Biliyorsunuz sevgili okuyucu bu devirde süper gücü olmayana kız bile vermiyorlar; illa bir düşünce gücüyle ateş yakma olsun, telekinezi olsun, mind trick olsun bir şeyler bekleniyor insanlardan. Tek beklenti süper güç olunca da tabi birbirinden klişe şeyler art arda geliyor geldikçe geliyor.

Televizyon dünyası bu art arda gelişler esnasında sinemadaki parlayışı gösteremedi ne yazık ki. Çoğu süper kahraman konulu dizi belli bir ortalamanın üzerinde çıkamadı bir kısmı da (hangileri olduğunu biliyorsunuz siz) rezalet derecesinde kötü oldu. Ne mutlu ki Legion geldi de kurtardı bizi süper kahramanların televizyon dünyasındaki makus kaderinden.

İzlemek için yana yakıla yeni dizi aradığım şu dönemde “Dur bakayım iyi olacak diyorlardı” şeklinde başlayıp zevkle izledim.

Makul bir ön giriş yaptıktan sonra dilersen incelemeye başlayalım sayın okuyucu. Uyarayım yolun bundan sonrasına spoilerlarla devam edeceğiz. Diziyi izlemediysen senin için hoş olmayabilir.

Dizi tam bir ruh hastası olan David Haller’ın çocukluğundan yola çıkarak yediği haltları anlatarak başlıyor. Tam teşekküllü bir telekinetik olan Haller’in çocukluktan gençliğe yaptıklarını, içinde bulunduğu duruma nasıl geldiğini gözlemliyoruz uzun uzun. Derken kendimizi bir akıl hastanesinden bir sorgu odasına zikzaklarla dolanan enteresan bir ortamda buluveriyoruz.

Sevgili Hallerciğimiz akıl hastahanesinin soğuk ve kasvetli ortamında maddi imkansızlıklar içerisinde bulduğu ilk güzel kadın olan Syd Barret’e aşık oluyor (göndermeler göndermeler) ve sorgu odası sahnelerinden anladığımız kadarıyla kadın ortadan kayboluyor ve ana karakterimizi sorgulamak için içeri alıyorlar. İşte biz izleyici olarak bunu anladıktan sonra olaylar hiç de öyle gelişmiyor. Çünkü Syd’in kendisine dokundurtmama sebebi kendisinde -muhtemelen- mutant güçlerinden ötürü olduğunu anlıyoruz. David’in hızlı gelişen Barcelona atağı gibi aniden öpmesi sonucu ise bedenleri yer değiştiriyor ve bu sayede akıl hastanesinden çıkan Syd’in bedenindeki David oluyor. İçeride David’in bedeninde ve güçlerinde sıkışan Syd ise şeker yiyen hanım ablamızı ikiye bölmüş bir şekilde içeri tıkılıyor. Bu olaylardan sonra ise sorguya alınan David, Syd’in gerçek mi yoksa alter egosu mu olduğunu kavrayamıyor. Şu an için gerçek gibi dursa bile, en son oradan kurtarılırken sarı gözlü şeytanını yine gördü. Yellow eye teorisi aşağıda ancak bu görüsü, David’in gerçeklik ile halüsinasyon dünyası arasında doğruyu/yanlışı ayırt edebilmesini sağlayan bir çizgi olduğunu düşünüyorum.

syd-barrett

Syd Barret demişken karakter çizgi romanlardan gelen bir karakter değil ama isim tanıdık. Pink Floyd’un beyinlerinden, bir rock efsanesi ve 2006 yılında aramızdan ayrılan Syd Barret‘tan ismini alıyor karakterimiz. Bu da karakterin aslında gerçek olmadığının bir işareti olabilir. David dinlediği bir müziği kafasında böyle yorumlamış olabilir.

legion

Diziyi inceden ciddi ciddi övmeye girişirsek evvela yönetmenlikten başlamak istiyorum anlatmaya. Gerçekten HBO olmayan bir televizyon kanalında uzun zamandır izlediğim görseli en kuvvetli dizi bölümüydü Legion’ın ilk bölümü. Ağır çekim sahneler, kamera açıları, efektler, telekinetik gücün yansıtılması falan derken seyir zevki çok yüksek sahnelerle karşılaştık açıkçası. David Haller’ın bozuk psikolojisi de çok iyi yansıtılmış. Yapım hem bir süper kahraman filmi olmanın gerektirdiği görselliği hem psikolojik derinliği sağlam bir noktada eritmiş. Görsel dil o kadar kuvvetliydi ki Marvel’a ait her karakterde bulunan o gereksiz sululuklar bile dizinin görsel dili içerisinde o kadar sırıtmadı.

Daha önce Fargo’da iki bölüm yönetmenlik yapan Noah Hawley işin altından gayet güzel kalkmış. Dizinin diğer bölümlerini de Hawley’in kamera arkasında olacağı diğer işleri de merak ettirdi açıkçası.

Oyunculuklar da dizinin genel kalitesine uygun bir seyirde ilerledi. Kimsenin zerre kadar açığı gözüme çarpmadı. Downtown Abbey izleyicilerinin tanıdığı Dan Stevens başrolün altından gayet güzelce kalkmış. Takdir edersiniz ki süper güçleri olan bir adamı oynamak zor bir iştir, deli bir adamı oynamak da. Dan Stevens sağolsun süper güçleri olan bir kötü adamı gayet tatlı bir şekilde oynamış.

le.0.0

Şu an için esas kızımız gibi görünen Syd Barret karakterine can veren Rachel Keller da sadece güzel olduğu için oralarda olan dizi kızlarının aksine rolünü hiç de fena oynamamış. David’in akıl hastahanesinden arkadaşı Lenny Busker rolünde Aubrey Plaza gayet başarılı iş çıkarmış. Kendisini ilk gördüğüm an “aha bu kadını daha çok göreceğiz” şeklinde bir tepki verdim. Kendisi ne kadar ölmüş olsa da arada sırada David’in zihninden kafayı çıkartıp şöyle bir ortalarda dolanıyor sağolsun. İlerleyen zamanlarda kendisinin daha da önemli bir hale geleceğini düşünüyorum. Hayırlısı bakalım.

Senaryonun soru cevap dengesi yeni başlayan bir dizi için gayet kıvamında. Bütün hikayeyi verip “alın olay bu izleyin” de dememiş gizem kasmaktan izleyicileri de telef etmemiş dizi Bayan Bird kim? Mutantlar niye toplanıyor? O David’in peşinde dolanan iki cins elemanın herhangi bir özel gücü yok mu? Alper Tunga öldü mü? gibi soruları gayet güzel bir şekilde yerleştirmişler

left-mojo-in-x-men-comics-right-mojo--in-the-fx-series-legion

Dizimiz çizgi romanı sadece kendine çıkış noktası olarak almış ana karakterler arasında (David’i saymazsak) çizgi romanlardan gelen karakter hiç yok. Ama değinmek gereken bir teori var o da “Sarı Gözlü Şeytan” hakkında. Mojo ya da Mojoverse olarak bilinen ve bazen de “yellow eye” adını kullanan çizgi roman karakteri acaba dizide gördüğümüz sarı gözlü şeytan olabilir mi? X-Men hikayelerinde de sıkça karşılaşılan “şeytani” karakter dizide gördüğümüz karaktere oldukça benziyor üstelik. Bakalım bekleyip göreceğiz.

legion-credit-fx

Velhasıl başta da belirttiği gibi süper kahraman işlerinin artık klişeye bağladığı bir dönemde gelen Legion’ın ilk bölümü dimağımızda ferah bir tat bırakarak geçti. Umarım aynı tadı diğer bölümlerde de alır, buraya boy boy övgüler yazarız.

En önemlisi ise Legion dünyasının bir köşesinde Wolverine, Jean Grey, Cyclops, Profesör Xavier, Magnetoların yaşadığını biliyor olmamız diye düşünüyorum. Sonuçta Legion, Xavier’in oğlu olarak bilinir ve dizide gördüğünüz gibi kendisi bir Mutanttır. Mutantın olduğu yerde X-Men, X-Men’in olduğu yerde evrensel kavramlar, farklıların farklı olmayanlara kendini kanıtlamaya çabası var demektir.

 

Görüşlerinizi ve düşüncelerinizi bizimle paylaşın. Ne diyorsunuz bu dizi iş yapar mı?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER