Dizi dünyasına ümit vaat eden genç yetenek edasıyla girerek ilk bölümüyle gönülleri bir güzel kazanan Legion, dün ikinci bölümü ile karşımıza çıktı. Manyak mutantımız David Haller’in başına gelen haller üzerinden giden dizimiz ikinci bölümünde ilki kadar beyin patlatıcı, kafa karıştırıcı bir deneyim sunmasa da gayet güzel ilerledi ve dizinin çizgisini az buçuk belirledi.

İncelememizin bundan sonrası spoilerlı olup diziyi izlememiş kişilerce okunması sakıncalı bulunmaktadır. 

Dizi Melanie Bird’ün mutant okulu ile açıldı. Melanie Bird karakterinin dizinin Xavier’ı konumuna yerleştiği doğru fakat izleyici hislerim arada alarm vermiyor değil. Sezon sonuna doğru kendisinin tam anlamıyla “iyi” bir karakter olmadığını görebilir, duruşunu sorgulayabilir, hatta bir miktar nefret bile edebiliriz. Her şeye hazırlıklı olun derim.

Xavier’ın mutant akademisi ile Hogwarts’ın mutant versiyonu arasında gidip gelen tesis çok bereketli bir alan olacak gibi duruyor. Birçok yeni mutant ile tanışmamız olası ki, bu mutantlara da güzel güçler verirlerse ortam baya şenlikli hale gelir, hepimiz mutlu oluruz. İlk bölümde “ortalarda kıl bakışlarla dolaşan siyahi adam” olarak tanıdığımız Ptonomy’nin anılarda dolaşma özelliği çok çok muhteşem bir yaratıcılık örneği olmasa da beni tatmin etti mesela. Dizinin sayko ruhuna da ziyadesiyle uygun anlar yaşadık sağolsun.

Konu açılmışken, David’in anılarında oradan oraya savrulduğumuz kısımlar gerçekten hem konu olarak hem yönetmenlik olarak çok lezizdi. Kamera arkası ekibi bu işi hakikaten biliyor. Renkler kamera açıları, kamera hareketleri derken haftalık bir televizyon dizisinden ziyade iyi çekilmiş bir sinema filmi izliyor gibi hissediyorsunuz. Değinmeden geçmeyelim. David’in anılarının “Bana bir masal anlat baba/içinde denizler mutantlar/ Logan’la Magneto olsun/ güneş ve ay” temalı kısımlarında gölge halinde de olsa David’in Gökbilimci babasını gördük. Çizgi romanlarda olduğu gibi burada da babasının Professor Xavier olup olmadığı hakkında bir bilgimiz yok. Ancak yüzü gözükmeyen babanın okumuş olduğu The World’s Angriest Boy in the World romanı, Xavier’in okuyabileceği bir roman değil. Annesinin kafasının koparıldığını ufacık çocuğuna anlatacak kadar sıyırmış bir babanın Xavier olması her şeye ters. Ancak şu da kafa karıştırıyor. Babası ile yıldızları incelemeye gittikleri vakit David, babasına yıldızların onunla konuştuğunu söylüyor ve babası da aynı şekilde BENİMLE DE KONUŞUYORLAR diyor. Xavier’in dünya üzerinde yaşadığı mutantları bulabilmek için taktığı kask sonrası her Mutantı görüp, duyabildiği bir alana geçiş yapabiliyordu. Yıldızlardan kastı dünyada yaşayan öbür Mutantları duyabildiği manasına mı geliyor? Kafalar yandı biliyorum.

Yine de bu anıların güvenililirliği sağlam değil. Anıların sahibi David bile bazı olayları yaşadıktan sonra kendi beynine güvenmeyerek gerçek mi değil mi diye soruyor. Dizi muhtemelen X-Men evreni ile bağlantıları bu karanlıkta ve gizemliliği ile sürdürecek.

Şu Tim Burton tarafından yazıldığını zannettiğimiz masal kitabı konusunda da şimdilik bir şey söyleyemiyorum. Xavier çocuğu kasten manyak yetiştirmek için mi uğraştı (neden böyle yapsın gerçi mis gibi adam) yoksa bu kitap David’in çarpık zihninin bir ürünü mü şu an için tam karar verebilmiş değilim. Bunu da “dizinin şimdilik ne olduğunu anlamadığımız şeyleri” kısmına yerleştirelim. İlla ki bir şeyler çıkacak.

Syd gerçek bir karakter mi David’in kafasında yarattığı biri mi ben hala emin değilim. “Oğlum saçmalama yanlışlıkla kızı alıp götürdüklerini falan gösterdiler ya” diyebilirsiniz fakat hatırlayın o sahneyi de Syd anlatmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam bölüm boyunca kimse Syd ile doğrudan diyaloğa girmedi. Syd’in varlığının başka bir insanca onaylanır gibi olduğu tek sahne geçti koca bölümde. O da Ptonomy’nin “Kız arkadaşın konuşma seansında” dediği sahneydi. Bu bizi Syd’in gerçek olduğuna ikna eder mi? Bilemiyorum.

Aubrey Plaza’nın karakteri keşke dizinin başrollerinden biri olsa diye geçirdim onun bulunduğu sahneleri izlerken. Atıyorum onun da bir mutant gücü olsa duvara sokarak öldüremeyeceğin bir yapıya sahip olsa gerçekten çok tatlı olurdu. Şimdilik tek bildiğimiz kendisinin 4. bölümde de gözükeceği. Sadece Lenny ile David’in birlikte yediği haltları konu alan bir bölüm çekseler sıkılmadan izlerim. Çok hoş bir kimya var aralarında. İkisi de çok güzel manyaklar.

Dizinin en merak ettiğim kısmı ile ilgili ufak tefek gelişmeler oldu ikinci bölümde. İç işleri bakanlığına bağlı Mutant Büro Amirliği olarak çalıştığını tahmin ettiğim devlet görevlileri sevgili mutantımızın peşine düştü. Melanie Bird’ün bahsettiği büyük savaş bunlarla mı olacak bilmiyorum fakat dizide “Eye” olarak geçen Bob Dylan Feat Tom Waits görünümlü abimizden baya iş çıkacak gibi duruyor.

David Haller’ın sınırsız yeteneklerinin bir örneğini daha gördük elbet. Adam zorda kalınca hem teleport olurcasına, iyi sıhatte olsunlara karışmışcasına ablasına gözüktü hem de içeride darlanıp klostrofobisi azınca koskoca MR cihazını bahçeye ışınladı. Akıl sağlığı bu derece bozuk birinin bu derece devasa güçlere sahip olması gerçekten çok eğlenceli bir konu ilerleyen zamanlarda ne gibi saykoluklar göreceğiz gerçekten merak ediyorum.

Amy’nin akıl hastanesine uğradığı, kayıtların silindiğini öğrendiği kısımlar da kafa karıştırıcıydı. Şimdi bu adam zaten akıl hastanesinden çıkar çıkmaz Amy’e gitmedi miydi? Hadi onu da geçtik adamın hatta adamla ilgilenen doktorun kaydını oralardan kim sildi? Mutant ekibimiz bunu yapacak bağlantılara sahip mi? bağlantıları yoksa özel güçlerini kullanıp falan mı yaptılar yahut hobi olarak mutant avlayan Eye ve şürekası arkada temizleyecek kanıt bırakmamak için mi kayıtları sildi şu an için bimiyoruz.

Bu sağdan soldan çıkan ve çizgi romanların Mojo karakterine tekabül ettiğini tahmin ettiğimiz sarı gözlü şeytan yine gözüktü sağolsun. Kendisi nereye bağlanacak, neler olacak merakla bekliyoruz.

Legion ikinci bölümüyle beklentileri karşılaya karşılaya ilerlemeye devam ediyorum sevgili okuyucularımız. Sizin yorumlarınız düşünceleriniz neler? bekliyoruz.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER