Bu haftalık incelemelere çok daha önceden başlamak istiyordum ama yoğunluk bir türlü izin vermedi. O yüzden o haftanın sayılarından bahsederken bir yandan daha öncesinde ne olduğuna ilişkin olabildiğince yazarak arayı kapatmaya çalışacağım. Umarım yararı olur. E tabii her hafta çıkan her şeyi okumadığım için, her hafta iki taraftan da aynı yoğunlukta seri yazamayacağım. Örneğin bu hafta DC az ama sanmasınlar ki ben DC’ci kardeşlerimi mağdur edeceğim. Bir de hafta hafta gitmeyeyim de toptan koyayım dediğim seriler var, Deadpool gibi Flash gibi, onları da toptan yazacağım diyerek bolca sözün ardından Marvel ile başlayayım.

Civil War II – Oath 01

Civil War II - The Oath (2017) 001-000

Öncelikle daha önce yazdığım yazılarda bu Civil War II meselesine elimden geldiğince gömdüm. Durdum durdum bir daha gömdüm hatta tüh şöyle de sövseymişim diye kendime kızdım. Marifet mi? Hayır. Ki aslında sürekli olumsuz eleştiri içeren incelemelerden irite olurup, olabildikçe “bak şu da vardı” diye düşünmeye yazmaya çalışırım ama gerçekten çok kötü bir eventti. Yalnız, Oath burada başka bir yerde duruyor.

Nick Spencer’in -ki çok severim işlerini- yazdığı, birçok çizerin farklı sayfaları resmettiği, (ama benim favorim hali hazırda sayıda baskın olan Rod Reis’in çizimleri), Jeff Dekal’in aşırı güzel kapağıyla çıkan seri, klasik bir aftermath (seri sonunda ne olmuş nelere yol açmış) sayısı olmanın çok üzerinde. Birincisi, bütün Civil War II sayılarından daha iyi. İkincisi, eventin vaadettiklerinin çok daha üzerinde sonuçlar gösteren, söylenmesi gereken bir çok şeyi söyleyen bir seri.

st1-vert

Açılış, Rogers’in Stark’ın komada yatan bedenini ziyaret etmesiyle açılıyor(Civil War göndermesiiiiii). Evet, orada da tam tersi vardı. Ancak burada biraz farklı bir görüntü var çünkü Rogers Kobik tarafından beyni yıkanmış bir Hydra ajanı aynı zamanda. Sayının büyük kısmı aslında Steve Rogers’ten alışık olduğumuz ancak bu ikililik yüzünden gittikçe form değiştiren yine de tutarlılığını koruyan uzun mu uzun bir konuşmayla gidiyor. Bitmek bilmeyen kahraman kavgalarının insanları ne kadar bezdirdiğinden ve umutsuzlaştırdığından dem vuruyor ve bu meselenin de aslında gelecekle ilgili değil karşılıklı ego savaşıyla alakalı olduğunu, ilk Civil War döneminde olduğu gibi işine gelince Stark’ın da kendi otoritesini dayatmak konusunda hiç bir sorunu olmadığını uzun uzun anlatıyor.

Oradan çıkıp Danvers’e laf çakıyor, tek derdinin en başından beri kendini kanıtlamak ve sevdirmek olduğunu ama bu tarz takıntıların çok ciddi felaketlere yol açacağını falan filan derken insanların komşusunun mutant olmasından korkuya kapılmasının ne kadar normal olduğunu, bu yüzden insanlara kızmamak gerektiğini araya sıkıştırıyor. Tam bir Trump’ın Obama dönemi medyasını fazla politik doğrucu olmaktan eleştirmesi, siyahileri kriminalize unsur olarak görmeye çalışması tarzında. Evet, Marvel’in neredeyse bütün yazarlarının Trump Karşıtı olduğunu düşününce Hydra ajanı bir Steve Rogers üzerinden böyle bir portre çizmek yaratıcı. Komaya girmiş Stark’ı da bitmiş Obama dönemi gibi düşününce daha da anlamlı çünkü ne dersen de cevap verecek durumu yok. Bu arada hem buradan hem de ara ara verilen kesitlerden anlıyoruz ki Shield Act diye bir yasa ile Shield dünya üzerindeki tüm yetkilerini arttırmış hatta bununla da kalmamış Maria Hill, Shield’ın başından atılmış. Ve tabii ki buranın başına kim geçmiş: Evet, ikinci kez Steve Rogers Shield direktörü. 

Halkın karşısında Tony’e yaptığının aşağı yukarı aynısı bir konuşma yapıyor. Zaten serinin yüzde doksanı Rogers’ın konuşmalarıyla geçiyor ama Spencer o kadar güzel kaleme almış ki bir kere bile sıkılmıyorsunuz. Ve en sonunda tekrar Stark’ın başında konuşma yapan Rogers’a dönüyoruz. Ağzındaki baklayı nasılsa anlayamaz diye çıkarıyor ve senelerce Hydra ile, hatta tüm otoriter totaliter yönetimlerle mücadele ederek geçmiş Steve Rogers’in duygu dünyasında “tasarlanmış” Hydra Amerikasını görüyoruz. Yine mükemmel çizilmiş. Hatta sırf o distopik ABD çizimleri için bile alınır bir sayı. Aşağı yukarı her şeyi anlattım ama yine de mutlaka okuyun ya da Türkçesini bekleyin ki eğer Civil War II çevirilecekse mutlaka bu sayı da konmalı diyeyim ve diğer sayılara geçelim.

Captain America-Steve Rogers 010

Captain America - Steve Rogers (2016-) 010-000

Evet bu hafta bir yanıyla Steve Rogers haftası olmuş. Bu sayı da aslında Oath ile paralel hatta biraz daha öncesini anlatıyor. Maria Hill’in Pleasant Hill davası sonuçlanıyor ve görevden atılıyor. Ama Hill bu durur mu? Kaçıp -niyeyse- soluğu Danvers’in yanında alıyor. Amaç basit, bir önceki sayıda anlatılan dünyanın tamamını herhangi bir saldırıya ya da kaçışa karşı sarıp sarmalayacak, Galactus’a bile direnecek bir kalkan planı. Atıldığı için artık bu planı onaylatma şansı yok ve yerine gelecek Steve Rogers’in da bunu yapmayacağını bildiği için Danvers’in bastırmasını istiyor. Mesele Chitaurilerin dünyaya saldırı hazırlığında olması. Evet zırt pırt Trump benzetmesi yapmak istemiyorum ama niyeyse aklıma sürekli Meksika’ya duvar öreceğiz muhabbeti geldi sayıyı okurken. Sonuç olarak Danvers başkana baskı yapıyor, başkan -hala Obama- kem küm ediyor ama zaten her zamanki gibi her şeyin farkında olan Rogers Danvers’a ne istiyorsan yap senin bileceğin iş ama hata yaparsın diye rest çekiyor. Bu anlarda karizmasından ödün vermeyen Rogers Skull’ın karşısında el pençe divan özür diliyor, ilk sayıda öldürdüğünü düşündüğü çakma Bucky Jack Flag hala ölmeyip komada olduğu ve her an uyanıp sırrını açığa çıkarabileceği için. Bakın bu kısımlar yaratıcı falan değil gerçekten Hydra ajanı Rogers kötü bir fikir. Neyse Flag zaten ölmüş, Rogers’in elini kana bulamasına gerek kalmamış, kendisi Karen olsun diye baskı yaptığı halde Shield’in başına geçmiş ve hala Miles’in kendisini öldüreceğine inancı tam bir Rogers’le bu sayıyı tamamlıyoruz.

Thunderbolts 009

Thunderbolts (2016-) 009-000

Dürüst olmak gerekirse Thunderbolts çok takip ettiğim bir seri değildi. Hatta Dark Reign dönemi hariç hiç olmadı ama her zaman gri noktada olan kahramanları anlatması açısından beni çeken bir yeri vardı. Şu anda da Winter Soldier önderliğinde ağırlıklı C sınıfı kahramanlardan oluşan bir ekiple, Nick Fury’nin Bucky’e devrettiği dünya dışı varlıklarla gizlice savaşma görevini kimseye hesap vermeden kafalarına göre yerine getiriyorlar. Zaten Marvel’de şu an muazzam bir hiyerarşi karışıklığı var. Eskiden Shield vardı onun üzerinde Sword vardı kafamız rahattı. Şu an yetkileri genişletilmiş bir Shield, kendini onun da üzerinde gören Ultimates, hiç birini sallamayan ama aşağı yukarı aynı şeyleri yapan bir Thunderbolts, liste daha uzar. Bir düzene girer mi bilmiyorum ama şu an Earth 616’da anarşi hakim. Sayıya dönersek de bu ekibin yanında bir de Stand-off’tan beri Kobik var. Zararsız sempatik bir renk olmuş. Bu sayıda da çok özel bir şey yok aslında, New Avengers ekibi dağılıp çoğu US Avengers’i kurunca, ne orada ne de Shield’da olmak istemeyen Songbird de Thunderbolts’a katılıyor, beraber uzaylı avlıyorlar filan. Çok acayip bir hikaye yok ortada ama keyifli bir seri, tavsiye ederim.

Infamous Iron-Man 004

Infamous Iron Man (2016-) 004-019

Şu hayatta tüm çizgi roman sevdalılarının belli başlı favori çizerleri vardır. 80’ler 90’lar çizgi romanlarıyla çocukluğu geçenler için Jack Kirby ilahtır misal. Her ne kadar benim de çocukluğum onlarla geçse de, 2000’ler çizgisini hiçbir şeye değişmem. Rice bunun bir örneğiyse, Yu bambaşka bir örneği, ha keza Gaydos da öyle. Ama biri var ki her zaman benim için kredisi hiç bitmeyecek bir çizer, o da Maleev. Genelde Bendis’in özellikle sokak seviyesi serilerde eküriliğini yapan ve anlatıma her zaman bambaşka bir tat katan bir çizer. O yüzden bu kadar tartışmalı bir seriyi onun çizeceğini duyunca benim için konu biraz kapanmıştı ki seriyi okudukça daha da anlam kazandı. Sayı hakkında çok detaylı konuşmak istemiyorum olayların birbirini kovaladığı bir sayı olmadı çünkü genel olarak ağır akan bir anlatım var. Önceki sayılarda Secret Wars’ta Tanrı olmasına rağmen yenildikten sonra artık iyi adamı oynamaya karar vermiş bir Victor Von Doom bence açık kapı bırakmayacak şekilde anlatılmıştı. Ki asıl mesele de zaten baş karakterin kafasındaki çelişkiler değil kendini dünyanın geri kalanına kabul ettirme çabası. Maria Hill’i son kez Shield koltuğunda gördüğümüz bu sayıda henüz Doom ikna edebilmiş değil. Üstüne üstlük Shield peşine Ben Grimm’i takmış ki tamamen ayrıksı davrandığı geçmişinden bir parça olması durumu daha da zorlaştrıyor. Yani açıkçası herife iyi olmasın diye ellerinden geleni yapıyorlar. Bu arada Victor’un annesi de etrafta geziniyor, hatta sayının sonunda öğreniyoruz ki oğluma dokunmayacaksınız diye Ben Grimm’i bayaa bir ağlatmış, darma duman etmiş. Bunun dışında benim ilgimi çeken bir başka konu ise Latveria. Yani aşağı yukarı her zaman soru işaretleriyle baktığım, bir yandan bir diktatör tarafından yönetildiği için üzücü duran ama bir yandan da dünyanın geri kalanıyla aynı ahlaki ya da politik kodlara sahip olmayan, batı merkezci düşünmeye eleştirinin ülke olmuş hali gibiydi. Şimdi ise ülkeyi tamamen güzelleştirmeye çalışan bir Doom görüyoruz. Bakalım ileride nasıl şekillenecek.

Extraordinary X-Men 018

Ya siz kim köpeksiniz
Ya siz kim köpeksiniz

Genelde yemek yerken dahil güzel olanı sona saklamak gibi bir takıntım vardır. Yazıya da başlarken kafamda yaptığım sıralama bu şekilde oldu ve son ikiyi IvX serilerine ayırdım. Çünkü şu ana kadar kesin olacak diye beklediğim hiçbir saçmalığı yapmadan, birkaç sıkıntı hariç olması gerektiği gibi giden bir seri.

Bu sayıda da özet olarak New Atillan’a saldırı öncesi, Terrigen bulutunu katı bir forma sokacak bir makina geliştirmiş Forge’un kendi içinde ve Storm’la ilgili sorunlarına odaklanılmış. Derseniz ki yeri mi şimdi bu kadar olayın arasında? derim ki eğer okuduğunuz bir Avengers sayısı değil de X-Men hikayesiyse, evet yeri. Çünkü içinde bulunduğu çizgi roman evreninde dahi en ayırıcı yönlerinden biri, X-Men sayfalarında kendine yer bulmuş kimsenin önemsiz ya da az değinilmiş olmaması. Bu, içinde bulundukları politik sorunlardan da öte her mutantı en ufak detayına kadar mercek altına alması ve önemsemesi sebebiyle de bu kadar samimi yapıyor. Mesele de aslında uzun zamandır üzerinde durulmamış ama ara ara tüyo verilmiş bir konu, Forge’un her olayda ciddi katkıları olmasına rağmen değerinin bilinmemesinden yanması ve bu değer bilmeyenin de 90’lardan beri -çizgi roman evrenine göre bile bir on seneye yakındır- sevdiği Storm olması bizzat. Bunun yanında Storm’un Logan’la ilişkisini katarsanız ve Forge’un göreve Logan’la gideceğini düşünürseniz bir eyvah diyorsunuz. Ki diğer IvX tie-inlerinde görüyoruz ki mutantların savaşta tüm dezavantajları kendi içlerinde yaşadıkları çelişkilerden ötürü. Ama beklenen olmuyor ve Storm Forge’e yakınlaşıyor, Logan’dan Wasteworld’de de dünyaya kafa tutan bir delikanlı olduğunu öğreniyor, her şey güzel bir şekilde bağlanıyor derken…

Inhumans vs X-Men 03

Babasının düşmanına dalar gibi daldılar
Babasının düşmanına dalar gibi daldılar

Extraordinary X-Men’in bıraktığı yerden bu sayı dümeni ele alıyor. Son durumda Storm liderliğindeki saldırı timi New Atillan’ı ele geçirmiş, Medusa’dan yeni bir kaç nuhumana kadar tehlike görülebilecek tüm inhumanlar limboya hapsedilmiş, Karnak ile hem Jean hem Fantomex ilgilenirken, Blck Bolt’un icabına da Emma Frost bakmış. Eh ama nitekim bu seri üç değil altı sayı ve bir şeylerin değişmesi gerekiyor Mohaç meydan savaşına dönmemesi için. Iso ve Inferno şans eseri Atillan’daki saldırıdan kaçıyor ve Forge’un makinayı yerleştirdiği yere geliyor. Burada bir iyi bir kötü karşılaşma izliyoruz. Normal şartlarda rakip olamazlar desek de Inferno delikanlı bir şekilde kendini öne atıp tüm gücüyle Logan’ı fena yakıyor. Burası okey. Saçma olan kısım, Iso’nun önceden hazırladığı konuşmasıyla Forge’un ağzından laf alıp Terrigen bulutunu hapsedecek aleti patlatması oluyor. Yani bakın, Iso bir şekilde zeki bir nuhuman olabilir, güya bilim insanı olabilir ama karşınızda mutasyonu mühendislik olan bir Forge var. Yani herifin olayı Karnak’ın makinalara fısıldayan versiyonu ve siz uyanıklık edip bu kadar kritik bir anda makine hakkındaki önemli bilgileri ağzından kaçırabileceğini iddia edip, bir de bunu yazıp tatmin olmamızı bekliyorsunuz. El insaf. Hoş seri genel olarak güzel olduğu için bir şey diyemiyorum ve neticede durumu değiştirecek bir olaya ihtiyaç var yoksa bu bir vs olmaz, geldik gördük aldık olur.

Neyse efendim, Iso ve Inferno tekrar aynı makineyi yapmasın diye -ki yapar- Forge’u kaçırır, Logan ekibe haber verir. Bir grup Forge’un peşine düşer.Çünkü bulutu elimine etmek için elde başka hiç bir şans gözükmemektedir. Sayıda aynı zamanda yaşlı Hank’i ve Emma’yı hatırlamış oluruz, bunun yanında Karnak Jean’in zihin hapsinden çıkar ve bu kez de Fantomex’in dünyasıyla boğuşmaya başlar. Black Bolt’un da hiç bir şey yapamayacak halde hapsedilmiş olduğunu görürüz. Unutmadan, Iso Ms Marvel’den destek ister, o da tekil takılan, Reader’den Quake’e çok da iddialı olmayan bir ekiple Atillan’a destek için yola çıkar. Bence kimin önde olduğundan bağımsız ve Forge-Iso diyaloğu hariç çok iyi bir yolda gidiyor seri. Umarım geri kalan üç sayıda bozmaz diyerek Marvel haftasını geçelim.

JUSTICE LEAGUE VS SUICIDE SQUAD 06

Olay bu değilmiş yani
Olay bu değilmiş yani

Bu hafta DC’den yazacağım tek inceleme bu sayı. Çünkü hem Flash ve Action Comics’in belli bir sayıya kadar gelmesini bekliyorum hem de Detective Comics hikayesi şu an Batwoman’a odaklı ve Batwoman ilk sayısı çıkınca toptan ele alayım tekrara düşmeyeyim istiyorum. Hem takdir edersiniz ki bu yazıya yazdığım yedinci inceleme. Evet Marvel bu hafta Rogers ve IvX temelli hikayelerle biraz öne çıktı ama DC de bir güzellik yapıp şu kötü hikayeyi çabucak sonlandırdı. Zaten bir ana seriden beklenmeyecek şekilde haftalık gidiyordu, anladık ki aynı Civil War II gibi film promosyonu olan bu seri de bambaşka şeylere kapı açacak. DC evrenini Rebirth perdesi aralanmadan önce -evet Watchmen mevzusu- biraz daha sarsacak. Hikaye sonu (ve şüpheniz olmasın aftermath bekliyorum sonra ayrı inceleme yazıcam bu seriye) Batman, Lobo ve Killer Frost üçlüsü her Eclipso’nun kontrolü altındaki Suicide Squad ve Justice League ekiplerine karşı bence abartılmış bir savaş verir ve en sonunda Killer Frost’un daha da abartılmış çabaları sonucu kazanırlar. Bakın Suicide Squad filminde de şahsen beni en çok irite eden şeylerden biri bir karakterin diğer takım üyelerinin çok üstünde bir güç ve eforla her şeyi halletmesiydi. Scarlet Witch’in Deus Ex Machine misyonunu Avengers hikayelerinde binlerce kez yerine getirmesi gibi. Bu seride de hem hikayenin merkezi olması bakımından hem de güçleri dolayısıyla her şeyi çözenin Killer Frost olması biraz irite ediciydi. Yanındaki Batman ve Lobo da işte bayaa seri satsın diye koyulmuş. Serinin tek ilgi çekici yanı her şey bittikten sonra Maxvell’in aslında çok şanslı bir pozisyonda bu savaşa girdiğini sanıp-ilk Suicide Squad üyelerini bulması, Justice League’in Suicide Squad’a dalmak üzere olması- yenildikten sonra her şeyin Amanda Waller’in planı olduğunu fark etmesi.

Evet çok Batmanvari bir son ama tutarsız değil. Amanda’nın Maxvell’in ilk Suicide Squad dosyalarına ulaşmasına göz yumması, kendi Task Force ekibi tam League’in tepkisini çekeceği sırada ortak düşman haline dönüşmesi ve bunun sonucunda Batman’in gelip tamam Suicide Squad da yararlı bir takımmış artık karışmıyoruz demesi. Bu planı daha da anlamlı yapan şey ise aslında hiç de mükemmel olmaması ve sonuçlarının yıkıcılığı. Nitekim Emerald’dan Mask’e Maxvell’in takımı hala daha dışarılarda geziyor ve Eclipso’nun da tekrardan birilerini etkisi altına almamasının bir garantisi yok. Bu da ileri ki sayılar için bence güzel bir beslenme alanı. Bunun dışında benim daha da ilgimi çeken kısmı, Batman’in hikaye sonunda Killer Frost’u ve Lobo’yu yeni kuracağı Justice League Of America ekibine katması. Evet Lobo kısmı biraz tartışmalı ama Black Canary ve Frost’u da düşününce biraz yarasanın kendi renginde bir takım gelecek gibi gözüküyor ve beni açıkçası heyecanlandırıyor.

Evet bu yazınında sonuna geldik. Olabildiğince haftalık incelemeleri sürdürmeye, gözümden kaçanları ya da hatırlattıklarınızı katmaya çalışacağım. Hepinize bol çizgi romanlı haftalar!

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER