Altı yüzyıl… Dile kolay. Kainatın en karanlık yollarında, hiçbir maddenin var olmadığı boşluğun içinde geçen altı yüzyıl. Göze alınan riskler, arkada bırakılan dostlar, aileler. Samanyolu galaksisinin sunduğu en son teknoloji ile bu sanki sonsuz yolculuğa çıkmak cesaret, gözü karalık ve en önemlisi daha önce görülmemişi görmeye, daha önce yapılmamışı yapmaya olan açlık ister. Dünya gezegeninden Carl Sagan’ın da bir zamanlar anlattığı gibi:

“Bütün maddi avantajlarına rağmen, yerleşik hayat bizi huzursuz ve tatminsiz yaptı. Köylerde ve şehirlerde geçen dörtyüz nesilden sonra bile şunu unutmadık: Uzun yol bizi, tıpkı çocukluğumuzdan kalma unutulmuş bir şarkı gibi çağırıyor.”

yazi_93493_1

Hepinize merhaba sevgili dostlar. Oturup kahve içerken, günlerdir yazmak istediğim fakat zaman bulamadığım yazının sonunda başına geçtim ve Mass Effect: Andromeda incelemesini yazıyorum. Açıkçası benim için objektif olması pek kolay bir yazı olmayacak çünkü ME serisine, çocukluğumdan kalma o uzay-bilim sevdası dolayısıyla, her zaman farklı bir samimiyet hissetmişimdir. Lafı çok dolandırmadan konuya girelim. Aşağıda dümdüz olmasa bile ucundan kıyısından spoiler olabilir, aman dikkat. Sonra bana “vay efendim spoiler” demeyin.

Ah Ryder, vah Ryder.

Andromeda’da Mass Effect bizi sonunda Shepard’ın çizmelerinden çıkartıp, yeni bir baş karakterin yerine yerleştiriyor. Burada bize sunulan yeni karakterimiz Ryder ikizlerinden birisi. Biri kadın, biri erkek olan bu ikizlerden tercih ettiğiniz sizin karakteriniz olurken, diğeri hikayeye dahil oluyor. Cinsiyet seçimini yaptıktan sonra oyun sizi karakterinizi kişiselleştirme ekranına, ufak bir hayal kırıklığıyla taşıyor. Kişiselleştirme seçeneklerimiz oldukça kısıtlı, önceden belirlenmiş çehrelerden birini seçip, üzerinde kısıtlı oynamalar yapabiliyor, dilerseniz ikizinizide kişiselleştirebiliyorsunuz. Dragon Age Inquisitionda sunulan o muazzam karakter kişiselleştirme ekranının yerinde yeller esiyor. Burada bir artı özellik olarak, sonunda mantıklı saç stillerinin oyuna eklenmesi kırgınlığımı biraz hafifletse de malesef kişiselleştirme ekranı beş-on basamak aşağıda kalıyor.

Bir on beş dakika içerisinde tamamladığım karakter, benim kafamda canlandırdığımdan hayli farklı bir şekilde hikayeye başlıyor. Burada Ryder biraz gönlümü kazandı. Ses sanatçıları işlerini çok iyi yapmışlar. Görüntüsüyle sizi soğutan Ryder, sesiyle sizi tekrar kazanıyor.

Sunulan diyalog seçenekleriyle beraber Ryder karakteri olmaya, hikayenin içine girmeye başlıyorsunuz ve bu diyalog yazarlarının ve ses sanatçılarının emeğiyle gerçekleşiyor.

Mass-Effect-Andromeda
“Tell them, I held the line”

SW: KotOR’dan beri bir gemide gezegen gezegen dolaşan gezgin, fatih veya kahraman olmak, bilim-kurgu oyunlarının belki de en temel kısımlarından biri. Mass Effect: Andromeda da bizi bu hissiyattan mahrum bırakmayarak altımıza Samanyolu’nun en gelişmiş bilim gemisini çekiyor. Tempest’e ilk adım attığınızda bu Mass Effect’in serinin diğer oyunlarından farklı bir iddiası olduğunu hemen anlıyorsunuz. Emektar Normandy SR1 ve abisi SR2, asansör illüzyonu ile size kendini kocaman hissettiren, içinde askerlerin olduğu, kaptanı asker olan, kısacası bir donanma gemisi olduğunu her haliyle, dekorasyonuyla hissettiren bir gemiydi. Tempest ise, iki katlı, samimi ve konforlu bir gemi. İçerisinde biyoloji laborotuvarı ve teknoloji laborotuvarı gibi bilim ile ilgili olan bölümleri ile size doğrudan hissettirdiği şey bir araştırmacı olduğunuz.

Tek başına gemi yetmez tabi, bu gemiyi ev yapan şey yoldaşlarımız. Benim gözümde Mass Effect serisini, hatta herhangi bir Bioware oyununu Bioware oyunu yapan şey yoldaşlarımız olmuştur. Dragon Age : Origins’i Alistair, Morrigan ve Leliana olmadan, Mass Effect serisini, Wrex, Liara T’soni, Mordin Solus ve gönüllerin Turian’ı Garrus Vakarian olmadan düşünemeyiz.

Yeni dostlarımız, gene o ya da bu sebepten ötürü gemimize dahil olan, zaman içerisinde kişiliklerini ve karakterlerini çözme formülünü takip eden ufak senaryoları beraberlerinde getiriyor. Burada büyük bir mutlulukla Andromeda’nın ME 3’ün üzerine çıktığını söyleyebilirim. Kurduğumuz ilişkilerin altı boş değil, karşımızdaki karakterlerin karakteri var. Liam’ın Samanyolundan gemiye kanepe getirmesi, Peebee’nin seçtiği yatacak yer, bu karakterlerin geçmişlerinin olduğunu, sorunlarının olduğunu bize gösteriyor. Tabii kendi aralarındaki ilişkiyi de mümkün olduğu kadar doğal diyaloglar ile bize aktarıyorlar. Ayrıca Teknisyen ve Pilot diyalogları beni benden aldı. Ayrıca Samanyolunda bıraktığımız eski dostların, çok ince bir şekilde konuyla alakaları olmaları ve bu alakanın sırıtmaması, serinin eski kurtlarının yüzünde bir tebessüm yaratacak şekilde tatlı.

Andromeda’nın bu noktada benden geçer puanı kapıyor.

Bu benim için küçük bir adım…

Gelelim son atmosfer konusuna. Andromeda’da biz gezginleri, kaşifleri ve biliminsanlarını canlandırıyoruz. Hikaye daha en başından bunu vurgulamaktan geri kalmıyor. Açıkçası hikayenin biraz gereksiz drama ile başladığını düşünüyorum. Bu noktada beni yanlış anlamayın, yaşanan hiçbir şey mantıksız, olması imkansız şeyler değil. Tam aksine, aslında beklenmesi gereken sorunlar, fakat bu kadar yüksek tempo ile oyuna başlamak, karakterleri tanıyamadan yaşadığınız sorunlar, aslında çok ciddi ve duygusal olabilecek anların, “N’oluyor?” şeklinde geçmesine sebep veriyor.

Oyunda biraz ilerledikten sonra tempo yavaş yavaş düşmeye başlıyor ve size hiç gidilmemiş yerlere gittiğiniz hissiyatını doyasıya yaşatıyor oyun. İnternet de dolaşan, gezegenlerin yetersiz olduğuna dair yorumlara katılmıyorum. Gezegenlerin hepsi tam tadında, birbirinden farklı ve çok farklı hikayeleri var. Mass Effect 1’de yaşadığımız bomboş gezegen sendromu Andromeda da kesinlikle yok. Her şeyin bir anlamı, bir sebebi var. Şunu söylemeden geçmeyeyim, bu anlamlar ve sebepler siz olayları araştırdıkça derinleşiyor.

Ana hikaye ise oyunun temasına doğrudan bağlantılı bir şekilde ilerliyor. Bu konuda çok detaya girmek istemiyorum çünkü Andromeda oynanması gereken bir oyun. Başka bir galaksiye bodoslama dalıp, oradaki kültürlerin çatışmasına denk gelmeniz, bu kültürlerin kendi amaçlarının olması ve yeni yuva arayışında biz Samanyolulular olarak bu çekişmenin içerisindeki rolümüz tadında ilerleyen bir hikayesi var diyip, bu konuda ki nihai kararı siz oyunculara bırakmak isterim.

mass-effect-andromeda-facial-animations

Üzgün tonda: Bir galaksi dolusu hödük.

Gelelim Andromeda’nın çakıldığı noktaya. Artık sağır sultanın bile duyduğu gibi, Andromeda’nın yüz animasyonlarını evde yere paspas niyetine kullanmazsınız. Ses sanatçılarının muhteşem emeğini baltalayan hareketsiz yüzler ve donuk gözlerle karşılaşıyorsunuz. İnsansı yüz hatlarına sahip olmayan Turian ve Salarian gibi türlerde bu sorun göze batmasa da, karşılaştığınız NPC’lerin çoğunun sesi her tonda duygu taşırken, yüzleri beceriksiz bir heykeltraşın elinden çıkmışçasına göze batıyor. Bunun yanında paket halinde gelen bir yığın bug var. Buglar çözülür, Bioware ilk seri yamalarını yayınladı bile ama bunun affı yok. AAA bir oyundan bahsediyoruz, fiyatı yüksek, kalite garantisi olan bir yapımdan. Bir indie oyunda gülüp geçeceğiniz buglar, bir AAA’da ciddi sorun teşkil ediyor. Takılan yürüme animasyonları, Vitruvius Adamı gibi kollarını açmış gezinen karakterler, konuşma ekranına girdiğiniz halde basıp giden NPC’ler.

Tam bu noktada dövüş animasyonlarının pürüzsüz bir şekilde çalışması, hareketli dövüş anlarında bile bir an bile teklememesi animasyon işinin yarım kaldığını net bir şekilde gösteriyor. Bu arada evet, dövüşler gayet şık ve akıcı. Burada biraz beylik konuşacağım belki ama bir firma, bir oyunu 60 Euro’dan satıp “ama bu işler çok zor” savunmasının arkasına saklanamaz. Henüz güncelleme listelerinde yokmuş gibi görünse de Bioware’in en kısa zamanda ücretsiz içerikler ile eksik animasyonları tamamlamasını umuyorum.

Şahane Grafikler, Performans ve Nedense Film Grain

Bu konuya önce kişisel düşüncelerimle girip daha sonra biraz alıntı karşılaştırmalar ile devam edeceğim. Maalesef tek bir bilgisayarım var ve oyunu çeşitli performans seviyelerinde kıyaslayamıyorum. 4K çözünürlükte ve yüksek seviye grafiklerle oynadığım oyun için “Nefes Kesici” diyebilirim. Yukarıda da bahsettiğim gibi, gittiğimiz her gezegen diğerinden farklı ve bu fark sadece hikayesinde değil. Her bir gezegen farklı bir iklim sunuyor bize, yağmur ormanları, yüce dağlar arasında kalan ovalar, uçsuz bucaksız çöller gibi pek çok farklı gezegen ve coğrafya arasında geziyoruz ve gerçekten her biri nefes kesici. Kapalı alanlarda ise camlardan içeri vuran ışık, gölgelendirmeler sizi girdiğiniz ortamın gerçekçiliğiyle sarıp sarmalıyor. Bir uzay gemisi veya uzay üssünde ise o soğuk uzay ortamını, yapay ışıklandırmaları ve uzayın sonsuz hudutlarından veya hemen yanı başınızdan gelen yıldızların ışıklarını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Burada benim anlamadığım tek nokta, neden Film Grain. Ayarlardan açıp kapatma seçeneği olmasa beni oyundan soğutacak bu özelliğin seveni var mıdır gerçekten bilmiyorum ama benim gözümde grafiklerin netliğini yitirmesine, herşeyin çirkinleşmesine sebep veren bir özellik. Eğer okurlarımız arasında ME 1’den beri seveni varsa, bu özelliğin oyunda olduğunun altını çizerim.

Animasyonları ne kadar gömdüysem grafikleri ise bir o kadar övmek istiyorum, çünkü karakterlerin yüzleri detaylı, en yüksek çözünürlüklerde karakterlerin yüzlerindeki çilleri sayabiliyorsunuz. Zırhların her bir detayını fark edebiliyorsunuz. Ben sabaha kadar övsem doyamayacağım için biz en iyisi biraz da teknik detaylara ve kıyaslamalara bakalım.

Öncelikle Mass Effect: Andromeda’nın Frostbite 3 grafik motoruna geçiş yaptığını belirteyim. İlk üçlemede Unreal Engine 3 kullanıyordu. Daha modern olan Frostbite 3 ile gerçekten çok farklı ortamlar yaratılmasının önünün ne kadar açık olduğunu göstermiş oldu Bioware bize. Frostbite 3 Motoru Dragon Age: Inquisition ve Battlefield 1‘de de kullanılıyor. Tabi açık dünya oyunu olması ve gezegenlerin alabildiğine farklı ortamlardan oluşması, gerçek manada sağlam bir donanım istiyor.

PC Gamer’ın şu yazısından aldığım kıyaslamaları size sunuyorum.

QkLuFFgzZjfTEgeuXXCqfg-650-80
QujszJUjeZRE27Yr7h3Srg-650-80
kXusMfPDfEZuuF3qEeEvKD-650-80RRKDvqiwjVpP72DGGx5Zpg-650-80

Nvidianın yeni 10xx serisi ile bile yüksek ayarlarda 60 fps almak sadece en üst 1080 ve 1080 Ti modelleriyle mümkün. Ortalama bir bilgisayar ile 1080p’de orta seviye grafiklerle 60 fps ile oynamak biraz zor. Kısacası oyunun görsellerinden doyasıya keyif almak istiyorsanız Yüksek Performans veren bir makinenizin olması şart.

Ez Cümle

Mass Effect: Andromeda hataları olan, fakat güzel bir oyun. Şu anki haliyle açıkcası fiyat etiketini hak etmiyor fakat ben gelen güncellemeler ile her geçen hafta daha da şık bir hale geleceğini düşünüyorum. Serinin hayranı değilseniz, ama merakınız varsa bir kaç ay sonra tekrar bir göz atın derim. Animasyonları haricinde benim gözümde eksik bir yanı yok, 1400 kelimede uygun gördüğüm, önemli bulduğum detayları sizlerle paylaştım.

Sizler neler düşünüyorsunuz ? Oyunu beğendiniz mi ?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER