Bu inceleme Legion 5. bölüm hakkında SPOILER içermektedir.

Televizyon tarihinin en harika süper kahraman şeysi olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Legion yine çok tatlı bir bölümle karşımıza çıktı. Çok net söylüyorum diziyi ne kadar övsem, ne kadar alıp göklere taşısam eksik kalıyormuş gibi geliyor bana. Param olsa bir uçağın arkası “Legion çok güzel dizi lan muhakkak izleyin” diye yazdırıp bütün ülkeyi turlattıracağım.

Neyse, incelememizin bundan sonrası spoiler içerecektir. İlk bölümü bitirip bir süre tavana boş gözlerle baktıktan okumanız tavsiye olunur. 

Öncelikle dizinin hikaye anlatım tarzının tatlılığından bahsetmek istiyorum bir miktar. Size yemin ediyorum şu işin içindeki senarist, görüntü yönetmeni, yönetmen hiç kimse aç kalmaz bu sektörde. Adamlar beş bölümdür her türlü tonu denediler, zibilyon tane anlatım enstrümanı kullandılar. Korku filmini aratmayacak sahneler de oldu, Bollywood filmi tarzı müzikli dans sahneleri de izledik. Yeri geldi Mutant güçleriyle çatışma içine giren insanlar gördük, yeri geldi gözümüzün önünde gerçeklik büküldü. İşte bu yapım öylesine müthiş bir yapım ki tüm bu tonları ustalıkla ekrana yansıttı, tüm bu geçişleri içerisinde çok güzel eritebilecek bir dil kurdu. Gerçekten helal olsun. Bölümün ilk kısımları fazla gerçeklik bükme, hayal mi gerçek mi diye sorgulatma kafalarına girmeden ilerledi açıkçası. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir şeye ihtiyaç da vardı. Hikayeye dair bazı şeylerin açıklığa kavuşması için yerinde bir hamle olduğunu düşünüyorum.

legion-episode-5-plaza

David’in Syd ile birlikte olmak için başka bir gerçeklik yaratması fikri gerçekten çok hoştu. Adam adeta kendi zihninde boş oda yarattı. Bir taraftan çıtayı yükseltti, bir taraftan sevgilisiyle baş başa kalacak yer bulamayan genç arkadaşlarımıza umut ışığı oldu. Mobilyalardan elbiselere kadar her şeyin bembeyaz olması ayrıntısı biraz zevksizceydi ama o da metafor kasmak için uğraşan yönetmenin halt yemesi, David ne yapsın? Metafor demişken, çileklerin üzerinde dolaşan ürkütücü böcekler harika metafordu. David’in zihnin içindeki kırmızı pavyon ışıklarıyla ışıklandırılmış diğer oda da. Bu tip güzel ve ince dokunuşların iki üç bölümde bir yapılması bile bir diziyi güzel kılabilecekken Legion bunu her bölümde defalarca yapıyor.

Oliver mevzusunda ise “ben demiştim” diyorum. Melanie Bird’in zayıf noktasının kocası olduğunu, bu zaafın ekibin başına bir şeyler açabileceğini 3. bölüm incelemesinde yazmıştım. Oliver’ı gerçekliğe döndürme çabasının hayırlara vesile olmayacağı konusunda sanıyorum ki hepimiz hemfikirizdir. David artık bütün ekibi astral düzleme mi hapseder, astral düzlemden çıkmaması gereken şeyler mi çıkartır Oliver’ı alayım derken bilemem. Sezon finaline doğru öğrenecek gibiyiz.

Carry/Kerry ilişkisinin derinlerine inildi biraz daha bu bölüm. Çok başarılı, çok tatlı sahneler izledik. İkilinin yaratılmış en güzel Mutant tasvirlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Kerry’nin oyunculuğu her bölüm artarak yükseliyor gibi. Maşallahı var cidden.

Diziye dair yapabileceğim tek eleştiri de sanırım tam bu noktada başlıyor. Dizi gerçekten çok güzel Mutantlar oluşturuyor fakat bunlar pek az. Ptonomy, Syd, Kerry/Carry var sadece elimizde. Bir de aşırı telekinetik gücü olan abi. Gönül istiyor ki şunlardan birkaç tane daha olsun. Belli ki yaratıcılığı tavan yapmış, yiğit insanlarsınız, az bütçeyle çok şey anlatabiliyorsunuz. Yapsanıza şöyle birkaç Mutant daha.

Gelelim bölümün en civcivli yerlerine. Sezon finalinde olmasını beklediğim David’in ablasını kurtarması mevzusunu bu bölümde gösteriyor ve ardından hikayeyi çok acayip şekillere sokuyorlar. Gerçekten bölümün son çeyreği şu kısa ömrümde izlediğim en iyi televizyon şeylerinden biriydi.

David’in kaçışının arkadından Bird, Ptonomy, Syd arasındaki gerginlik çok büyük ihtimalle bu kadarla kalmayacak. Zaten ilk bölümden beri her an kıllık edebilecek potansiyele sahip gibi duran Ptonomy ortalığı çok sağlam karıştıracak gibi duruyor.

Dizinin hikaye anlatımını överken araya bu sahneleri de sıkıştıracaktım fakat yeri gelmediği için bekledim. Dizi hikayesine o kadar güveniyor ki David Haller’ın D-3 tesisine girerken yaptığı artistiklere uzun uzun zaman ayırıp izleyicinin aksiyon isteğine oynamadı. İşin başında sadece hemzemin hale getirilmiş bir takım askerler falan gördük. Devamında ise birkaç güvenlik kamerası çekimi izledik o kadar.

David’in bölüm başından beri üzerinde olan haller çok güzel bağlandı bölümün sonunda. Gayet karanlık, acımasız, gaddar bir David izledik D-3 karargahında. Neşe içinde adam öldürüp tin tin yürüyen adeta bir Joker’e dönüşmüştü David. Söylemeden edemeyeceğim, Syd’in “O benim erkeyim tamam mı? Ben onun her bir şeyi ile ilgilenirim” tavrı bana inceden bir Harley Quinn’i anımsatmadı değil.

Bölümün son kısımları ise şaheser niteliğindeydi. Hem anlatılanlar hem anlatma biçimi olarak mest etti ekran karşısında. David’in evlatlık olduğunu öğrenmesi (ki Profesör Xavier’ın babası olma ihtimalini çok güçlendiren bir durum) Lenny, Benny, King, Kızgın Çocuk, ve Sarı gözlü Şeytan’ın aynı parazit yapının farklı yansımaları olduğunun anlaşılması muhteşem keyif verdi. Sahnelerin tamamen sessiz oluşu, bu sessizlik içerisinde kurgunun muhteşem bir akıcılıkla devam etmesi dizinin kalitesinin arş-ı alaya çıkardı.

İşte tam o anda midemize yumruğu bir güzel yerleştidiler bizi “yok değildir yaa, yok olmaz öyle şey” dediğimiz ihtmalle burun buruna getirdiler. Şimdi bütün yaşananlar David’in hayaliydi de bunu Syd’in zihnine mi gönderdi neler döndü bir hafta boyunca düşün dur.

Ben tam burada yazımı sonlandırmadan önce ortaya iki teori atmak istiyorum. Sarı gözlü şeytan ile X-Men evreninin kötü adamlarından Mojo arasındaki benzerliğe daha önce çeşit çeşit yerde değinildi. Mojo’nun kabiliyeti neydi peki? Televizyon yayınlarına falan müdahale etmek. Peki ekip sarı gözlü şeytanı nerede gördü? Televizyon ekranı olmasa da birtakım ekranlardan gördü değil mi? Peki bu hemen herkesin deli olarak yer aldığı akıl hastahanesi evreni Mojo’nun yarattığı bir düzlem olabilir mi? Bir diğerii ise Sarı Gözlü Şeytan’ın X-Men evreninden çok güçlü bir telepat olan Shadow King olabileceği. Shadow King X-Men evreninde yer alan ve Sarı Gözlü Şeytan’a oldukça uyan bir kötü ruh.  Storm’u zamanında kendine hırsız olarak çalıştıran çok güçlü bir telepat. Standart kötü tiplemesi dışında kalıyor daha çok kendi yararına çalışır. Psylocke ile X-Force dönemi yaptıkları psychic savaşı inanılmazdır. Asıl adı ise Amahl Farouk’dur ve Profesör Xavier ile astral düzlemde şiddetli bir savaş yaparlar ve Profesör’e kaybeder. İşte tam bu sırada, tıpkı Yellow Eye gibi, Farouk’un kötü ruhu, astral düzlemde varlığını sürdürüyor. Gerçek bir Omega Telepat olarak adlandırılır.

SHADOW KING!
 Yine de görünüm itibariyle en yakın teori Sarı Gözlü Şeytan’ın Mojo oluşu gibi duruyor.
 Bekleyip göreceğiz.

Yorumlarınızı merakla bekliyoruz.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER