Bu yazıda amacım çok uzun detaylı bir kritik yapmaktan öte, neredeyse on yılı bulmak üzere olan, üçüncü fazındaki Marvel sinematik evreninin, kaynağı çizgi roman evrenine ne gibi etkileri olduğunu gösterebilmek.

Nolan sizce DC'ye mi yaradı Marvel'e mi?
Nolan sizce DC’ye mi yaradı Marvel’e mi?

Öncelikle, bugün çizgi roman temelli filmlerin bu kadar revaçta olmasının sebebi bana kalırsa Hollywood’un orijinal hikayelerini tüketmesi ve yaratıcılık konusunda ciddi bir tıkanıklığa girmesinin sonucu olarak bütün mitolojilerin yanında, Amerikan mitolojisi de yapımcıların hedefine girmesi oldu. Öncesinde, yani işler iyiyken 2000 yılında çıkan ilk X-Men filmi, bir çizgi roman filminin, süper kahraman filminin modern dönemde, eldeki yeni olanaklarla çok da iyi yapılabileceğinin göstergesiydi ve hem o hem de Sam Raimi’nin  Spider-Man üçlemesi iyisiyle kötüsüyle güzel bir gösterge oldular. Ancak asıl patlama, Hollywood filmlerinin eski kalitesini yitirdiği sırada Nolan gibi bir ustanın 2005 yılında yaptığı mükemmel Batman Begins filmiyle başladı ve mesajı alan Marvel, vaktinde satamadığı ve aslında çizgi roman dünyasındaki popülerliğiyle düşünüldüğünde ikinci sınıf kahramanlar olarak görülebilecek karakterlerle 2008 yılında film evrenine ilk adımını attı (Lütfen Hulk filmi olmamış gibi davranalım). Her ne kadar Fox, X-Men üçlemesi ve Wolverine filmleri arasında bir bağlantı kurmuş olsada detaylı, programlı ve hiçbiri birbirinden kopmayan bir film evrenini başlatan Iron Man filminin başarısının verdiği cesaretle MCU oldu. Peki bugün artık sayamadığım kadar film ve film projesi, hasılat rekorları, filmlerin kaynağı olan çizgi roman evrenini ne şekilde etkiledi.

Ultimate Evreni

emir büyük yerden
emir büyük yerden

İlk olarak meseleyi 2000 yılındaki X-Men filminden ele alacağım. Her ne kadar film hakları Fox’da da olsa, o dönem daha Marvel film evreni gibi bir fikir olmadığı için bugünkü gibi bir rekabetten de söz edilemezdi. Marvel ne yaptı, önce filmlerin popülerliğinden hareket ederek bütün X-Men ekibine siyah deri ceket giydirdi. Aslında filmler için dahil olumsuz olan bu detay -X-Men’in farklı renklerle sembolize olmuş bir fenomen olduğu düşünüldüğünde- çizgi roman evreninde de hoş karşılanmadı. Bunun yanında gelen tek film X-Men de değildi. Farklı şirketlerde ve dolayısıyla birbirilerinden bağımsız evrenlerde aynı zamanlarda X-Men, Spider-Man, Daredevil, Electra ve Ghost Rider filmleri çıkıyordu. Bu durumu öngören şirket, aynı zamanda çizgi romanda on yıllardır aynı orijinle devam eden karakterlerin artık takip edilmesi zor bir hal aldığını da düşünerek Ultimate evrenini kurdu. Ki bence yapılabilecek en iyi işlerden biriydi filmlerle adaptasyon konusunda. Popüler kahramanların hikayelerini 50’lerdeki 60’lardaki orijinlerinden değil 2000’lerde o dönemlerin kurgu fantezi dünyasındaki mantık hatalarını da sırtlamadan daha makul, çağdaş ve daha adult çizgisine yakın hikayelerle ele alan evren, filmlerin yeniden yazdığı orjinleri de kabul ediyordu. Örneğin aynı ilk X-Men üçlemesindeki gibi orijinal takım Cyclops, Ice Man, Angel, Beast, Jean Grey’den oluşmuyordu. Storm Wolverine gibi ikinci dalga karakterler, henüz ergen olan Ice Man’a hocalık yapıyordu.

Dediğim gibi her anlamda daha serbest bir evrendi ve hem filmlerin etkisiyle de popülerliği artan çizgi romanları takip eden yeni nesil kitleye yeni bir başlangıç imkanı sunuyordu. Marvel, sinematik evreni kurarken her şeyiyle olmasa da Ultimate evrenindeki belli başlı detayları belirleyici görmüştü. Örneğin Hawkeye, bildiğimiz 616 evrenindeki, herhangi bir çizgi roman karesinde görülebilecek tüm kadınlarla ilişkisi olmuş Hawkeye değil, 1610 (Ultimate) evrenindeki aile babası Hawkeye’di. Nick Fury’nin sadece siyahi olması değil, bizzat Samuel Jackson’ın oynaması Ultimate evrenindeki Nick Fury’nin temennisiydi. Tabii ki Marvel bu süreçte 616 evrenini de boş bırakmadı. Örneğin 616 (beyaz) Nick Fury’nin yine aynı isimli siyahi bir oğlu çıktı ortaya ve Shield’da Maria Hill’in yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Ya da Cheese diye bir karakter yaratılarak Agents Of Shield’in merkezindeki Phil Coulson karakterinin temeli atıldı. Ultimate evreni, Secret Wars’a sebep olacak büyük çarpışmaya kadar bence orijinal evrene taş çıkartacak hikayelerle sürdü (bkz. Revolution, Ultimatum). Şu an henüz kesinliğe kavuşmasa da yok olduğu düşünülüyor ve zaten herhangi bir sayısı da çıkmıyor. Ancak Secret Wars sona ererken Ultimate evreninin popüler karakterlerinden Miles Morales ve 1610 Reed Richards, 616 versiyonu tarafından ana evrene alındı. 1610 Thor’un da Mjölnir’i bulundu. Ancak onun dışında evrenin dönüşüne ilişkin herhangi bir ipucu yok.

Film haklarının sorun haline gelişi, ya da God loves, Marvel Kills*

Yani diyor ki, foxa daha zınnık koklatmam
Yani diyor ki, foxa daha zınnık koklatmam

Aslında henüz daha Marvel Sinematik evreni ilk filmini çıkarmadan önce, hazırlıklar sırasında olabilecek en ciddi boyutlu ve yanlış olduğu artık kabul edilmiş hamle, film hakları başka şirketlerde olan karakterlerin ve takımların budanmaya başlanmasıydı. Burada en ciddi odak noktası, karakter sayısının çokluğu (milyonlarca) olması sebebiyle X-Men karakterleriydi. Seksenler ve doksanlardaki popülerliği sonucu artık cep evreni denebilecek kadar kendi içinde semirmiş mutant dünyasının silinmesi, Marvel’in son on yılda en çok küfür yediği olaylardan biriydi. Önce, her şey değişecek her şey çok güzel olacak iddiasıyla çıkan House Of M serisinde, Scarlet Witch’in tek cümlesiyle sayıları milyonları bulan mutantlar bir anda 200 kişinin altında, soyu tükenmekte olan bir türe dönüştü. Bu dönemde de her ne kadar çok başarılı hikayeler -ve hatta bana kalırsa ne kadar hakkı yenmiş olursa olsun müthiş bir Cyclops gelişimi- yazılmış olursa olsun, 80’lerden 2000’ler ortasına kadar bütün evrenin merkezinde olan X-Men, artık geri planda ve çoğu kez olan biteni izler pozisyonda kaldı. Bu boşluğu neyin doldurduğunu birazdan aşağıda yazacağım, ancak tamamen ticari kararlarla yapılan bu budama, 2012 senesinde çıkan ve ciddi bir hayal kırıklığı, çelişkiler silsilesi olan AvXle daha da kötü bir boyuta geldi. Mutant popülasyonu tekrar artsa da X-Men serilerinin sayıları azaltıldı, Cyclops gibi ikonik karakterlerin kahraman titri ellerinden alındı, Hitler benzetmesi yapıldı(!!!), vs vs.

Ta ki bu sene ne yapılırsa yapılsın hala daha yerlerine konmaya çalışan Inhuman serilerinden kat be kat daha fazla satış yapıyor olmaları, Fox’la geliştirilen nispeten iyi ilişkiler, hayran tepkileri sonucu önce bahara 7 farklı X-Men serisi müjdelemelerine kadar. Evet, artık bu konuda dev bir U dönüşüne tanıklık ediyoruz. Bunun yanında Fantastic Four’un sümen altı edilmeye çalışılması, Wolverine gibi tek başına dört beş seride gözüken bir karakterin çok vasat bir death of serisiyle öldürülmesine karşın, öldüğünü bildiğimiz ama nasıl öldüğünü bilmediğimiz Cyclops’a, bu geri dönüşe selam çakar gibi, çizgi roman tarihinin en ikonik ölümlerinden birinin yazılması -bakın hala duygulanıyorum yazarken- son olarak da Inhumans vs X-Men’in Avengers vs X-Men’e göre iyi bir seri olmasını, on senedir yapılan bütün saçmalıklardan sonra tekrar iade-i itibar örneği olarak görüyorum. Darısı Marvel’in ilk süper kahramanları Fantastic Four’un başına.

*God Loves, Man Kills: Mutant nefretini konu alan, X-Men tarihinin en popüler ve güçlü hikayelerinden biri

Film Evreninin Yıldızları

Klasik Avengers'in sonu, yeni bir çağın başlangıcı
Klasik Avengers’in sonu, yeni bir çağın başlangıcı

MCU’nun üçüncü fazında olmasına rağmen hala en belirleyici karakterleri Cap, Iron-Man, Black Widow gibi Avengers ekibinin kilit karakterleri. Peki bu karakterlerin ve Avengers ekibinin çizgi roman dünyasında pozisyonları nasıl değişti. Aslına bakılırsa Avengers, Justice League kurulduktan sonra hadi biz de en güçlü karakterlerimizle ekip kuralım mantığıyla çıkmasına rağmen 2000’lere gelindiğinde DC versiyonları kadar popüler değildi. X-Men’in Marvel evrenindeki baskınlığı,street level karakterlerin popülerliği, yaratıcı hikayelerin azalması, Avengers’in artık Captain America gibi dev bir klişeye dönüşmesine sebep olacak iken, aslında film evreninin çizgi roman ayağındaki en önemli mimar Bendis, Avengers serilerinin başına geçti. Ve ilk yaptığı başta absürd bile gelse hem hikayenin kalitesi hem de stratejik önemi açısından Avengers’ı dağıtmak oldu. Evet, efsanevi Avengers Disassembled hikayesinden bahsediyorum. Bu karamsar hikaye, Avengers açısından beyaz bir sayfa açtı. Önce siz dağıldı deyince dağılmaz diyerek New Avengers ekibi kuruldu. Luke Cage, Spider-Man, Wolverine gibi popüler karakterler Avengers üyesi oldu. Avengers adının tekrar popülerleşmesi açısından başarılı bir hamleydi. Hemen ardından House Of M ve Civil War geldi ve sonrasında Secret Invasion, Dark Reign, Siege derken, bugün film evrenini de besleyen dev hikayeler dönemi başladı.Hem bağlayan sayıların çokluğu sebebiyle çizgi roman satışları arttı, hem de artık elli senede üzerine çok da bir şey konamayan Stark-Rogers gibi karakterler, evrenin geri kalanıyla da daha çok bağlantı kurarak karakter gelişimlerini ve popülerliklerini arttırdılar. Bir yandan da Illuminati, Young Avengers derken Avengers bağlantılı takımların sayısı arttı ve X-Men ve FF’in budanması sonucu açılan boşluğu film evreninde kullanılabilecek karakterler doldurdu. Guardians Of Galaxy fenomen haline geldi ve en son Siege sonrası karanlık dönemi sonlanan evrende ana hikayeler kozmik hikayelere kaydı (bkz. Fear Itself, Infinity). Bu sayede Thanos da tekrar hatırlandı, zira Marvel’in film hakları elinde olan adam akıllı tek kötüsü oydu.

Karakterlerin Filmlere Adaptasyonu

Filmde bu kıyafet olacak diye o kadar korktum ki
Filmde bu kıyafet olacak diye o kadar korktum ki

Bu noktada karakterlerin filme aktarılma konusunda çok ciddi değişimler ya da bozulmasından bahsetmek mümkün değil. Tersi durumda da. Özellikle Chris Evans, Cumberbatch, Robert Downey, Scarlet Johansson gibi tam on ikiden vuran kast seçimleri sonucu çizgi roman sayfalarından alışık olduğumuz karakterlere beyaz perdede de çabuk ısındık. Hoş Stark’ın o yeşilçam jönleri vari tipi, ince bıyığı güzel bir detaydı, çizgi romanlarda da bir anda erik gözlü olması garip oldu. Ancak hem Robert Downey’in rolü “yaşaması”, hem de gözlerinin büyümesinin Stark’ın karakterizasyonuna bir zararının olmaması bunu da basit bir detay haline getiriyor bir noktadan sonra. Belki bir de Hank Pym’in fazla yaşlı olması hala yüreğimi burkuyor olabilir, ancak uzun süredir hiç bir hikayenin merkezinde yer almadığı için çok da sorun yaratmadı. Belki kahramanların kostümlerinden bahsedilebilir. Aslında Cap, Iron Man, Widow gibi karakterler bu konuda zaten sorun yaratmayacak kostümlere sahiplerdi. Scarlet Witch ve Hawkeye soru işaretiydi, ancak modernize edilmiş kıyafetleri hiç sorun yaratmadı. Hawkeye’in kostümü çizgi romanda da filme yakın bir hale geldi. Hatta filmlerde olmasının da torpiliyle Matt Friction gibi ana akım hikayelerde çok görülemeyecek ama benim hayranlıkla okuduğum alternatif hikayelerin ve sokak seviyesi karakterlerin popüler yazarına solo hikayesi yazdırıldı, ödül üzerine ödül aldı, aynı çizginin tv versiyonu olan Netflix’e dizisi çekilmesi konuşuldu. Ve bütün bu popülerliğe dört sezondur dizisi olan Arrow’a rağmen kavuştu ki önemli bir başarı. Çok sevilmesine ve Thanos’la beraber eli ayağı düzgün nadir villainlardan olmasına rağmen ben Loki’den çok memnun değilim. Yani Tom Hiddlestone çok iyi bir oyuncu, Loki’nin temel içgüdülerini motivasyonlarını da iyi açıklıyor ama daha bilge daha derinlikli bir Loki yolculuğumuz olacak mı çizgi romanlardaki gibi ve olacaksa da Hiddlestone kaldırabilecek mi bugün için bir şey söylemek zor. Onun da ötesinde, benim derdim sinemada kazandığı popülerliğin çizgi romana yansıtılış şekli. Artık neyse ki yayınlanmasa da bir süre hippi Loki okumak zorunda kaldık -yani AXIS tie-inlerinde vardı cidden zorunda kaldım- Tamam Hiddlestone sempatik bir portre çizmiş olabilir ama Loki bu. Hani kendi gençliğiyle bile uğraşabilen, herhangi bir sınırı olmayan karakterden bahsediyoruz. Bilindik metodlarla grileştiremezsiniz çünkü o seviyede bir zekayo zaten siyah beyaz diye ayırmak mümkün değil. Ki zaten böyle “şirin” bir Loki’nin çizgi roman dünyasında yeri olmadığını okur da anlattı ki seri iptal edildi neyse ki. He bir de yine görüntü açısından Negasonic Teenage Warhead (NTW diyelim yazması çile oluyor) bir örnek olabilir. Malum Fox Marvel’e Ego The Living Planet’i vermiş, karşılığında da NTW’nin güçlerini değiştirebilme esnekliğine sahip olmuştu. Güçleriyle birlikte tipi de bir hayli değişmişti (aslında 2000ler ergeni tipindeydi 2010lar ergeni tipine geçti). Ve Marvel yakın zamanda Deadpool and The Mercs for Money serisine tipiyle güçleriyle filmdeki NTW’yi ekledi! Bence bozan bir şey yok, yani e hani ölmüştü hani güçleri farklıydı diye bile sorasım gelmiyor,çünkü Deadpool serisi. Marvel’in Deadpool’u hiç bir şekilde rekabet konusu etmediğini düşününce şaşırtmadı da. Onun dışında daha önce de çok bahsettim, Danvers’ın Captain Marvel olması bence daha çok sinemaya yönelik bir hareketti, umarım filmi çizgi romandaki versiyonundan daha başarılı daha az antipatik olur.

İyisiyle Kötüsüyle Film Promosyonları

-Netflix'in parası geldi mi? -Geldi. -Tamam basıyorum o zaman
-Netflix’in parası geldi mi?
-Geldi.
-Tamam basıyorum o zaman

Evet film evreninin yarattığı bir değişim de filmin çıkmasına yakın bir anda sayıları ona yaklaşan, McDonalds oyuncağı tadındaki kısa çizgi roman serileri oldu. DC’nin Suicide Squad’ın çıktığı ara uzun süre sonra ilk kez en çok satanlarda zirveyi alması ve Rebirth’in de etkisiyle ilk onu domine etmesi, bu serilerin etkisini gösterdi. Bir yanıyla her film, yeni çizgi roman okurları da kazandırdığı için bir şey diyemiyorum ancak mesele iki üç sayılık preludelerden, team-uplardan çıkınca çok başarısız bir hal alabiliyor. Örneğin Civil War II felaketinden daha fazla bahsetmek istemiyorum, bunun DC versiyonu da Justice League vs Suicide Squad oldu. Hatta tüm çekişmelerine rağmen X-Men Apocalypse filmi üzerine çıkan Apocalypse Wars serisi açıkça zaman kaybı, eldeki bütün klişelerin tekrarıydı. (-Abi horseman olmamış kim var daha önce?-Colossus var.-Tamam yaz Colossus Apocalypse’in etkisi altına girer) Yani film evrenindeki hikayeleri, popüler karakterleri alıp çizgi roman evreninde belirleyici etkenler yapmaya çalışırsanız, hiç de iyi bir sonuç alamıyorsunuz, bu kesinleşmiş oldu. Onun dışında elde Doctor Strange-Punisher tarzı enteresan seriler var, bu yanıyla çizgi roman evrenindeki orijinal gelişimleri sebebinden değil de tamamen sinema ya da TV başarılarından dolayı denk gelmiş karakterler, her zaman olmasa da bazen başarılı denklemler oluşturabiliyor. Yine de bırakın çizgi roman evreni oldukça kendi dinamikleri üzerinden gitsin.

        Şu ana kadar film evreninin çizgi roman evrenine etkisiyle alakalı çok da detaya kaçmadan aklıma gelenler, önemli gördüklerim bunlar. Bunun TV yanı da var ama o kadar baskın değil. Yazıyı da burada iki taleple bitireyim. Birincisi, ne olur artık Quake’in tipini havasını düzeltin çizgi romanda, ikincisi hazır Natalie Portman yokken, Thor Ragnarok’da Ultimate Valkyrie görelim…

Bkz. Ultimate Valkyrie: Çizgi romandaki hafif Red Sonja/Zeyna havası bence Thor filmlerini toplar. Kanatlar konusunda nötrüm.
Bkz. Ultimate Valkyrie: Çizgi romandaki hafif Red Sonja/Zeyna havası bence Thor filmlerini toplar. Kanatlar konusunda nötrüm.

1 YORUM

  1. Yazıyı beğenerek okuduğumu söyleyerek başlamak istiyorum söze. Son yıllarda sıkça konuşulan bir konunun güzel derlemesi olmuş. Ancak benim eklemek istediğim bir nokta var açıkçası:
    Captain America çizgi romanlarda miadı dolmuş bi karakterdi ve çok geçmeden (Civil War sonunda) ölmüştü. Filmlerle paralel geri geldi maalesef. Yaşlandırdılar, elden ayaktan düşürdüler, kalkanı başkasına verdiler; değişik bir tatla güzel şeyler çıkacak diye bekledik ama Civil War filmiyle popülerlik tavan yaptı ve çizgi Cap tekrar eski haline geldi.
    Uzun lafın kısası film evreni yeni başladı ve güzel hikayeleri var diye çizgi romanlarda tarihin en sıkıcı Cap serilerini okuyoruz. Bence filmlerin yol açtığı en kötü karakter değişimi Captain America’dır.

CEVAP VER