Kara Büyücü sitesi olarak sadece güncel haber takibi, belirli dizi ve filmlerin incelemesi, çizgi roman analizi konusunda paylaşım yapan bir siteydik ancak şimdiye kadar. Senaryosu tamamen özgün, haftalık bir dizi hikaye yayımlamaya başlıyoruz. İlk bölümüne bugün başlıyoruz ve bundan sonra çizgi roman veya diziler gibi haftalık olarak devam edeceğiz. Sorularınız olursa yorumlara çekinmeden sorun, hikayenin içine sizler de konuk olun.

                                                        KARA DUMAN

O öldü. İnanması çok güç, biliyorum. Yaşanan o güzel anlar, gitmeyecek onunla birlikte mezara. Gözyaşı olup süzülecek şakaklardan. Düşünmeden duramayacaklar. Attığı adımlar hala taze. Gözle görülüyor geçtiği sokaklarda ayak izleri. Durup sana baktığı yerleri yağmur ıslatamamış bugün. Şeye benziyordu, yağmur sonrası hareket eden bir arabanın geride bıraktığı kuruluk. Evet tam anlamıyla buna benziyordu. Kimileri ölmek ister, ölümden korkmasına rağmen. Kimiler yaşamak ister, olacaklardan korkmasına rağmen. Hangimiz hak ettiğimizi yaşarız bilinmez. Ama o –Kenan– böyle bir ölümü hak etmemişti.

Şuradaki -gözleri güzel olan- kız Kenan‘ın kardeşi Zeynep‘ti ve üşüyordu. Bir daha aynı sıcaklığı bulamayacaktı kimsede. Isınmayacaktı bembeyaz teni. İnkar edecekti tüm ısı kaynaklarını! Canlı bir buz parçası gibi devam edecekti hayatına. Çünkü bu kıza değen son erkek, sevdasıyla birlikte gömüldü toprağa. Rahmetliden sonra kimseyi kızkardeşinin yanına yaklaştırmadı bizimki. Zifiri bir sokağa benzeyen gözlere sahip ağabeyi yüzünden, kimse yaklaşamadı ki kızcağıza. Çünkü ağabeyi tam zıttıydı –saçları da güzel olan- kızın. Kara kaşlı kara gözlü, esmer tenli, adeta zifte boyanmış saçları vardı. Fazla güçlü değildi. Ama namı çok kısa sürede yayılmıştı. Çünkü bakışları, dedesinden yadigar olan Osmanlı desenleriyle donatılmış hançerden keskindi. Ters ters baktığı için dayak yemedi mi? Yedi. Her yumrukta biraz daha kazıyordu vuranları hafızasına. Çünkü sonrası da olacaktı. Hepsini tek tek yakalayıp parmaklarını kesecekti. İntikam için gelip ona ateş ettiklerinde ise ölmedi. Gözlerini açtı ve hepsinin kalbine hançerini sapladı. Sordular. Hiç görgü şahidi var mı diye. Kimse görmedi. Aradılar, parmak izi var mı diye. Kimse bulamadı. Hançer yarası yoktu. Sorgulandı. Hiçbir şey çıkmadı. Sadece söylentiler ve ölüler vardı.

Hayalet kasabalardan birinde yaşıyordu bu iki kardeş. Sırtları uzun zamandır birbirlerine dayalı bir şekilde hayatlarını idare etmeye çalışıyorlardı. Ama yaşadıkları kasaba diğerlerine benzemiyordu. Farklı olur böyle kasabalar siz bilmezsiniz. Gerçekten, tahmin bile edemezsiniz. Adalete inanmazlar. Sadakate, sevgiye inanmazlar. Korkuya inanırlar. Bir şey onları korkutursa daha fazla sözü edilmez, uzak durulurdu. Hiçbir delikanlı bu bakışa karşılık veremez hale gelmişti. Gözlerini kaçırmaya başlamıştı insanlar. Ne dostu vardı ne de düşmanı. Bir tek –çok güzel elleri olan-  kardeşi vardı. O bile akıllardaki soru işaretlerini götüremiyordu. Bu adam neden böyle? Neden dost edinmiyor? Neden herkese düşman? Bu anlattıklarım bir hafta öncesine kadarki,  genel izlenimlerimdi. Soru işaretleri gitti çünkü O öldü…

Bölüm 1- Kenan Abi!

1 hafta önce.

Herkes içeri girmeye başlamıştı yine. Kapının önündeki fasulye temizleyen, domates doğrayan, pirinç ayıklayan kadınlar bir bir içeri kaçıyordu. O geliyordu. Çatık kaşlarının altındaki o siyah gözler sokakta dolaşıyordu. Kimse sorgulamıyordu bu kaçışları. Ben sorgulamıştım çünkü mantıksızdı. Kenan, sadece mutsuz bir insandı. İnancından dolayı hayatından vazgeçmeyen ama bir o kadar da karamsar bir insandı sadece. Eskiden böyle değildi. Yok değildi biliyorum. O da gülüyordu. O da kaçıyordu bir şeylerden. O da uzaklaşmıştı hepimiz gibi geçmişinden.

Kenan tökezledi kaldırımda. Yerinden biraz çıkmış olan kaldırım taşını görememişti. Çünkü başka yerdeydi düşünceleri, ruhu. Kimsenin gözlerinin içine bakmamasının nedeni buydu. Etrafındakileri göremiyordu ki. Odaklanamıyordu dünyadaki hayatına. Kardeşinin gözlerine bile bakamamıştı uzun zamandır. Sabahları parasını veriyor, çıkıyordu dışarı. Nereye gittiği bilinmez. Ama ben biliyorum. Yanında getirdiği para da bitmişti ve o kasabanın civarında günlük işlerde çalışıyordu. Sabahları restoranı silip süpürüyor, akşamları ise bulaşıkları yıkayıp eve geliyordu. Böyle işlerin ona sıradan geleceğini söylememe gerek yok herhalde. Ama kız kardeşinin okuması gerekiyordu. Ailesinin erken ölümü ikisinin de hayatını toparlanamayacak şekilde olmasa da derinden sarsmıştı. Sonra anlatırım ailesinin dramatik geçmişini. Çünkü herkesin zamanla alacağı yaralar vardır. Asla kapanmayan yaralar. Hangisinin daha derin olduğu konusunda sidik yarıştıramazsın. Çünkü kimse sana acımayacaktır.

Evet. Kenan tökezledi kaldırımda. Ve bugünkü yevmiyesi düştü cebinden. Fark etmedi. Devam etti yoluna. Doğrudan baksalar gözlerine, aslında aptal bakışlarını göreceklerdi. Çünkü aklı fikri ondan kalan hatıralardaydı. Bu hatıraları bölebilecek şeyleri biliyorum. Kaybettiği sevgilisinin kabullenmediği o kelimeyi; Kenan’ı. İsmini uzun süre sonra tekrar duyunca duraksadı. “Kenan Abi!” diye bağırıyordu bir ses arkasından. Çatık kaşları serbest bıraktı kendisini. Abi! Diye tekrarladı arkadaki ses. Döndü baktı ardına. Gencecik bir çocuk elinde biraz parayla koşuşturuyordu ona doğru. “Abi paranı düşürmüşsün” dedi genç, Kenan’a ve parayı uzattı. Kenan almadı parayı. Sadece gözlerinin içine bakıyordu gencin. Yaşın kaç dedi Kenan o enteresan sesi ile. Belki de nadir duyulduğu için enteresan geliyordur bizlere. 25, dedi genç hala parayı uzatarak. Peki neden bana abi dedin? Senden büyük olduğumu sanmam, dedi Kenan hem kızgın hem de meraklı bir şekilde. Saygıdan ve korkudan.. dedi başı öne eğik bir şekilde genç. Kenan’ın kızgınlığı dinmişti. Çünkü şaşkındı. Herkesin şaşırdığı bir şaşkınlık. Etrafına baktı, perdelerini kapatan, koşarak kaçan insanlar.. O kötü biri değildi. Hem de hiç kötü biri değildi.

İtiraf zamanı. Başta anlattıklarım uydurmaydı. Kasabanın uydurması. Dayak yediği doğru, vuruldu o da doğru. Ama o hiç kimseye bir şey yapmadı ki. Görgü şahidi, parmak izi de bu yüzden yoktu zaten. Sorgu bu yüzden gerçekti. Ölenler oldu evet. Kara bir duman gibi hayatının üzerine çöken o hain, Kenan’ı, sevdiklerini, insanların içinde kalan son umudu öldürdü. Evet fazla anlamsız. Bu kadar insan nereye gitti? Bu kasaba neden böyle? Sanırım bu durumun açıklığa kavuşması ve “Mutluluk” bu hikayenin neresinde sorusunu da cevaplamak için Raen ve Nun ikilisiyle tanışmamız gerekecek. Kenan’ın altı bin yıl önce dünyadan soyutlanan bir ülkedeki karakteriyle ve dillere destan savaşıyla..!

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER