usanmadan Bebek Firarda’yı vermesi. Bunları sebepsiz şekilde sevmişizdir. Filmleri her gösterişlerinde içimizde bilinmeyen derin bir sevgi, saygı ile izlemeye devam etmişizdir. Bende buradan yola çıkarak o yılların güzelim filmlerini daha da güzelleştiren kötüleri sıralamak istedim.

1- Evde Tek Başına serisi / Harry ve Marv

sticky_bandits

90’lı yılların hemen başında geleceğin yıldızı olacağı her mimiğinden belli olan Macaulay Culkin, sonra ki yıllar da şöhretin bedelini kaldıramadığı ve uyuşturucu bağımlısı olması dışında hala gözümüzde şirin, sevimli çocuk ifadesini koruduğunu düşünüyorum. Büyümüş halinin fotoğrafını görmesem hala o yaşta kaldığını düşünürdüm. Ancak en az onun kadar Home Alone serisini güzelleştiren öbür iki karakter : Harry (Joe Pesci) ve Marv (Daniel Stern) 

Evde tek başına kalan bir çocuğun evine hırsızlık yapmaya giren ikili çete, hiç beklemedikleri kadar zeki ve kurnaz bir velet olan Kevin McCallister ile karşılaşırlar. 3’lünün müthiş uyumuyla film, seri haline gelir ve asla bıkmak bilmeden çocukluğumuzu güzelleştiren etmenlerden olmuştur.

2- Problem Çocuk / Junior

7317128

Filmin ana karakterinin hem çocuk olup hem müthiş baş belası olması çok rast geldiğimiz bir olay değil. Junior (Michael Oliver), çocuk esirgeme kurumlarında ailelerin evlatlık ettikten hemen sonra pişman olup geri yolladığı yaramaz bir çocuktur. Onu kötüler arasına almamın sebebi film boyunca insanlara yaşattığı müthiş ulvi bunalımlar. Lunapark dönme dolabında çocukları kusturma sahnesini aşağıya hemen yerleştireceğim o zaman sizde bana hak verirsiniz. Şeytan kostümünü giymiş, çilli suratıyla attığı gülüş hala aklımdadır ama iç dünyasında gayet iyi bir çocuk elbette.

3- Space Jam / The Monstars – Nerdluck

space_jam_17

90 neslinin şüphesiz en sevdiği filmlerin başında gelir Space Jam. Çağından ileri bir fikirle NBA tarihinin en büyük yıldızı, majesteleri Michael Jordan ve çizgi film tarihinin en sevilen karakteri Bugs Bunny’i aynı filmde izlemenin şerefine eriştiren tüm yetkililere tekrar bir teşekkür borcumuzun olduğunu düşünmekteyim. Filmi iyi yapan öbür faktör ise Nerdluck çetesinin NBA oyuncularının güçlerini çalarak Looney Tunes karakterlerine karşı kullanmalarıydı. Hala düşündükçe fikirlerin yaratıcılığına hayran kalırım. O yüzden bu filmin villainları en az Bugs, MJ kadar önemli bir yer tutar. Yakın bir tarihte ise Lebron James’li bir Space Jam 2 projesi gelmek üzere. İlki kadar güzel olabilir ancak o filmin verdiği orjinallik sadece ona ait kalacak

4- Babam söz verdi / Myron Larabee

jw14

Turboman oyuncağının peşinde koşan ikili Howard (Arnold Schwarzenegger) ve Myron(Sinbad)’ın film boyunca yaşadıkları maceraları unutmak mümkün mü ? Küçük Anakin Skywalkerımız Jack Lloyd’un canlandırdığı Jamie, Turboman oyuncağı isteği yüzünden babasına açtığı belaların haddi hesabı yoktu ancak ufak yaştan bu yaşıma kadar her izlediğimde hala aynı güzel duyguları hissetmişimdir. Sinbad’ın canlandırdığı Myron ise en iyi kalpli kötülerden biri olarak tarihe geçmiş olabilir. Sonuçta o da oğlu için bir Turboman oyuncağı istiyordu. Filmin sonunda ise 90’lı yılların filmlerinin en çok yaptığı şey olan DOĞRU VE ETİK OLANI YAPMAK mesajı yine veriliyor ve Jamie, Turboman oyuncağını Myron’a veriyordu. Bizde çocuk aklımızla tüm bu olayları kalpli emoji ifademizle izliyorduk. Ey gidi günler be! Seni unutmadık Myron reyiz!

5- Jumanji / Van Pelt

24c553547d898f2ae0321120eb6cafa2

Yüzümüzü senelerce güldüren harika insan Robin Williams vefat edeli çok oldu. Trajik ölümüne hala oldukça üzülenlerden biriyim. Her ne olursa olsun bıraktığı miras, bizi hayatımızın sonuna kadar güldürmeye devam edecek. Bunlardan en önemlisi ise elbette ki Jumanji! 90’lar için oldukça değişik bir konuya sahipti film ve yaşınız kaç olursa olsun Jumanji dünyası sizi hipnoz edercesine mutlu ediyordu. Alan Parrish (Robin Williams) ve Sarah Whittle (Bonnie Hunt) Jumanji oyununu oynamaya başlamasıyla Alan’ın oyun dünyasında geçirdiği seneler ve yaşadığı dünyaya büyümüş olarak dönmesiyle başlayan macera beni hala heyecanlandırmaya devam eder. Tabi ezeli düşmanı Van Pelt’in bu heyecana katkısını unutmamak lazım. Film boyunca asıl düşman Jumanji’nin ta kendisi gibi dursa da, Van Pelt Alan’ın peşini kesinlikle bırakmıyordu. Son sahnede Van Pelt, Alan’a sıktığı kurşunun tam onu vuracakken Back to the Future efektiyle oyun tamamlandığı için tüm geri kalan hayvanlar, böcekler gibi kendisi de oyunun içine geri dönüyordu. Böyle filmler iyiki yapılmış. En güzel yanları ise bir daha asla dönemeyeceğimiz zamanları, bize o günlere dönebilme hissini en yakından verebiliyor olmaları.

Görüşlerinizi merak ederek sözlerimi noktalıyorum. Umarım sizde nostaljik bir havaya bürünmüş ve geçmişe kısa bir yolculuk yapmışınızdır. Görüşmek üzere!

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER