Takipçilerimiz anımsayacaktır: Eski dizileri hakkını vere vere yad etmek ve henüz bu dizileri izlememiş kişilere aklı başında tavsiyeler sunmak için İyisiyle Kötüsüyle serisine geçtiğimiz günlerde Dexter ile başlamıştık. Serimizi ekranların kült dizilerinden Breaking Bad ile devam ettiriyoruz.

Amerikan dizi piyasasını takip edenler bir süredir dizi yayıncılığının kendi kabuğunu önlenemez bir şekilde kırdığının, klasik dizi anlayışının dışında efsanevi işler meydana getirildiğinin şüphesiz ki farkındadır. Bunun nedenlerini anlamak da zor değil. Televizyon yayıncılığı uzun yıllar modern hikaye anlatımının üvey evladı muamelesi gördü. Özünde sinema ile kardeş olan bu tür üveylik vasfından bir türlü kurtulamadı. Bunun da çok temel birkaç nedeni vardı:

Dizi çekmek uzun ve zahmetli bir işti. Her sene kırk beşer dakikalık yirmi üç yirmi dört bölüm süren bir dizi senarist için de yönetmen için de oyuncu için de yorucu bir süreçti. Bu yüzden büyük oyuncular, büyük senaristler, büyük yönetmenler dizi piyasası ile pek ilgilenmediler arada Twin Peaks gibi birkaç mucizevi örnek çıksa da bu piyasa genelde vasat hikayeleri vasat oyunculuk ve prodüksiyonla anlattı.

Dizilerin vasatlığının ikinci nedeni ise hitap ettiği kitle ve bu kitlenin sosyoekonomik statüsüydü. Yani dizi izleyicisi sinema izleyicisi gibi bir şeyi izlemek için para ödemiyordu. Zaten televizyon başındaki kitle devasa bir vasat yığınıydı. Bu vasat yığınının bedavadan izlediği şeye de kimse çok para yatırmak istemedi.

İşte tam bu noktada HBO ve Netflix uzun pardesüleri beyaz atkılarıyla olay yerine gelip masaya yumruklarını vurup biz bu oyunu bozarız dediler. Müşterilerin para vererek izledikleri bu iki oluşum da dizi yayıncılığı camiasına yepyeni bir soluk kazandırdı. Netflix gitti Narcos gibi kült bir iş yaptı efendime söyleyeyim Marvel’ın ikinci dereceden süper kahramanlarının dizilerini parlattı HBO ise daha da devrimci davranarak Game of Thrones, Westworld gibi dizilerle gündeme oturdu.

İşte Breaking Bad bu denklemin vasat izleyiciyi umursamadan efsaneleşen tarafında bir hikaye. Bilmeyen kalmamıştır, dizi akciğer kanseri olduğunu öğrenen ve hayatı boyunca düzgün bir insan olmaya gayret gösteren Walter White’ın “Nasıl olsa öleceğim hacı bari çocuklara hanıma falan biraz para bırakayım” diyerek eski öğrencisi Jesse (aka Bitch) Pinkman ile Meth üretmesini bu üretimi sağlarken yaşadıkları acı tatlı maceraları anlatıyor (bknz: breaking bad tanımını bizimkiler üslubuyla yapmak)

Dizi her şeyden evvel bir karakter resitali. Her karakter üzerinde haftalarca aylarca durulduğu çok belli. Karakterler ilk bölümden çok da göze sokulmadan gayet güzel bir biçimde tanıtılıyor. Beşinci bölüme geldiğinizde ise her karakterin neyi neden yaptığını çok net bir şekilde anlayabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra karakter gelişimleri muhteşem verilmiş. Başına türlü türlü felaketler geldiği halde motivasyonunda, hayat mentalitesinde zerrece değişim olmayan diğer dizi karakterlerinin aksine Breaking Bad’de her karakter başına gelen olaylara paralel değişimler gösteriyor. Bu değişimler başvurulacak en basit en ucuz yol olan epifaniye sapmadan oluyor üstelik. İşin Türkçesi bütün karakterler gelişerek değişiyor (gönderme vaaar hem de politik) ve bunu yaparken öykü hiçbir zaman bu değişimleri gözünüze sokma ihtiyacı görmüyor.

breakingbad4

Karakterlerden bahsederken araya Walter White’a (aka Heisenberg) değinmeden geçemeyiz. Bryan Cranston karakteri bir güzel alıp A noktasından B noktasına akıl almaz bir ustalıkla götürüyor. Gerçekten ilk sezonun ilk bölümü ile son sezonun herhangi bir bölümünde Walter’ı birer saniye izleyin aradaki farkı anlayacaksınız.

Tabii dizinin muhteşem oyunculuklar Cranston ile bitmiyor. Şu an IMDB’den oyuncu listesine uzun uzun bakıp “Yav aslında bu da on numara oynamıyordu” diyeceğim birini arıyorum inanın bulamıyorum. Hepimiz dizi bittikten sonra hala her adını duyduğumuzda Skyler White’a ağır küfürler ediyorsak (şu an içinizden küfür ettiniz biliyorum) ortada çok iyi yazılmış bir karakter ve çok iyi oynanmış bir rol vardır kabul edelim. Bu derece mühür bir nefret objesi rolünü ben bir Skyler White’da bir de malumunuz olduğu üzere Sarı Kral Joffrey’de gördüm.

Bir yapımda en çok odaklandığım kısma yani öykünün işlenişine gelirsek yine televizyon dünyası için çok muhteşem ve çok ayrıksı bir işle karşılaştığımızı söyleyebilirim. Dizi anlatım tekniklerini çok güzel kullanıyor, hiç bir öge boşa gitmiyor, Çehov’un metaforundan yola çıkarsak hikayenin başında gösterilen her tüfek hikayenin içinde bir yerlerde büyük gümbürtüyle patlatılıyor. Tüm bu muhteşem kurgunun yanı sıra hikaye ayakları yere basa basa, gerçeklikle bağını kopartmadan ama elindeki gerçekliğin sınırlarını genişlete genişlete ilerliyor.

97b3426b-d07b-1f18-a631-6d8b38144a42_amc-breaking_bad-5_1789-606x404

Açık konuşmak gerekirse hikayenin işleyişi klasik Hollywood dizilerine alışkın bünyeleri sıkabilir. Az aksiyonlu, bol dramlı, uzun bakışmalı, çok metaforlu kendine has bir dil kullanıyor Breaking Bad. Çatının üzerindeki pizzadan tutun Walter’ın üzerini değiştirdikten sonra “tehlike benim” alt metinli tiradını atmasına kadar birçok şey sıradan dizi izleyicisinin alışık olmadığı bir şekilde ilerliyor. Dizinin görsel dili hikayeyi bize doğrudan göstermenin yanı sıra zekice ayrıntılarıyla öykünün arka planını çok güzel veriyor. Tabii bunu yaparken de tempo düşüyor, sahneler yavaşlıyor, yeri geliyor sanat filmlerinde görmeye alıştığımız uzun kesintisiz sekanslara, tiratlara gark oluyoruz. Velhasıl Westworld’ün üçüncü bölümünden “Bu dizinin temposu çok düşük yeaa” diyen kitlenin HBO binası önünde “tempo istiyoruuz” diye kendisini yakmasına vesile olabilecek bir dil kullanıyor dizi. Bunu da tempolu olmayı beceremediği için değil dizinin arkasındaki isim böyle bir hikaye anlatmak istediği için böyle yapıyor.

Özetle: Breaking Bad harika bir dizi fakat pek çok harika şey gibi herkesin kendisini sevmesini beklemiyor. Harika olmasının sebebi de bu. Eğer dizi dediğimiz şeyi kafa dağıtmak, hiç bir şey düşünmeden ekrandaki şeye bakmak için izliyorsanız Breaking Bad size beklediğinizi veremeyecek. Abi yeni bir şeyler izlemem gerek, böyle üzerime kürekle metafor atsın, göndermelere doyamayayım, şuralarıma şuralarıma felsefe kassın diyorsanız ve Breaking Bad’i hala izlemediyseniz iyi misiniz siz arkadaşım? Hadi gidin izleyin.

Yakın zamanda yeni bir iyisiyle kötüsüyle yazısıyla buluşmak üzere. Breaking Bad ile ilgili görüşlerinizi düşüncelerinizi bize yazın. “Şurayı neden atladın hacı?” dediğiniz bir yer varsa uyarın, “O değil de şu dizi vardı onu da yazsanıza” dediğiniz dizi varsa söyleyin, kendinize iyi bakın.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER