Bir bitmediniz… Para var huzur mu yok? Ya da zaman var fikir mi yok? Siz bu sektörü hafife alıyorsunuz. Bu film meselesi böyle bir şey değil yani. Bu yıl o kadar orijinal filmler izleme şansı buldum ki bu filme neden gittiğimi bilmiyorum (Utopia, Humans, Manchester by the Sea, The Salesman, La La Land, Split, Arrival, They Live, Gadjo Dilo, Hidden Face, Incendies). Sadece merak sanırım. Birçok insan hayatından bir parçayı, duyurmak istediği şeyleri, izleyiciyi şaşırtmak ya da bir kişi bile olsa etkilemek için film çekiyor. Peki dokunaklı bir hikayesi olan King Kong’u neden bir canavar filmi olarak çekmek istediler? Para, ün, can sıkıntısı? Neden Jurassic Park, Apocalypse Now gibi filmlere rakip olamayacak ancak onlara benzer bir film çektiniz? IMAX bir de bu filme özel giriş yapmış, etkileyiciydi. Arkadaşlar, insanlar bu işe zamanlarını ayırıyor, para döküyor. Ortaya çıkan şey gerçekten önemli.

Spoiler içeren incelememe girmeden önce birkaç bir şey söyleyeyim. 2005 yapımı King Kong ile karşılaştırarak gideceğim ki bu film onun tırnağı olamaz. Film macera filmi ve bolca canavar izleyeceksiniz. İstediğiniz buysa sinemada izleyin sakın kaçırmayın. Ama daha fazlasını beklemeyin.

Orijinal King Kong hikayesi, bildiğiniz üzere Kong’un ikamet ettiği Skull adasında, yerlilerin sürekli olarak Kral’a kurban sunması ile başlar. Yakalanan güzel bir kız, hikayelerden sadece birini özel yapar. Ekip kız için döndüğünde Kong ile sarışın kız birbirinden elektrik almıştır. Kong’u bayıltan yönetmen, benim filmimi yok ettin bende seni sergilerim diyerek, belayı şehrin merkezine Dünya’nın 8. Harikası olarak getirir. Sevdiği kızı aramak için çıldıran Kong, bir sürü insan öldürür ve son anlarını şehrin en iyi manzarasında sevdiği kız ile geçirir. Kabataslak anlatışımı maruz görün özele inerken öveceğim. Gel gelelim zaten uyarlanmış bir film King Kong, tarihin en iyi filmlerinden biri olarak yerinde dururken Kong filmi tekrar çekilir. Bir insan böyle bir riski neden alır niçin alır bilmiyorum. Yüzüklerin Efendisi’ni çeken Peter Jackson, devam edeyim derken bile hüsrana uğratırken, böyle iddialı bir film yapmak, yeni yetmelerin haddine miydi? SPOILER içeren yazıma geçiyorum.

monarch-letter

King Kong’u yeniden çekecekleri için aynı senaryoyu kullanmamışlar. Film, daha önce bir canavarın saldırısına maruz kalmış Bill Randa’nın Monarch adlı bir kuruluş adına, canavarların gerçek olduğunu kanıtlamak için giriştiği bir macerayı anlatıyor. Bu macera için yanlış günü seçmiştir. Savaş merakından dolayı protestolara maruz kalan Amerikan Devleti zor zamanlar geçiriyordur. Amerika’nın Rusya’dan bir adım önde olduğunu gözümüze sokan Bill Randa, onlardan önce bulduğumuz adayı hemen keşfetmeliyiz yoksa Rusya bu fırsatı kaçırmayacaktır diyerek Senatör’den izni kapar. Bill Randa (John Goodman), canavar saldırısından hayatta kalan tek kişidir. Amacı ada olmadığı için, asker desteği ister. Bir sürü savaş madalyası olan Albay Packard, Vietnam’dan geri çekilmeyi henüz hazmedememiştir. Senatörden gelecek olan teklifi de havada kapacaktır. Bill Randa, askerlerin yeterli olmayacağını bilir ve eski bir Sas görevlisi olan James Conrad’ı da ekibe katar. Ve son olarak filmin göz bebeği olması gereken Mason Weaver karakteri, savaş karşıtı bir fotoğrafçı olarak bu maceraya katılır.

FİLMİN ARTILARI

Filmin kötü karakteri aslında Skullcrawlers’dır. Ada’nın altında yaşarlar ve Kong’un ölümünü bekleyen bir lidere (Big One) sahipler. Yavru yavru adaya çıkarlar ancak Kong bunları küçükken öldürmeyi başarır ve Kral olarak adasını korur. Senaryo’nun bu kısmını beğendim. Bir kötü karakter daha vardır. Albay Packard (Samuel L. Jackson)… Bir vatansever olabilir, savaş kahramanı da olabilir. Ama savaş merakı olan insanlar benim gözümde hep kötüdür. Kong’un yaşaması gerektiğini açıklamalarına rağmen Kong’u öldürme isteği sönmez. Askerlerimi öldüreni öldürmeliyim diyerek kalan askerleri de ölüme götürür. Bu böyledir. Ve filmin can alıcı yanı bu konudur. Düşman diye bir şey yoktur. Amerika ya da bazı insanlar, bazılarının evine gidip bomba yağdırırsa düşmanını yaratmış olur. Kong zamanında düşen Japon ve Amerikan askerini bile öldürmemiştir. Ama Albay savaşı adaya getirmiş ve birçok ölüme neden olmuştur. Evet bu kısımları çok beğendim. Ben de savaş karşıtı biriyim ve filmden de bu yönde bir mesaj aldım.

NEtwhpql1MkXwz_1_3

Cole karakterinin ölümü. Bombalarla kahramanlık yapmaya çalışırken planının elinde patlaması orijinal bir sahneydi. Hayatı savaş olan, çılgın bir babaya sahip olan Cole, ölümü kucakladı.

Müzik: Hiç durmayan temponun altında hem soundtrackler hem de dönem müzikleri çalıyor. Sinema ortamını yaşamak adına önemli bir özelliği filmde bulabiliyoruz.

Komedi seviyesi: Dozundaydı. Hollywood aksiyon macera filmlerine komedi serpiştirmeyi sever. Hank Marlow (John C. Reily) ise salonu kahkahaya boğan bir karakterdi.

Yönetmen: Canavar temalı bir filmin altından kalkabilmiş. Helikopter, mermiler, askerler, fotoğraflar olsun filmin girişini başarılı kılmıştı.

Hank Marlow:” Kong’s a pretty good king. Keeps to himself, mostly. But you don’t go into someone’s house and start dropping bombs, unless you’re picking a fight.”

Hank Marlow: Who’s winning the war?
Captain James Conrad: Which one?

KONG: SKULL ISLAND

FİLMİN EKSİLERİ

Naomi Watts… 2005 yapımı King Kong’un yıldızı… Beyaz elbisesi ve teni, dönemi anlatan saçı ve o masmavi gözleriyle bu filmde olsaydı ne olurdu ki? Room filminde dramı içimize işleyen Brie Larson’un bu filmde ne işi var? Peter’ın Kong’u olsaydı Brie Larson’u gördüğünde ezer geçerdi nereden benim Naomi’m diye. Ann Darrow ve Jack Driscoll ilişkisi (King Kong filminde) çok derin ve ayrıntılıydı. Bu filmde ise Mason Weaver ile James Conrad (Tom Hiddleston) birbirinin kaşına gözüne mi aşık olundu bilinmez ama yakınlaştılar yani. İki başrol sonuçta, tabii yakınlaşacaklar. James Conrad’da filme bar kavgasıyla girdi yine iyi mi? Şu sekansı kim çıkardıysa Allah onun… Yakışıklı, cool, ahlaklı Conrad, 300 Spartalı filmindeki sahne gibi küçük ejderleri kestiğinde kahkaha atacaktım, atmadım. Kong’da çizik bile oluşturmayan mermilerin havada uçuşmasından sıkıldım. Canavarlardan koşarak kaçılabilmesinden sıkıldım. Peter Jackson bu konuda çığır açmıştır King Kong filminde. Dinazorların ayak altında kaçıyorlardı. Konuyu uzatmış olabilirim, kısacası James Conrad ve Mason Weaver karakteri vasattı, Hank Marlow’un altında kalmışlardı. Ki bu rezil bir şey.

Kendi halinde yaşan Iwi yerlileri. Hiçbir özgün özellikleri yok. Bildiğin Afrika kabilesi. Peter’ın yamyamlarının yanında masum apartman sakini gibi kalıyorlar. Çok da iyi kale inşa edebiliyorlar. Konuşmuyorlar. Duvar resmi sanatında master yapmışlar, parça parça taşlara çizim yaparak 3D çizimler yapabiliyorlar. Çizimleri beğendim ama kim bunlar? Mızrakla gezerek bu jungleda hayatta kalınmaz. Vahşi olmaları gerekirdi. Vahşi olsalardı Hank karakteri olmazdı falan filan. Hank adada geçirdiği 30 yılda kaçma çalışmış. Kaçamamış ama ölmemiş de. Tekne yapmış. Bizimkilerin geleceği günü beklemiş.

kong-skull-island-image

Arnold Schwarzenegger’in Predator’unu bilirsiniz. Jungle’ın yoğun gerilimine sahip bir yapısı vardı. Bu filmde de olmalıydı ama zehirli gaz, dev örümcek, Skullcrawlers bu gerilimi yaratamadı. Karanlık sahnelere ihtiyacı var filmin. Güneş’i kapatan Kong güzel bir sahne ama yemez. Kong’u zaten biz biliyoruz, pislik canavarlar da izledik, bu yetmez izleyiciye. Dönemin insanına haber yaparsın kaos olur eyvallah ama bize yapıyorsun filmi. Bize yenilik vermelisin. Kong’un zafer gösterisiyle kurtaramazsın. Empire State ve Kong’un göğsüne vurması ikonlaşmış sahnelerdir ama bu filmde unutulmaz sahnelere eklenecek bir sahne ne yazık ki yok. En fazla Youtube’dan Kong:Skull Island komik sahneler diye aratıp gülersin. Benim 24 inc ekranımda dev Kong bir etki yaratmayacak. Ya da tekrar izlemek istediğimde ışığı kapatarak izleyince gerileceğim bir film değilsin. 

Filmde dönem havası yoktu. Karakterler gayet günümüzdendi.

“Canavarı öldüren güzellikti.” Böyle harika bir finale sahip King Kong’u izledik. Bu canavarı Brie Larson’ın güzelliği sonraki filmde öldürecek mi bilemiyorum. Godzilla’ya bağlanan hikaye, duygusal goril Kong’un derinliğine gölge düşürmüş. Empire State’ten kayıp düştüğü sahnede hüngür hüngür ağlatan Kong, bu filmde 3 numara traşıyla ahtapot yiyor, insan gibi iki ayak üzerinde geziyor ve adasını koruyor. 1933’ün King Kong’undan Canavar hikayesine evrine Kong:Skull Island farklı tat yakalamış ancak benim gibi hayvansı vücudunun içindeki yumuşak kalbi sevenleri etkileyemedi.

kong-skull-island-31-1200x675-c

“Kısa kes, filme gidelim mi gitmeyelim mi?

IMAX’de izleyen biri olarak film temposu düşmeyen, bol efekt barından bir yapım. Canavarlar nasıl kapışıyor, bir insan nasıl pekmeze dönüşür, ağzına dev bir örümcek ayağı girse nolur, işaret fişeğiyle ya da çakmakla bir canavar nasıl öldürülür gibi soru işaretleriniz varsa kaçırmayın. Atmosfer güzel. Fantastik bir film için Logan’ı ikinci kez izleyebilirsiniz. Derin bir film arıyorsanız Manchester by the Sea, Lion, Moonlight, Hidden Figures vizyonda onlara gidebilirsiniz. Biraz güleyim diye Recep İvedik veya Deli Aşk’a değil bu filme gidebilirsiniz.

Yazar ekibimizden filmi beğenen Anıl Kaleli’nin incelemesine ise ayrıca aşağıda mevcuttur. Bir göz atmanızı tavsiye ederim. Benim yorumlamam bu kadar, haydi hayırlı işler.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER