Eğer ilk defa okuyorsanız ilk bölümleri okumak için bu bağlantıları kullanabilirsiniz. Teşekkürler.  Bölüm 1  , Bölüm 2 , Bölüm 3 – 4

Okurken dinlemeniz için ise; Theme’s

FİNAL – GERÇEKLER

İyiyle kötü, doğruyla yanlış, aydınlıkla karanlık gibi gerçek ve yalan da hayatın tezat sanatlarındandır. Ancak kelime anlamlarının aksine yalan beyazı, gerçek ise siyahı temsil eder. Beyaz yalan yapısını hiç sorgulamadınız değil mi? Ben sorguladım. Yaşamak zorunda kaldığımız karanlık anları, beyaz yalanlarla kapatmaya çalışırız. Ama göz önünde bulundurmadığımız tek şey, yaraları yalnızca karanlığın kapatabileceğidir.

2016 Kış Mevsimi..

Kenan… Kenan… Kenan’ım… Gülüm.. Bana bak.

Hı? Hı efendim?

Dinlemiyorsun değil mi beni?

Dinliyorum, dinliyordum.

Oğlum, bu kaçıncı hikaye bana anlattığın? 7 mi 8 mi? Yarıda kestim kusura bakma ama artık bunların devamını dinleyemeyeceğim. Bundan sonra psikiyatristin olarak değil teyzen olarak konuşacağım. Annenin gidişinden sonra seninle ilgilenmeye çalıştım. Ama görünen o ki sana yardımcım olamıyorum. Özür dilerim.

Teyze, gerçekten Nun harika biri. O beni terketmeyecek bak. Bir dinleseydin devamını. Mezara düş..

KENAN! Boş mezar, boş mezar diye anlattığın yerde bir adam yatıyor. Çok iyi biliyorsun ki senin derdin orda yatan rahmetli adamcağız değil. Onun kızı. Boş mezarmış, peh.

Diyorum sana, Yhoren diye bir ülkede uyandım niye inanmıyorsun bana?

Gülüm bak şu fotoğrafa. Neresi burası?

Bir otel.

Yhoren Otel’i. Nerden bulduysanız zaten burayı hiç anlamadım. Burası sizin her yaz gittiğin otel. Ne olur artık hikaye yaratmaktan vazgeç. 16 yaşına kadar izlediğin filmlerin, dizilerin etkisinden çık. 25 yaşına geldin. Büyü artık, senin de bir hayatın var. Kendi filmini yaşa, yalvarırım sana. Hem sevmek için, beraber olmak için yan yana olmaya gerek yoktur.

Yapamam.

Yeter! Başlayacağım psikolojisine de şeyine de! Sen o gün koşarken boş bir mezara düşmedin! O kızın kollarına düştün. Ölümmüş gibi bahsetme şu ilişkinden. Yaşıyorsun sen. Bak Mevlana’nın sözlerini söylüyorum hep sana. Kulak vermelisin. Allah der ki; Kimi benden çok seversen onu senden alırım. Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım ve mevsim geçer, Gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar,Canından saydığın yar bile bir gün el olur. Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, Öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, Şaşmam dersin şa…

Şarsın. En garibi de budur ya, Öldüm der durur,  yine de yaşarsın. Durumum en iyi böyle açıklanıyor. Biliyorum.

Biliyorum diyorsun ama nerede hani sonuç? Ak büyücü , kara büyücü. Raen diye olmadığın biri oluyorsun. Yaşadığın güzel şeyleri hatırlamak yerine hep kötü şeylere odaklanıyorsun. Bunun kime faydası olacak. Hikayenin devamında kendini feda edeceksin değil mi? O Raen ile mutlu olacak, sen öleceksin. Biliyorum ben seni. Başkasıyla mutlu olmasını kaldıramıyorsun.

Alakası yok. Ben onu düşünmüyordum ki, sen getirdin konuyu ona. Hiç alakası yok. İstediğini yapabilir.

Her hikayende savaşçı oluyorsun. Kurtarıcı. Kendin için ne zaman savaşacaksın? Kendini ne zaman kurtaracaksın? Sigaraya da başlamışsın. Kara duman dediğin bu muydu? Bu mudur yani? Edebiyat yeteneğini böyle şeylerle mi harcayacaksın. Bak eğer toparlarsan kendini, yazar bir arkadaşımla tanıştırırım seni. Yeni şeyler yazarsın. Kafanda kurduğun şeyleri kağıda dökersen daha iyi olmaz mı? Bir taşla iki kuş. Bide kendini düşünmüyorsan kardeşini düşün, sana ihtiyacı var. İlaçlar zaten işe yaramıyor belli ki. Senin bu hikayeleri yaşamaktan vazgeçmen gerek. Onları yaz derim. Bir de artık acınla yüzleş lütfen.

Kenan ağlamamak için direndi. Gülümsedi teyzesine. Görüyorsun, seni tüm dünyaya bağlayan insanı bulduğun zaman, Raen gibi biri olabiliyorsun. Olduğundan daha iyi biri, bir Savaşçı. O kişi gittiğinde nasıl biri olacağıma karar vermek ne yazık ki benim elimde olmuyor. Söyle bana nasıl biri olmalıyım. Her neyse, her şey için teşekkürler, iyi geldi konuşmak. Haftaya görüşmek üzere, dedi ve kapıya doğru yöneldi.

Kenan, oğlum, yanlış anlamadın beni değil mi? Sadece senin iyiliğini istiyorum, başka bir şey değil. Bu dünyanın seni kazanmasına izin ver. Herkes istediğini alırsa, bazılar eli boş gider dünyadan.

İçi ağlayan Kenan, sahte bir gülümseme bıraktı teyzesine ve çıktı odadan. Hikayeye devam etmek istiyordu zihninde ama artık hayal ederken Nun, istemsiz bir şekilde “O” oluyordu. Kendi hayalinde bile özgür değildi artık. Yeni bir hikayeye ihtiyacı vardı. Teyzesine kulak asmadığı her halinden belliydi ama gözlerini kapattığında gördüğü silüet, odaklanmasını engelliyordu. Eve doğru yürüyordu. Biraz uzundu mesafe ama yürümeyi hep sevmiştir. Evine yaklaştığında, bozuk bir kaldırım taşına takılarak tökezledi. Paltosunun sol cebinden haftalığının yarısı yere düştü. Farkına varmadan yoluna devam etti. Mahallenin çocuklarından Kutluhan yerden parayı aldı ve Kenan’a seslendi. “Kenan Abi!” Arkasını döndü Kenan, karşı binada oturan Nermin Hanım’ın oğlu Kutluhan ona doğru koşuyordu. Sol cebinden ucu çıkmış paraları farketti. Düşürdüğünü anladı ve gülümsedi. Abi, paraların... dedi. Sağol, gülüm. Bu gece aç yatmayacağız sayende, dedi ve gülümsedi. Beraber yürüdüler. Eve yaklaşınca kapıya çıkan komşular Kenan’a halini hatrını sordu. Buralarda herkes sever ve sahip çıkardı Kenan’a.

Oğlum Kenan, evde yemek yoktur şimdi sizin gel beraber yiyelim, Kenan’ım paraya ihtiyacın var mı? Kenan nasıl gidiyor hikayelerin kurtardın mı prensesini? Şşşt sus kız.

Kenan gülümsedi. Kurtardım Naime teyze, kurtarmaz olur muyum? Kahramanımız her şeyini verdi onun için, Uğrunda öldü.

Ah be oğlum.

Neyse ben bir Zeynep’e bakayım, onu da alırım geliriz bir çayını içmeye. Ufak bir gülümsemeyle apartmana girdi. Önce kapıyı çaldı, Zeynep yakınsa açsın diye. Zira anahtarla bile iki saatte açılıyordu. Zeynep açtı kapıyı, uzun saçlarının altındaki gözyaşlarını yine Zeynep gördü. Sadece kardeşinin yanında ağlardı. Hiç çaktırmadan, neşeli neşeli döndü durdu abisinin etrafında.

Sanaaaa, mantı yaptım abim. Börek de var gece için. Seni bekledim hadi yiyelim, hadi, hadi.

Ben bir duşa gireyim Zeynep’im. Olur mu?

Neşesini bozmadan kafasını olur anlamında oynattı. Ve mutfağa gitti masayı hazırlamak için.

Gözyaşları banyo suyuna karışmıştı. Allah’a ettiği isyan, içini rahatlatmamıştı. Kendi kendine konuştuğunu duyan Zeynep, banyonun kapısına gitti ve dinledi. Oturdu dibine. Abisinin bu haline en çok üzülen kişi elbette ki oydu. Çoğu zaman abisini intihardan vazgeçiriyordu. Ve bundan yorulmuştu. Acaba bugün de o konuşma olacak mı diye düşünüp, korkuyordu. Kesici aletleri kaldırmıştı. İlaçlarını aldığından emin oluyordu. Bu sırada dakikalarca konuştular. Kenan’ın sesi titrek ve zayıf geliyordu ama anlamasına yetiyordu.

Yine o konuşmaya gelmişti sıra. Bu sefer Zeynep sert çıktı. Her zamankinden farklı konuşacaktı.

Abi, anla artık. Ölünce kurtulacağını zannediyorsun ve bu doğru. Kurtulacaksın büyük ihtimalle. Cehennem sana vız gelir diye düşünüyorsun. Peki ya ben? Teyzem, sevenlerin, arkadaşların? Sen öldüğünde, mezarının başında kurtuldu sonunda diye gülebileceğimizi mi zannediyorsun? Annemi düşün, talihsiz ölümü bizi nasıl bir hayata sürükledi. Bir bak etrafına, çok acılar yaşadık ancak hala birbirimize sahibiz. Buna ihanet edemezsin. Hele de O’nun için. Emin ol öldüğünden haberi bile olmayacak. Hikayelerindeki ölmek istemez misin? Bir amaç uğruna ölmeyi, bencil düşüncelerin uğruna değil!

Kenan bugün gerçeklerle fazla mesai yapmıştı. Hiçbir zaman kaldıramamıştı zaten. Ancak her acının, her hikayenin bir sonu var. Kenan kıyafetlerini ıslak ıslak giydi ve banyonun kapısını açtı. Yerde oturan kız kardeşi kapı açılında dengesini kaybetti. Onu tuttu ve kaldırdı ayağa. Sımsıkı sarıldı. Hiç kaybetmeyecek gibi sarıldı hem de. Beraber yemeğin tadını çıkardılar, küçüklük anılarından bahsettiler. Annesinin fotoğraflarına bakıp güzel bir akşam geçirdiler.

Haftalığımı aldım bugün. Dile benden ne dilersen? dedi ve gülümsedi.

Elmalı soda istiyorum.

Bir gün de başka bir şey iste. Ocağımıza incir ağacı dikecek bu isteğin. Fazladan çalışmam gerekecek yarın. Olsun, katlanırız kardeşimiz için.

Dalga geçme be.

Gülüştüler. Kenan’ın aklına verdiği söz geldi. Kız kardeşini apar topar kaldırdı. Hadi kalk kalk, Naime teyzelere gidecektik, söz verdim.

Saat geç olmadı mı?

Olmadı, olmadı giyin hadi. Ben geçiyorum, gel peşimden.

Apartmandan çıktı. Komşusunun camına baktı, ışıkları yanıyordu. Ayıp olmaz inşallah diye içinden geçirerek adımını attı. Tek yön kurallı bir cadde üzerinde oturuyordu. Sağdan seyreden bir düzene sahipti. Nedense önce soluna baktı Kenan. Sağına bakacaktı ki O’nu gördü saat 10 yönünde. Bir adım daha attı. Bir adım daha.

Olaya camda şahit olanlar Kenan’ın gözünü kırpmadan baktığı yerde kimse olmadığına yemin ediyorlardı. Sarhoş şoför, benim suçum değildi diye yalvarıyordu. Önüme atladı, kornaya bastım tepki vermedi diyordu. Cadde içinde yaptığı hız ve alkol oranı, bu ifadesini önemsiz kılıyordu. Kardeşi onu hiç affetmedi. Kasıtlı olarak yaptığını düşündü hayatının sonuna kadar. Bazıları Allah’ın merhameti olarak yorumladı, bir silüet gösterdiğini savundu. Naaşını annesinin yanına defnettiler. Bir yıl sonra babasının mezarını ziyarete gelen kız, Kenan’ın mezarını gördü. Kenan’ın ona verdiği yüzüğü saklamıştı ve bir sonraki gelişinde yüzüğü mezara gömecekti.

Yaşam, başkalarıyla iletişim kurmaktır, başkalarıyla birlikte olmaktır, başkaları için eylemde bulunmaktır der Zygmunt Bauman ve ekler; başkalarının gereksinimi ve onların benim dikkatim ve sempatim için uğraşları sonucunda benimle konuşulması , istenir olmam ve bir önem kazanmamdır. Kenan’ın yaşamında yer tutan, anlamsızlıklarına anlam katan, boşluklarını dolduran insanların gidişi, hayatta kalma dürtüsünü çoktan yok etmişti. Tek başına yaşama korkusuyla hikayeler yaratması bu yüzden olsa gerek. Ancak sonlar zordur. Yaşama gücünü kardeşiyle bulduğunda, hayatının son demlerini yaşadığını bilemezdi. Bir veda bile edemedi. Ancak hikayeleri, O’nunla gezdiği caddelerde yankılanacaktı.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER