Bu hafta geçen haftanın aksine daha sessiz, eventlerden uzak bağımsız hikayelerin ağırlıkta olduğu bir hafta oldu. Bu da geçen haftaya ve tahminen gelecek haftaya göre daha az sayıyı incelemeye almama sebep oldu. Yine de eldekiler de güzel, eldekiler de hoş diyerek başlayalım.

All New Drama Queen
All New Drama Queen

All-New X-Men 018
Sanıyorum ANAD projesi 2. Marvel fazıyla beraber bayaa bir çöküşe, bolca U dönüşüne sebep olduğundan olacak All-New başlıklı pek bir çizgi roman serisi bulmak zor artık. Genç Spidey düz Spider-Man adını kullanıyor. Zaten başta üzeri çizilmesi ya da emekli olması gereken kahramanların çoğu hali hazırda yerinde durduğu için, çok aşırı farklı acayip yeni Marvel esprisinin pek bir anlamı kalmadı. All-New X-Men, zaten bu espriyi trollemek için yaratılmış bir proje olduğu için, bu ismi kullanmakta pek bir çekince görmüyor gibi. Yani 60’lardan gelen orijinal beşlinin hala bu evrende bu zamanda var olup olmaması gerektiği tartışmasına girmeyeceğim, hali hazırda bahar aylarında çıkacak x-Men Blue serisinin de baş aktörleri olduğu düşünülünce zaten pek de bir anlamı yok. O yüzden tatlı tatlı hikayemize girelim tadımız kaçmadan.
Bu sayı,gürül gürül giden Inhumans vs X-Men hikayesinden bize kopan bir parça (zırt pırt tie-in yazmak sıkıcı oluyor). Bir önceki sayı ağırlıklı olarak genç Ice-Man’in aşk hayatının bu savaştan nasıl etkilendiğine değinmiştik. Burada da Cyclops üzerinden belki ana hikayeyi de etkileyebilecek gelişmelere tanık oluyoruz. New Atillan’da kuşatma boyunca bir türlü bitmeyen kimlik bunalımları sebebiyle doğru düzgün savaşamayan ve zırt pırt birileri tarafından sen Scott Summers’sın ona göre hareket et azarı işiten -sanki Sedat Peker’in yeğeni- genç Slim’imiz, zihnine giren Mosaic sayesinde, asıl Cyclops’un -evet asıl, bu konuda biraz hassasım- aslında Black Bolt tarafından öldürülmediğini öğrenir. Malumunuz Mosaic zihinden zihine atlayan yeni bir gencimiz, Inhuman pazarlama taktikleri neticesinde kendi serisi de çıkıyor. Kapaklar çok havalı, nitekim böyle bir savaşta da olmazsa olmazdı.

Hikayeye dönersek ise Mosaic, Cyclops’tan önce Magneto’nun zihnine giriyor ama çok kalamıyor ancak ondan kalan pek üzerinde durmadığı anıları da Cyclops’un zihnine taşıyor. Genç Cyke, kendi zihninde hapsolmuşken o anılara giriyor ve orada aslında her şeyin Emma Frost’un projeksiyonu olduğunu, Death Of X sırasında bir terrigen bulutunu saf dışı bırakanın da, Bolt’a dalanın da asıl Cyclops olmadığını öğreniyor. Öğrenir öğrenmez de bir sinir geliyor -malum ergenlik- ve Emma’ya sövmeye başlıyor. İşte vay efendim aylardır insanlar onu terörist diye suçluyormuş, bunalımdan bunalıma girmiş ama aslında hepsi Emma Frost’un suçuymuş. Şimdi burada Ozan Güvenvari bir küfrü sizin zihninize bırakıp,karakterden çok yazarlara biraz yürümek istiyorum. Yahu, Death Of X gibi gerçek olduğuna inanılmayacak kadar güzel hikayenin en yürek burkan anı neydi? Cyclops’un son nefesini verirken Emma’ya böyle bitmemeli demesi? Yani öyle ya da böyle, White Queen’imiz o epik hikayede tüm bunları biraz da bu vasiyet üzerine yapmadı mı, yaptı. E şimdi kalkıp mutant terörö demogojisiyle şu güzelim hikayenin bütün esprisini yerle bir etmek niyedir? Anladık genç Cyclops size lazım. Hem Champions var hem de Resurrection’dan sonra çıkacak yeni X serileri. Dolayısıyla Slim’i bunalımlarından çıkarmak istiyorsunuz. İyi de, daha makul bir yol bulamadınız mı? Hadi tamam bundan aylar aylar önce X-Men’i yeniden göklere çıkarma, seri üzerine seri çıkarma projesi yoktu. Cyclops’a küfretmek Marvel evreninin son dönemde iyice karışmış ve saçmalaşmış ahlak kodları arasına girmişti o yüzden genç Summers’i da bu çerçevede ele aldınız. Tamam da bunu ortadan kaldıracağız diye bu sefer de Emma Frost’u günah keçisi yapmak mı mantıklı yoksa artık ortada gerçekten bir günah olmadığını, mevzunun ölmek üzere olan bir türün kriz anında yaratmaya çalıştığı bir çıkış yolu olduğunu kabul etmek mi? Yahu anket yapsanız bir tane okur çıkmayacak terrigen bulutlarının yok olmasına üzülecek. Kabul edin, olmadı işte. Şimdi niye mis gibi hikayeyi baltalıyorsunuz. Ayrıca sayıya dönmüş olalım bu vesileyle, adama sormazlar mı madem derdin o bulutu kimin ortadan kaldırdığıydı, bu kadar büyük suçtu, senin şu an New Atillan’da ne işin var diye. Resmen yazdıkça sinir oluyorum. Neyse efendim, bu mesele bir yere bağlanır mı derseniz, eğer tek amacı boş sansasyon değilse henüz çıkmamış IvX sayılarının kapaklarının verdiği mesaj, mevzunun iki türün savaşından çıkıp Emma’nın ipleri ele almasına ve Avengers vs X-Men’de olduğu gibi bir ortak düşman mefhumuna gitmesine yönelik. Bu tabii ki bir tahmin. Ama eğer böyle olacaksa, yani delirmiş bir Emma anlatılacaksa -ki Lemire ve Soule’a Death Of X hikayesinden ötürü güveniyorum mantıklı olabilir- Cyclops’un aslınnda nasıl öldüğünün ortaya çıkması burada bir rol oynayabilir, X-Men cephesinde kırılma yaratabilir. Böyle bir gidişat mantıklı mı, değil? Ama güzel işlenme şansı var, tüm beklentim de budur efendim.

Aynısından yapın ama ateş çıkarmasın da gerçeği büksün

Deadpool And The Mercs For Money 008
Evet bir başka IvX tie-ini ile karşınızdayız (ara ara kullanalım yine de). Hoş böyle dediğime bakmayın, aslında hikaye akışına pek bir katkısı olmayan, Civil War II’de çok gördüğümüz tarz hikayelerden. Ki bence belli yanlardan böyle olması da iyi. Neticede tek hatayla Osborne’u dünyanın başına getirmiş bir insan Wade Wilson. Az şakalı bol siyahlı bu X-Force andıran hikayemiz, andırmasını biraz daha arttırıyor ve distopik bir gelecekte geçiyor. Her şey, Negasonic Teenage Warhead’in (NTW) savaş çıkmasın kimse kimseye kıymasın diyerek Terrigen bulutunu gerçekliği değiştirebilme güçleriyle (evet sadece ölümden dönmedi güçleri de değişti) komple zararsız hale getirmesiyle başlıyor. Güzel sonuçlar getirmesi beklenen bu olay işleri daha da karıştırıyor ve sonuç olarak yine Inhumanlar ve Mutantlar birbirine giriyor. Bir kanat radikalleşirken diğerleri azalıyor ve sonunda NTW ile saklanan bir kaç mutant, onları arayan Deadpool ve ekibi bir de yine aynı amaçtaki Inhumanlar kalıyor. Nitekim klişeler klişesi gerçekleşiyor, Wade, gotik hanım kızımıza nasıl doğru davranılır neden gerçeklikle uğraşılmaz dersi veriyor, NTW geçmişe dönüp kendi kendisini bulutu öldürmekten vazgeçiriyor. Burada bir motivasyon da süreç içinde Deadpool’un kızının da ölmüş olması, zaten NTW’de her şeyi düzelttikten sonra savaşa girmekten vazgeçip, Wade’in kızının evine ne olursa olsun onu korumak için gidiyor. Evet tamam çok beklentim yoktu ama 2000’ler Hollywood aile komedisi tadında final olmayabilirmiş. Bir sonuç da, Deadpool’un ekibi de demek ki savaşa dahil oluyor, ancak nasıl ve neresinden? Umarım bunu da ilerleyen sayılarda görürüz.

Sevimli değil, ekmeğinin peşinde. (Ayrıca bkz. Çakma Harley Quinn)
Sevimli değil, ekmeğinin peşinde. (Ayrıca bkz. Çakma Harley Quinn)

Champions 005
Ve o kutsal gün geldi çattı. Umarım bozmaz dediğim, büyük umutlarla takip ettiğim Champions da, komple olmasa da ucundan ucuzculuğa verdi işi. Tamam çok olumsuz yaklaşıyorum ama çok sevdiğim fikren de özümsediğim bir seri. Önce şu ucuzluğu anlatayım da sonra hikayeye geçeriz. Efendim maalesef, Gwen ismi de, bir Bat gibi Spider gibi marka halini aldı. Nasıl mı? Son altmış yılınızın binlerce Batgirl, Spider Woman, Spider Mobile, Bat Cave benzeri orijinallikten uzak, tutan karakterlerin yan modelleri ile dolu olduğunu hatırlatmama gerek yoktur sanırım. İşte şimdi bu kümeye yeni bir isim eklendi: Gwen. Evet Gwen Stacy önemli bir karakterdi, ölümü çizgi roman tarihinde çağ değiştirdi ve belki cidden çok küçük bir ihtimal de olsa alternatif evrende Spidey’lik yapması ve ara ara 616 evrenine de uğraması hoş bir enstantane olabilir. Ki oldu da. Etrafta yüzlerce cosplayi var. Ama bu oldu diye, yine benzer renklerle, çizgi roman tarihinin fenomen karakterlerinden birinin “Gwen””ini yapmak nedir? -evet x girl, w woman politik doğruculuğumuza çok banal geliyor artık o yüzden Gwen diyeceğiz ama her şeyi de pembeye boyayacağız falan-.

Yani biri bana Gwenpool fikrinin bir tane makul yanını açıklayabilir mi? Deadpool’un ara ara ve çok ince yaptığı aslında yaşadığımız her şey çizgi roman hikayesi göndermelerini, ayı gibi “hö benim geldiğim evrende hepiniz çizgi romansınız Miles anan niye yaşıyor senin” diye yapan, herhangi bir mizah unsuru bulundurmayan dünyanın en abartılmış karakteri. Yani mevzu bir tane daha Deadpool yapalım belki ileride filmini çekeriz fikriyse herhalde izlemeyeceğim ilk çizgi roman filmi olur. Neyse diyeceksiniz ki iyi hoş da Champions yazısının ortasında niye Gwenpool’dan bahsediyorsun? Çünkü çok güzel bir şeymiş gibi nimetten saydıkları Gwenpool’u alıp Champions hikayesinin ortasına getirdi bu sayı yazarımız. Daha da ötesi hikayeyle hiç bir ilgisi yok. Sadece Gwen hanım Champions’u görmüş özenmiş ondan pistollarını alıp gelmiş. Halbuki hikayemiz Mutantından eşcinseline bütün renklere düşman bir şerifi ve şeriften memnun olmayan ama insanlara da inancı kalmamış bir şerif yardımcısını çok güzel şekilde anlatan bir hikaye. Trump göndermesi yazmama gerek yok sanırım artık bu tarz hikayelere. Çünkü belli ki Marvel daha çok hedef alacak, iyi de yapıyor, üstelik şu an Amerika’da gerçekleşen eylemlerin yoğunluğunu da düşündüğünüzde buna gözünü kapatması saçma olurdu. Ancak gözünü seveyim iş Trump’ın saçı da komik Osborne’un saçı da muhabbetine gelmesin.

Neyse efendim, bu hikayede de diğer Champions hikayelerinde olduğu gibi, şerif yardımcısı üzerinden kahraman olmak için süper güçlere sahip olmaya gerek olmadığı sonucuna varıyoruz güzel bir örnekle. Zaten böyle önemli bir mesajı bu kadar iyi bir hikayeyle veren bir seriye Teen Titans muamelesi yapıp, Gwenpool koymanın alemi ne hala anlamadım. Hikayeye de herhangi bir katkısı ya da zararı olmadı, umarım öbür sayıya kadar çıkmış olur. Hadi haksızlık etmeyeyim bir kaç kere bu kadar kötü olduğuna göre kesin bir villain tarafından beyni yıkanmış sorusunu sormasa iki üç kere “Hayır, çok kötü olmak sıradan insanın potansiyeli dahilinde” cevabını almazdık. Çok mu aydınlandık, yok ama güzel mesaj.

Her şeyin farkındayım ve bu durumdan memnun değilim
Her şeyin farkındayım ve bu durumdan memnun değilim

Old Man Logan 017
Delikanlılıktan ölen serilerimizde bu hafta Logan dayı. Bakın ben gerçekten seviyorum bu seriyi. Şu ana kadar bir kere bile bozduğunu görmedim. Hiç bir şekilde retcon kasıp hikayeyi bozmadılar, boşlukta kalmış çok değinilmemiş yerlere ganimet avcısı gibi saldırmadılar. Bu seride de ana hikayedeki sertliği verişi olsun, çizim tarzı olsun, hiç bir şekilde Wolverine serilerini aratmayan hoş bir yolda ilerliyor. Şu an geldiği noktada da normalde alakalı alakasız her şeyden teori uydurabilen beni koca bir soru işaretiyle bırakmış durumda. Bir önceki sayıda Puck’a uzayda yardıma giden Logan, bir Kree ırkıyla savaşıyor, bir kendini Wasteland’de Banner’in torununu ararken buluyordu. Bu ani geçişlerin hiçbirini ya da hangisinin gerçek hangisinin ilüzyon olduğunu da bu sayıya kadar açıklamadı. Şu an ise öğrendik ki her ikisi de Jean’in ilüzyonları imiş. Yani Puck’a yardım etmeye gittiği gerçek duruyor ancak ondan sonraki her şey, esir düştüğü andan itibaren gördüğü ilüzyonlar ve kabuslar. Yani terk ettiği için Wasteland’in başına geçen bir Hulk yok ortada. He peki Jean ablamız bunları neden yapıyor? Aklıma gelen bir tane bile teori yok. Ancak sevdiğim bir karakterin sevdiğim tarzda bir seride gözükmesi güzel oldu. O yüzden de heyecanla yeni sayıyı bekliyorum, herkese de tavsiye ediyorum.

Şu bebeksilik
Şu bebeksilik

Bullseye 001
Evet geç başladığım haftalık incelemelerde bir ilk sayı incelemesi atmanın gururunu yaşıyorum şu an. Hem de sevdiğim bir karakter ile. Bullseye, seveni çok olmasa da hep bir yerden ilgimi çeken bir karakterdi. Hiçbir zaman popüler kötü adam yapalım diye grileştirmeye çalışmadıkları, hiç bir şekilde hak verilecek bir tarafı olmayan, yani Doom özentisi falan değil bayaa bayaa bir kötü adam. Hem de öyle çok güçlü filan da değil, bildiğin kiralık katil. Ama hem iyi nişancıların her zaman yaratıcı aksiyon sekansları gösterme potansiyeli, hem de kendisinin ne olduğunu çok iyi bilen ve bununla herhangi bir sorunu olmayan biri olması, Bullseye’i benim için her zaman kredisi yüksek bir karakter yapıyor. Yani hem mükemmel cinayet tutkusu, hem de ahlak kavramını dışarıda bırakacak kadar kendini basit görüşü, olması gerektiği gibi bir seri katil yaratıyor. Daha da sevmeyen varsa 2011’de çıkan iki sayılık Perfect Game hikayesini okusun. Ya da okumasın, değeri bilinmemiş hikayeler köşesi yapmayı planlıyorum, orada yazarım.
Ana hikayeyle ilgili çok fazla şey söylemek istemiyorum. Bir önceki işinde gereğinden çok gürültü yapmış ve dört federal ajanın ölümüne sebebiyet vermiş olduğu için, ölen eşinin intikamını güden bir federal ajanın da peşine düştüğü kötü adamımız, Kolombiya mafyasının eline düşmüş, New Yorklu bir mafyanın oğlunu kurtarma işini alır. Ancak Kolombiyalılar hem çok güçlüdür hem de çok psikopattır, dolayısıyla kolay lokma olmayacaktır. Gerisini henüz bilmiyoruz, yeni sayıda öğreneceğiz. Ancak ilk sayı şerefine koydukları on sayfalık yan hikaye de, sadece ataç kullanarak zevk için dört beş kişinin ölümüne sebep olduğu enstantane de çok güzeldi. Halihazırda sokak seviyesinde hikayelerin fanı olarak şu verimsiz haftada ne kadar mutlu ettiğini anlatamam. Herkese de tavsiye ederim. Ayrıca umarım söylenti doğrudur da Daredevil üçüncü sezonunda görürüz Bullseye’i. Ki bana bu solo seri de bu yüzden başladı gibi geliyor ama olsun. Hep kötü sonuçları olacak diye bir şey yok promosyon mantığının.

Bırahın gelsin
Bırahın gelsin

Batman 016
Aşırı delikanlılıktan ölmek üzere olan serilerimizde bu hafta ikinci konuğumuz Batman. New 52’nin bozmayan nadir serilerinden olan Kara Şövalye hikayeleri, Rebirth ile beraber bozmayı geçtim, level atladı desem yeridir. Ya da fanboyumdur bilmiyorum. Aslına bakarsanız ilk sayılardaki I am Gotham hikayesi bence biraz yavan ve fazla acıklıydı. Ardından gelen Night Of The Monstermen toparladı. Tim’in ölüşünün gerçek olmadığını hemen aynı sayıda vermeleri bir başka biz küçük hesap adamı değiliz hamlesi oldu ve Batman’in sorunlu psikolojisinde, aşırı korumacılığını tetiklemesi açısından güzel bir yapı taşı oldu. Ardından gelen I am Suicide hikayesi işin içinde Batman olunca twist değerini yitiren ama yine heyecanlandıran bir sonla kendini I am Bane hikayesine bıraktı. Arada bir de bir kaç sayılık Catwomanla aralarında geçen yarı romantik yarı trajik hikayesini de bence güzel yedirdiler. Ki her iki karakteri de derin bulan bir insan olarak hiç hayal kırıklığı yaşamadım. Bu haftaki sayı da I am Bane hikayesinin girişiydi. Bane’in Gotham’a kendisinden intikam almak için döndüğünü öğrenen Kara Şövalye, ekibini toplar ve hemen şehri terk etmelerini söyler. Evet ne bekliyordunuz saldırı planı falan mı? Herhalde DC içinde en fazla kendine yancı/yardımcı yetiştirip en çok aman çevremdekiler zarar görmesin diye endişelenen kahraman Batman. 10 yaşındaki oğlu bile ben Robin oldum diye geziniyor ne bu tripler. Ki zaten ekipten de bir tek yeni eleman Duke, Bruce’un sözünü dinliyor. Bir türlü alışamamış olsam ve kıyafetini de çok çirkin bulsam da belki bu sefer Grayson tarzı dışında bir yardımcı, yeni bir renk katabilir. Bunun dışında pek bir olay olmuyor, Jason, Dick ve Damian ne yapabiliriz diye konuşuyor ve bir sonraki sahnede hepsini üzerlerinde I am Bane yazılı, boyunlarından asılmış bir şekilde Batcave’de görüyoruz. Evet, açık açık bu sadece giriş demişler. Ancak Bruce ile buluşmak için toplandıkları Batburger lokantası enstantanesi, Batman kostümlü kasiyerin Bruce Wayne’e patateslerinizi Jokerize edilmiş ister misiniz demesi ve Bruce’un dede gibi Joker gibi bir manyağın adını nasıl markalaştırırsınız atarı.. Ve bir de hamburgeri çatal bıçakla yemesi. Bu enstantaneler için bile okunabilecek bir sayıydı. Tavsiye ederim.

Bu haftalık da bu kadar, gelecek hafta umuyorum daha fazla sayıyla -ve özellikle DC sayısıyla- bu sayfada olurum. Umarım beğenmişsinizdir, yorumlarınızı bekliyorum, çizgi romanın gücüne inanın, çizgi romansız kalmayın!

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER