Masum “O” Proje mi?

İnternetten izlenecek içerik tüketmek artık hayatımızın merkezinde olmuş durumda. İstenilen içeriğin istenilen zamanda izlenmesi, kesintisiz ve reklamsız bir şekilde izlenmesi, izleme eyleminin fazla uzun süre tutması gibi sebepler bu şekilde içerik izlemeyi daha tercih edilebilir kılıyor.

Her ne kadar yabancı içeriği bu şekilde izleyebilsek de yerli içerikte hala televizyona bağlı kalıyoruz. Daha önce yerl içeriğin çevrimiçi ortamlarda izlenmesi bize yabancı bir konsept değil. Tvyo’da Behzat Ç‘nin sansürsiz yayınlanması akla ilk gelenlerden. Ancak yerli içeriğin televizyondan takip edilmesi alışkanlığı kırılmadığından Tvyo’nun ömrü yeteri kadar uzun olmadı. Bunun yanında, ücretli bir şekilde yerli içerik izlenmesi “Ulan İstanbul” dizisi ile denenmiş ancak onun da sonucu hüsran olmuştu.

İşte, Doğan TV de “Masum” dizisi ile bu kodları değiştirmek için önemli bir adım attı.

Benim fikrime göre, “Masum” konumlandığı yer için üç tespit yapabiliriz.

Öncelikle, “Masum” 60 dakikalık 8 bölümden oluşan bir dizi. Televizyondan dizi izlemek isteyen biri için, özellikle de izlediği şey prime-time’da yayınlanıyorsa reklamlarla birlikte 3 saat sürüyor. Zamanın çok önemli olduğu ve tüketimin bu kadar hızlandığı bir çağda kimsenin artık bütün bir gecesini sadece tek bir dizi için harcaması olanak dahilinde değil. Bunun yanında, dizilerin sadece belirli bir saatte yayınlanması ve tekrarlarının da yine abuk saatlerde yayınlanması izleyici için can sıkıcı bir durum. Bu sebeple yerli içeriklerin çevrimiçi ortamda kesintisiz ve kısa zamanlarda ve istenen her yerde izlenebilmesi tüketicilerin artık bu yollara girmeye başlamasını sağlayabilir. Kaldı ki bu dönüşüm ağır şartlar içinde çalışan set işçileri için de bir dönüşümün fitilini ateşleyebilir.

İkinci tespit ise, Masum’un oyuncu kadrosuna bakınca anlaşılabilir. Yazı serisinin ilk bölümünde bahsettiğim gibi, belli bir ücret karşılığında çevrimiçi içeriğin izlenmesi aslında 22-30 yaş aralığındaki yeni nesil tüketiciler için daha tercih edilebilir bir şey. Ancak yukarıda bahsettiğim denemelerden yola çıkarsak bu gruba tek başına güvenip iş yapmak da şu an için riskli duruyor. Çünkü her ne kadar böyle servisleri kullansalar da dizi izleme siteleri, torrent veyahut başka yollara içerikleri bedava izlemek hala çok talep edilen bir yol. Bu sebeple burada aslında Blu TV’nin doğru bir strateji içerisine girdiğini söyleyebiliriz. Haluk Bilginer, Okan Yalabık gibi televizyon izleyicisini çeken oyuncuların yanında yeni nesil tüketicilerin daha çok sahiplendiği Ali Atay ve Serkan Keskin gibi oyuncuları buluşturan Masum ile Blu TV bu iki tüketiciyi hibritleyen bir talep grubunu oluşturmak istediğini söyleyebiliriz.

Bunun yanında, Masum dizisi sansürsüz bir yerli dizi. Televizyon içerikleri ağır regülasyonlar altında akmaz kokmaz bir yapıya dönüşüyor. Sadece birbirlerine bakan aşıklar, sigara veya alkol kullanmayan insanlar, aşırı izole yaşamlar. Masum, bu noktada direkt çevrimiçi platformda izlenmek üzere hazırlandığından bu sınırlamaların dışına çıkıyor. Daha önce internet üzerinden sansürsüz yerli içerik izlenebilmesine rağmen, bu içeriklerin ilk önce televizyona çıkması onların bu regülasyonlara uyumlu bir şekilde çekilmesi gerekliliğini değiştirmiyordu.

Tabi burada, yukarıda bahsettiğim şekilde hedef kitlesinin hibrit bir görünümde olması Masum’u bıçak sırtında tutmaya zorlayabilir. Sansürsüz bir içerik talep eden yeni nesil tüketiciler hedeflenirken biraz daha muhafazakar olan televizyon izleyicisinin de rahatsız olmayacağı bir içeriğin oluşturulması Masum yazar kadrosu üzerinde büyük bir yük oluşturduğu düşüncesini ortaya çıkarabilir. İlerleyen günlerde bu sansürsüzlüğün sonuçlarını daha iyi inceleyebileceğiz.

maxresdefault (1)

Bu olumlu özelliklere sahip olmasına rağmen maalesef en büyük handikap dizinin kendisinin olduğu söylenebilir. Masum dizinin konusunda baktığımız zaman karşımıza “polisiye-gerilim-dram” türleri karşımıza çıkıyor. Bu türler her ner kadar yeni nesil izleyiciler için ilgi çekici konular olsa da eski izleyicilerinin (televizyon izleyicileri) ilgi alanına ne kadar giriyor tartışma konusu. Şu anda herhangi bir televizyon kanalını açtığınız zaman kabaca karşınıza üç tip dizi çıkıyor. Bunlardan ilki, diğer türlerin içinde de görebileceğimiz “aşk ve ilişki” yoğunluklu diziler, ikinci olarak, “tarih-dönem” dizileri ve üçüncü olarak da benim “mafya” dizileri diye adlandırdığım diziler. Bunun yanında, Türk dizi sektörünün uçuşa geçtiği 2000’lerin başından bugüne bu üçlü her zaman televizyon izleyicilerinin oturma odalarını işgal ettiğini görüyoruz. Bunlar yanında, arada tadımlık olarak görebileceğimiz “Leyla ile Mecnun”, “İşler Güçler”, “Behzat Ç” gibi dizilerin ise kısa ömürlü olduklarını ve sosyal medya sayesinde devam etmeye çalıştıklarını ancak başaramadıkları sonucu hepimizin hafızasında hala taze. Bu sebeple ana trendin dışına çıkan bir konunun ne kadar muhafazakar izleyiciyi (televizyon izleyen anlamında) çekeceği merak konusu. Bu hafta içinde bir izleme sayısının verilmesiyle bu soruya çok sağlıklı olmasa da bir cevap verebiliriz.

Bir handikap da benim açımdan tanıtım ve pazarlama konularında olduğunu söyleyebilirim. Sosyal medya olsun, gerekse de fiziksel tanıtımları olsun (flyerlar gibi) ben çok fazla karşılaşmadım. Televizyonda ise reklamlarını daha yeni görmeye başladım. Masum’un sansürsüz içerik iddiası yanında aslında daha büyük bir iddiası daha var, o da insanları Blu TV’ye üye yapmak. Bu düşünüldüğünde, Masum’un tanıtımı sadece diziye yönelik değil bütün platformu kapsayan bir tanıtım. Ancak aktif bir internet kullanıcısı olarak doğru düzgün bir tanıtımla karşılaşmadım. Kaldı ki televizyon izleyicilerinin bu durumda daha da az reklama maruz kaldığını söyleyebiliriz. Başka bir platforma üyelik gerektiren bir dizi için tanıtımın benim açımdan bu kadar az yapılması, iyi bir başlangıç yapılamadığını gösteriyor.

Sonuç olarak, Masum’un yapmaya çalıştığı dönüşüm hatta devrim çok büyük nitelikte. Bu projenin tutması, Türkiye’deki televizyon izleme alışkanlığını kökünden değiştirebilir. O yüzden birkaç itirazım daha olmasına rağmen yeni bir proje olmasının hatrına bu itirazları kendime saklayacağım. Masum genel olarak bakıldığı zaman oyuncu kadrosu olsun yönetmenlik olsun prodüksiyon olsun başarılı ve takip edilmesi gereken bir proje. Bunun için aylık bir ücret ödenip ödenmemesini ise sizlerin takdirine bırakıyorum.

Masum 1. ve 2. Bölüm İncelemesi

“Çoğunluk” filminde hatırladığımız ve Altın Portakal ödüllü Seren Yüce’nin yeni projesi Masum dün itibariyle izleyicilerle buluştu.

Biz de oyuncu ve yapım kadrosunu gördükten sonra incelemeden olmaz dedik ve sizin için bir inceleme hazırladık.

Masum’un hikayesi ise şöyle özetlenebilir. Cevdet (Haluk Bilginer) ve Nermin (Nur Sürer) şehirden uzakta Cevdet polislikten emekli olduktan küçük bir köyde yaşamlarını sürdürmektedir. Sessiz geçen günlerden sonra, oğulları Taner’in (Serkan Keskin) ölümü ve Tarık’ın karısı Emel’in (Tülin Özen) ölümüyle sarsılan ailenin yeni misafiri Tarık (Okan Yalabık) olmuştur. Eski karısıyla sorunlar yaşayan ve Cevdet’in eski öğrencisi Yusuf’un (Ali Atay) bu ölümleri araştırmak üzere doğduğu topraklara dönmesiyle hayatları eskisi gibi olmayacaktır. Kabaca böyle özetlenebilir Masum’un konusu. Aile dramı, karanlık sırların ve cinayetlerin merkezinde olduğu hikaye Berkun Oya’nın “Bayrak” adlı tiyatro oyununa dayanıyor. Berkun Oya, oyununu dizi için senaryolaştırmış. Bu özetten de anlaşılabileceği gibi hikaye bu 5li arasında geçecek gibi görünüyor.

Karakterlere dönecek olursak, öncelikle Haluk Bilginer’in oynadığı emekli komiser Cevdet’ten bahsetmeden olmaz. Üstad yine belli standartı tutturmuş ve tam bir baba olmuş. Cevdet oğulları için her şeyi yapmaya hazır bir baba ki daha önceden de yaptığını bu ilk iki bölüm sonucunda anlıyoruz. Özellikle, Taner’in (yoksa Tarık?) hastane raporlarını yok etmesi/ettirmesi kendisinin sınırlarını çok net şekilde özetliyor. “Bir baba evlatları için ne kadar ileri gidebilir?” Bu soru Haluk Bilginer’in harika oyunculuğu ile hem Yusuf’a hem de seyirciye sorulduğunda herkes balyoz yemişe dönüyor.

Bu ilk iki bölümden aslında açıkça anladığımız Cevdet’in küçük oğlu Tarık’ı daha çok sevdiği. Bunu hem ilk bölümdeki tekne sahnesindeki tavırlarından hem de ormanın ortasında oğlunu eğlendirmek için arabadan çıkıp oynaması Tarık’a hem üzüldüğünü hem de Taner’den daha çok sevdiğini gösteriyor. Klasik bir baba olarak karakterize edilen Cevdet oğullarını hem seviyor hem dövüyor.

1353469_1920x1080

Tarık ve Taner’in annesi Nermin’i ise Nur Sürer başarıyla canlandırmış. Annenin nevrotik halleri, sürekli bir gerilim içerisinde olması, ölümler yüzünden feci derecede rahatsız olsa da evlatları söz konusu olduğunda gayet korumacı davranan bir kadın. İlk bölümde Yusuf’un bavulunda soruşturma dosyasını da bulması zaten akli melekeleri pek yerinde olmayan Nermin’in üzerinde biraz daha baskı oluşturuyor. Nur Sürer ise bu durumu seyirciye müthiş bir şekilde yansıtıyor. Bunlar dışında, Nermin ilk iki bölümden anladığımız kadarıyla Taner’i daha çok seviyor. Bunu, Yusuf’u eve davet etmemesinden, daha sonra da Cevdet ile oğluna turşu göndermesinden çıkarabiliyoruz.

Yani aslında, Cevdet ile Nermin’in favori çocukları var ve bu durum, bölümler ilerledikçe Emel’in ölümüne kimin sebep olduğunu anlamaya başladıkça bizlere yeni gerilimlerin yaşanacağı, yeni sınırların çizileceği göstermesi yanında Cevdet ve Nermin karşı karşıya geldiğinde kimin kazanacağı sorusunu sordurtuyor.

Aileden sıyrılıp burada bir de Yusuf’u anlatmamız gerekiyor. Ali Atay, Yusuf’u başarılı bir şekilde canlandırmış. Bazı yerlerde canlandırmanın çok fazla Mecnun’a benzediğinden yakınmalar okudum ancak benim fikrim seyirci ne görmek istiyorsa ona benzerlik arıyor, benim açımdan böyle bir benzetme olmadı. Yusuf problemli bir ve boşanmış bir polis. Problemli olduğunu, dizinin açılış sekansında eski karısının yeni kocasının evine gizlice adeta bir hırsız gibi girmesinden anlıyoruz. Bu durum komiserleri tarafından fark edilince, Emel’in ölümünü araştırma bahanesiyle doğduğu topraklara bu ölümü araştırılmaya gönderiliyor. Bunun yanında, Yusuf’un bir tane de kızı var. Annesiyle kavga etmesi sebebiyle kızının yanına kaçmadı Yusuf’u bir anda korumasız bir pozisyona sokuyor. Özellikle kızının ormanda kaybolmasıyla biraz daha korumacı bir tavra geçiyor. Bunun yanında, ilk bölümde bahsedilen Taner’in mercek sevdası karşısında ikinci bölümde Yusuf’un benzer bir mercek bulması Taner’in aslında ölmediğini anlamasına sebep oluyor. Buradan sonra ise eski hocası Cevdet ile arasında müthiş bir gerilim başlıyor.

Tarık’tan bahsedecek olursak, Okan Yalabık’ın müthiş bir oyuncu olduğunu söylemeden olmaz diye düşünüyorum. Kendisinin iyi oyunculuğu yanında, yanındakileri de büyütüyor, eğer yanındakiler iyi oyuncularsa onları müthiş bir seviyeye çekiyor. Bunu özellikle Tarık ile Emel’i oynayan Tülin Özen’in sahneleri izlendiğinde daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Tarık’ı karakter olarak incelersek de kendisini “train-wreck” olarak tanımlamak doğru olur. Hem eşinin hem de abisinin ölümünü yüzünden büyük bunalımlara giren Tarık çözümü baba evine dönmekte buluyor ve alkol ile bu sorunların üstesinden gelmeye başlıyor. Ancak, Tarık’ın bu trajedi yaşanmadan önce de akıl sağlığı ile ilgili sorun yaşadığı izleyiciye hem bar kavgası sahnesi hem de mutfakta kendi kendine konuştuğu sahne ile veriliyor. Bu durumu Emel’in öğrenmesiyle evlilikleri farklı bir yol alan Tarık, Emel ve kardeşinin ölümü ile iyice kendini kaybediyor. Tabi Tarık’ın bu durumda olması ve olmasa bile Emel’in eşi olması, onu bu cinayet soruşturmasında şüpheli sıfatına sokmaya yetiyor. İlerideki Yusuf ile olan konuşmalarını bu sebeple merakla bekliyorum.

masum4

Taner ise ailenin büyük oğlu ve aslında Emel ile birlikte ölmesi gereken bir karakterdi. Ancak seyircinin Taner’i kanlı canlı görmesi ve Yusuf’un ormanda merceği bulması artık bu sırrın herkesin bildiği ama kimseye söylemediği bir şeye dönüştürüyor. Taner de evlenip boşanmış bir kişi. İkinci bölümdeki düğün sahnesinden de eşine şiddet uyguladığını ve Yusuf ile beraber geçirdikleri çocuklukta da fazla sakin olmaması Taner’in de aslında “normal” olmadığını bize gösteriyor. Bunun yanında Emel’in ölümünde baş şüpheli olması ve ikinci bölümün sonunda Selim’in bedenini bagajdan çıkarması da kafamızda yeni ihtimallerin oluşumuna sebep oluyor. Serkan Keskin hem tiyatroda hem de ekranda sevdiğim oyuncular arasında. Bu rolün altından da kalktığını düşünüyorum. Sahne sayısı artıkça daha keyifli bir seyir zevki bekleyeceğini bize gösterdi.

Hikayenin diğer düğümleri Emel ile Selim’in sahne azlığı nedeniyle şu anda hem oyunculuklarını hem de rollerini konuşmak için erken olduğunu düşünüyorum. Ancak Bartu Küçükçağlayan’ı sağlıklı saçlarla görmek bence herkesi mutlu edecek.

Dizinin bence en büyük handikapı tempo sorusunu. İlk bölümün neredeyse ilk 40 dakikasında sadece karakter tanıtımına ayrılması (bu da başka bir sorun) diziyi inişli ve çıkışlı bir tempoya sokmuş. Son 18 dakikada bir anda her şeyin farkına varıyor seyirci ve bunun ilk 40 dakika ile çok da bağlantısı yok karakterler dışında. İkinci bölüm ise tempo biraz daha ayarlanmış (hatta bence ikinci bölüm direkt olarak pilot olmalıydı.).

434624

Dizinin ikinci handikapı ise, karakterler hakkında çoğu şeyin ilk iki bölümde önümüze sunulması.  Seyircinin önüne karakterlerin neredeyse yüzde 90 oranındaki portresinin konulması hem ilerideki kırılma noktalarında hem de seyirci beklentileri açısından sıkıntılı bir durum. Yani bu kadar keskin karakterizasyondan sonra onlardan farklı bir davranış beklemek çok da mümkün gözükmüyor. Belki, karakterlerin tanıtılması 8 bölüme eşit şekilde dağıtılsaydı, karakterlerin hareketlerine seyircinin daha çok şaşırması imkanını sağlayabilirdi. Bunun yanında, Emel’in ölümünün cinayet diye bir anda bağırmaya başlaması, ikinci bölüm sonundaki Selim’in bedeninin önceden verilmesi seyircinin hep bağlantı kurabileceği ve tahmin ettiği yola dönülmesini sağlayan hareketler olarak diziyi çok öngörülebilir yapmış. Şunu demek istiyorum, aslında çok ihtimal ve çok soru var izleyicinin soracağı ancak senaryo yüzünden bu soru sayısı sınırlı. Bu da ilerleyen bölümlerin beklenilen şekilde gerçekleşmesi ihtimalinde seyirciyi ekrandan uzaklaştıracak bir etken. Ancak, önümüzde 6 bölüm var, o yüzden bunları daha detaylı konuşmak için erken.

Selim’in neden öldürüldüğü (müthiş sekanstı bu arada), Emel’in neden öldürüldüğü ve Taner’in neden ölü gösterildiği, hastanedeki belgelerin neden yok edildiği soruları bu çerçeveden bakılınca salında cevapları olan ama yine de bizi meraka sürükleyen sorular olarak karşımıza çıkıyor.

Masum yukarıda da genel olarak incelediğim şekilde tutmasını istediğim bir proje. Masum’un tutması demek, benim yaş grubu içerisinde bulunduğum izleyicilerin uzun süren Türk dizi sektörüne döndürülmesi demek. O yüzden diğer eleştirilerimi tek yazıda değil, bölümler ilerledikçe yapmaya çalışacağım.

 

Masum, her cuma 60 dakikalık 2 bölüm ile yayın hayatına devam edecek. Umudumuz dizinin dizi sektörü için bayrak taşıyan olması. İlerleyen bölümler bize “Masum”un “o” proje olup olmadığını gösterecek. Bu kadar riskli bir yapım, seyirci karşısında çok da kötü bir başlangıç yapmadı ve cuma gecesi için güzel bir alternatif sundu.

 

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER