Daniel Radcliffe severlerin izleyebileceği filmden öte bir film izlemek isteyenlerin izleyebileceği bir film var karşımızda; Imperium. Günümüzde, özellikle ülkemizde ırkçılık ve ırk savaşlarının yeterince çok olduğu bir dünyada yaşıyoruz ya da etkisini ana haberlerden bile hissedebiliyoruz.

Böyle bir dünya problemine inanmak için illa sokaklara çıkıp bas bas ”ırkçılığa hayır!” diye bağırmak ya da propagandalar yapmak gerekmiyor. Bizim yerimize bir takım gruplar geçmişte olduğu gibi bugün de ırkçılık kavramı (belki önemi artık daha fazla anlaşıldığından mıdır bilinmez daha az) çeşitli gruplar tarafından deyim yerindeyse lanetleniyor. Karşıt gruplar da buna rağmen hala şiddet eğilimli politikalarından bir damla dahi ödün vermezken, toplumların geleceklerine bombalarla ve savaş yanlısı eğilimleri ile karşılık vermeyi çok seviyorlar.

main-imperiumImperium aslında hepimizin bildiği,haberlerde görüp ”Vatan sağolsun.” diyen gazinin veya Amerika’da savaşta ölen babasının mezarı başında hüngür hüngür ağlayan bir çocuğun üzüntüsünün görülmeyen başlangıç noktası sevgili okurlar. Binlerce yıldır süregelen insan ırkının birbirine olan savaşının birer yansıması gibi. Konusunu daha önceki fragman yazısında anlatmıştık ama bir daha üzerinden geçelim dedik.

895d4c7973b75e5943a947c82498-1000Çok fazla saha tecrübesi olmayan FBI ajanı Nate Foster (Daniel Radcliffe) içine kapanık, yalnız yaşayan ve kariyerinde bulunduğu noktadan mutlu olmayan bir adamdır. Yeterince faydalı olmadığını düşünmekte, daha fazlasını yapabileceğine inanmakta ama fırsat bulamamaktadır. Aradığı fırsat kıdemli ajan Angela Zamparo tarafından önüne getirilir. Nate gizli görevle aşırı sağcı Neo-Nazi bir grubun içine sızacak ve muhtemele terör planlarını ifşa edecektir. Önce biraz tedirgin olsa da aralarına girer ve ABD’deki en popüler yerel radyo sunucularından biri olan Dallas Wolf’u tuzağa düşürmek için çalışmalara başlar.

daniel-radcliffe-imperiumAşırı sağcı grubun içine sızabilmek ve onların arasında yerini alabilmek için deyim yerindeyse yeni baştan bir yaşama başlayan Ajan Nate, (saçını kazıyan, gözlüğünü atan, evini yeniden dekore eden ve dersini çalışıp Nazi ideolojisini benimseyen bir Nate Foster/Daniel Radcliffe var karşımızda. Kendini gruba ispat edebilmesi, onlarla aynı dili konuşabilmesi ve asıl kimliğinin açığa çıkıp çıkmaması gibi gerilim unsurları bir yanda, aşırı sağcı grubun eline geçirdiği anlaşılan bir hayli tehlikeli kimyasal maddeleri (filmin Hitchcockyen MacGuffin’i desek yanılmış olmayız) nasıl ve ne zaman kullanacağına dair gerilimi diğer yanda, Imperium’u bir hayli sürükleyici bir filme dönüştürüyor. Tüm bu gerilimli sürecin bir yerinde Nate nihayet Dallas ile konuşup ona olası bir eylem için para desteği yapacak birisini bulduğunu söylediğinde ve kucağına nakit 7500 doları attığında yaşlı radyocunun sadece daha geniş bir yayın olanağı için bu parayı kullanacağını anlar. Hiç de sandıkları gibi azılı bir terörist yoktur karşılarında. Adam aslında her şeyi biraz daha fazla para kazanmak için yapmaktadır ve hatta bir sonraki sahnede FBI’a gidip durumu rapor edecektir. Doğrusu filmin finali bu olmalı ve Nate’in yaşadığı hayal kırıklığı onu başka bir adama dönüştürebilmeliydi. Filmin başında yasalara ve hukuka saygılı bir ajan olarak tanıdığımız Nate’in bu saflığından sıyrılıp insanları suça teşvik eden, onlara tuzak kuran bir kaşar ajana dönüştüğünü anlaması bile herkes için çok daha tatmin edici olabilirdi. Ama maalesef yönetmen Daniel Ragussis bununla yetinmemiş ve karakter dönüşümünü elinin tersiyle itip bir çuval inciri neredeyse berbat edecek bir terör kurgusuna girişmiş.

thumbnail_24641Kişilik betimleme ve seyirciye karakteri tanıtma aslında bir yönetmenin en iyi yaptığı işlerden biri olarak görülür, neredeyse karakterin kaça kalkıp yemek yemesi gerektiğini bile bir süre sonra izleyici kendi hatırlamaya başlar. (Risk her zaman en iyisi değil bence) Ama Daniel Ragussis bunu yapmadığı için midir bilinmez Nate’in yaşadığı büyük hayal kırıklığının ardından film bir 20 dakika kadara daha devam ediyor ve aşırı sağcı bir diğer grubun gerçek bir saldırı planının ifşa edildiği bir baskınla sona eriyor. ABD’deki ırkçılığın ele alındığı iki ayrı film gelir akıllara: American History X ve The Believer. Imperium bu iki film ile bağlantılı giden bir yapım olmuş. Görüntü yönetmeninin bazı saçma kadrajları sanki çok önemliymiş gibi sürekli götermesi bazen can sıksa da aksiyon ve gerilimin dozajının sanki ”az daha olsa boğulucam” kıvamında tutulması da garip bir durumdu. Her iki film de ırkçılık meselesi söz konusu olduğunda Imperium’dan daha etkiliydi ama işin gerilim yönünü esas alırsak önümüzde daha sağlam bir kurgu duruyor şüphesiz. Tabi Harry Potter rolünden hala tam kurtulamamış bir Daniel Radcliffe’in tüm filmi şaşırtıcı bir biçimde başarıyla sırtlamasının da bunda payı büyük. Bu film Daniel’ın nihayet başka karakterlerde de inandırıcı olabileceğini kanıtladığı film olabilir diye düşünüyorum.

Film’in özetine gelirsek ; Daniel Radcliffe’in Harry Potter kimliğinden sıyrılmaya başladığı, gerçek hikayeden esinlenilerek yapılan sağlam bir kurgusu olduğu ve tam dozajında biten bir film olmasını göz önünde bulundurursak, film severlerin keyifli vakit geçirebileceği ve üzerine düşünümler yapılabilecek ufak detaylandırmalarıyla arkadaşlar ile hoş sohbet yapılası bir film. İzlemeniz Karabüyücü Ailesinden tavsiyedir.

Filmin en başından bir cümle ile yazımı noktalıyorum;
“Sözcükler keşfedilememiş bölgelere köprüler kurar.”
Adolf Hitler

Yeni film incelemeleri için takipte kalın. Hoşçakalın!

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER