BÖLÜM 2 –  HATALAR VE HATIRALAR

“Sevdiğin insan, sende olmayan bir şeyi istediğinde nasıl verebilirsin ki?”

Herkese yalan söyledik. Kasaba olarak, insanların duymaktan zevk aldığı şeyleri anlattık. Kenan’ı bir kabadayı gibi gösterdik, sırf tarzından, ağırlığından ve kasabaya getirdiği karanlıktan. Kenan’ın karamsarlığını öğrenmemiz için altı bin yıl geçmişe, başka bir evrene gitmemiz gerek. Ki orada yaşananlara ve orasının varlığına inanmak, sizin için zor olabilir. Okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz filmler, yazarların hayal ürünü olabilir evet. Ama bu o kurguların asla yaşanmadığını göstermez.

Altı bin yıl önce…

Kendi halinde bir ülkeydi Yhoren, insanları nazik, havası huzur verici ve şiddetten uzaktır. Bu diyarın ücra bir kasabasında saçları püskül püskül olan, gözleri ışıl ışıl bakan, gülüşüyle çiçekler açtıran bir kız yaşıyordu. Bu kız mutluydu mutlu olmasına ama hep hayaller kurardı. Gezgin dedesinin anlattığı azgın suları, karlı dağları, eşsiz kayalıkları, sarayları ve endamlı kaleleri. Bu kasaba ufak, hep sıcak yaylaların arasında bir yerdeydi. Buradan dışarıya çıkma izni olmayan bu narin kızın adı Nun’du ve sanırım göreceği ilk yabancı erkeğe aşık olacaktı. Çünkü kasabada her gün gördüğü erkekleri hiç çekici bulmuyordu. Hep fazlasını, farklısını istiyordu içten içe. 19 yıl bekledi onu. Ama hiçbir şey beklediği, istediği gibi olmadı.

Bir gün iki arkadaşın yolu düşer bu ücra kasabaya. Aslında çok yüce bir ülkenin kasabasıdır ancak ne yol vardır bu kasabaya ne de haritada görünür. Bazı iksirler yapmak için köşe bucak gezen bir büyücü ve savaşçı yoldaş, bu kasabada bulur soluğu. İyileştirme iksiri üzerinde çalışmalar yapan büyücü ve ona yardım eden savaşçı, aşk büyüsünün kucağına düşmüştür. Evet, tahmininiz doğru ikisi de, demin anlattığım kıza aşık olmuştur. Klasiktir, hiç şaşmaz. İki kişinin birini sevmesi kadar kolay değildir, bir kişinin iki kişiyi sevmesi. Hatta imkansıza yakındır. Çoğu kız gibi savaşçıya aşık olan Nun, büyücünün aşkından habersizdir. Çoğu özgüven eksikliği yaşayan erkek gibi sessiz sedasız seven Ak Büyücü, aşklarına saygılıdır ancak uzak da kalamıyordur Nun’dan. Savaşçı’yı yani Raen’i seven Nun, mutludur yine ancak hayallerinden vazgeçmemiştir. Savaşçı, Sana o dağları göstereceğim bir gün, okyanusa da açılacağız, der. Bu teklif Nun’a yetmez. Kızın hayallerini, ona yakınlaşmak için kullanacak olan Ak Büyücü, yasak büyülerin çoğunu kullanıp, büyü yasasını çiğner geçer. Nun’u ülkenin en güzel köşelerine ışınlanarak götürmeyi başarır. Bu anlara sahip olan kız, mutluluktan havalara uçar. Ama insan, kendisini mutlu eden insana aşık olmaz ki. Olmuyor yani. Olsa itiraz etmezdim, ben sadece gerçekleri söylüyorum. Olmuyor.

Her olay, köylü kız ile savaşçının bir araya gelmesiyle bitiyor. Hem kıza olan sevgisi, hem de savaşçıyla olan dostluğu, büyücüye zaman kazandırır. Savaşçı ile kızın evlenmesi, kızın hayallerine kendi başına kavuşması imkanını doğurur. Ve büyücüyü neredeyse hayatından çıkaran Nun’un gözleri, Raen’den başkasını görmez. Bu nankör davranış, peygamber sabrı olan, kızın mutluluğu için çiğnediği kuralların cezasını çeken Ak Büyücü’yü uçurumun kenarına getirmiştir. Düşmesi an meselesi. Uzun süredir kulağına çalınan aşk büyüsünün bulunmayan son bitkisini bulduğunda, uçurumdan düştüğü Kesinleşir Ak Büyücü’nün. Bir kişiyi kendine aşık edersen, aydınlık ve karanlığın dengesini bozarsın. Nun’u kendisine aşık eden, Ak Büyücü büyük bir hata yaptığını anladığında çok geç olacaktır. Dengenin bozulmasıyla “Kara Büyücü” bir şeyler yapması gerektiğinin farkına varmıştır. Ak Büyücü peşine düşen Kara Büyücü ile yüzleşir. Yaptığı büyünün cezası, tüm güçlerinin elinden alınması ile birlikte, iksirin etkisindeki kızın ölümüdür. Bunu öğrendiğinde artık dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkındadır. Kara Büyücü’nün Nun’a ulaşmasını engellemek için, Ak Büyücü bir sürü büyü araştırır. En ağırı ancak en mantıklısı olarak gördüğü büyüyü yapmaya karar verir. Yhoren ülkesini dünyadan soyutlar ve mühür olarak savaşçı ile kızı seçer. İkisinden habersiz, gizlice büyüyü gerçekleştiren Ak Büyücü de bir şeyden habersizdir. Kara Büyücü, kızı bulmuştur. Ancak onu sevmekten vazgeçmeyen savaşçı tarafından sürekli izlenip, takip edilmesi kızın kurtuluşunun anahtarıdır. Her şeyden habersiz büyüyü aktif hale getiren Ak Büyücü, Raen’in öldüğünden habersizdir. Nun’u öldüremeyen Kara Büyücü, ülkeden def edilir, Nun’un bedeni ve Raen’in mezarı, bu kapalı, mutsuzluğa boğulacak olan ülkenin mühürleri olmuştur. Uğruna canını veren Raen’i izleyen Nun’un yaşadığı acı devasadır. İksirin etkisinde olması, aynı zamanda Raen’i hatırlaması, kızın aklını yitirmesiyle sonuçlanır. Son gücünü ülkeyi kapatmaya harcayan, kızın ona olan aşkına güvenen Ak Büyücü ise bu hatalarının cezasını altı bin yıl çekecektir. Nun ise Raen’e mezar kazdıktan sonra hiç onun başından ayrılmamıştır. Ölümün bile terkettiği bu ülkede artık ne çiçek açacak ne de güneş doğacaktır.

Ta ki o güne kadar. Onaltı yaşındaki bir gencin -Kenan’ın- annesinin cenazesinde boş bir mezara düşerek, bambaşka bir dünyada uyanıp, Nun ile tanışmasına kadar…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER