Malumunuz olduğu üzere piyasada çokça dizi var, her birini teker teker takip etmek elbette ki imkansız. Bundan dolayı da çok ön plana çıkmayan, sosyal medyada kendine çokça yer bulamayan bazı efsane dizileri zaman zaman gözden kaçırdığımız oluyor. Hepimizin bir dizi tavsiye fasilitesine ihtiyacımız var.

Bunun yanı sıra ben de dahil bazılarımız için dizi izlemek haftada bir ekran başına geçilerek yapılan bir eylem değil. Zaman zaman bir diziyle uzun ve kesintisiz vakit geçirmek, hayatımızın bir kısmını bir diziye vakfetmek, yatıp kalkıp bir diziyi izlemek istiyoruz. İşte tam bu noktada dizilerle ilgili tercihlerimiz biraz değişik oluyor. Dizinin bizi kendine bağlamasının sürüklemesinin yanında iyi kötü bir final de yapmış olması gerekiyor. Yani durduk yere hikayenin ortasında kesiliveren, iptal edilen bir dizi kadar tat kaçırıcı pek az şey vardır şu hayatta.

İşte ben de hem bir oturuşta sezon arası, iptal olma korkusu yaşamadan dizi izlemek isteyenler için hem de eski dizileri hatırlatıp nostalji yaratmak “yaaa ne izlerdim zamanında” dedirtmek için İyisiyle Kötüsüyle isimli bir seriye başlama kararı aldım. İyisiyle Kötüsüyle serisi isminden de anlaşılacağı üzere dizileri övme ya da yerme derdi olmaksızın inceleyecek, size yayınlanmış bitmiş dizilerden bahsedecek bir köşe olarak buralarda bulunacak.

dexter-wallpaper-9

Köşemizin ilk konuğu Dexter arkadaşlar. Jeff Lindsay’in Darkly Dreaming Dexter (Türkçe’ye üç d kuralını bozmamak için Delirtici Düşlerin Dexter’ı olarak çevriliyor) kitabında yarattığı, dizi dünyasına adını altın harflerle yazdırma fırsatını son anda tepen, çağımızın en sempatik seri katillerinden Dexter Morgan.

Her şeyiyle tuhaf bir dizi Dexter. Tuhaflık elbette ana karakter ile başlıyor. Henüz bebek yaşta annesinin elektirikli testere ile doğranışına şahit olan Dexter Morgan bir polis memuru tarafından evlatlık alınıyor. Dexter’ın içindeki öldürme iç güdüsünü erken yaşlarda farkeden babası bu içgüdünün engellenemeyeceğini fakat doğru yönlendirmeyle işe yarar hale getirilebileceğini anlayınca oraya bizim karakterimiz, dünya tatlısı seri katilimiz Dexter çıkıyor.

Dexter sadece kötü adamları öldüren bir seri katil, iki binli yılların modası olan anti kahramanların en güzel örneklerinden biri. Kesinlikle iyi bir adam değil, ama kötü olduğu da kesinlikle söylenemez. Dexter geceleri naylonlarını, eldivenlerini falan alıp adam öldürmeye gidiyor eyvallah ama kendisi sabahları Miami polisinde kan analizcisi olarak katillerin peşine düşüyor. “Akşam seri katile dönüşüp sabah katillerin cezalandırılmasına yardım eden adam” konsepti özünde büyük bir kara mizah damarı barındırıyor farkındayız. Dexter’ın senaristleri de farkında ve bu kara mizah damarını leziz bir şekilde değerlendiriyorlar.

Dizi boyunca bir taraftan Dexter’ın işlediği ya da işleyeceği cinayetleri gözlemliyor, onunla heyecanlanıp onunla geriliyoruz, öte yandan da her sezonun ana konusunun ustalıkla dönüp dolaşıp Dexter’ın olgunlaşmasına, karakterine, karanlık yolcusuna nasıl etki ettiğini görüyoruz. Michael C. Hall da sağolsun elinden geleni esirgemiyor belki televizyon tarihinin en başarılı oyunculuklarından birini sunuyor bize.

dexter11

Yardımcı karakterler de çok tatlı, çok doyurucu bir seyir sunuyorlar dizide. Vince Masuka’dan Debra Morgan’a tüm karakterler çok iyi yazılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Karakterlerin birbiriyle ilişkileri, Dexter ile ilişkileri, kendi iç dünyaları çok güzel örülüp zaten güzel yazılan ve güzel oynanan karakterin etrafına bir gerçekçilik halesi konduruyor.

Olayların merkez üssünün Miami olması da diziyi alışageldiğimiz polisiyelerden farklı bir noktaya götürüyor, dizinin içeriğinden tonuna kadar bir çok şeyi değiştiriyor. Klasik New York merkezli polisiye dizilerin aksine Dexter kısa kollu renkli gömleklerle işe gelip mesai bitiminde sahil kenarındaki barlarda otantik kokteyller içen, latin görünüşlü, latin tabiatlı kişiler koyuyor önümüze. Ortamda bu kadar latinlik olunca elbette kasıntılıktan ziyade samimiyet ile karşılaşıyoruz.

Bu kadarına bakınca diziyi izlememek için bir sebep göremiyor gibiyiz. Hatta hiç izlememiş olanlarımız şu an girip kaç sezon acaba diye bakmaya bile başlamış olabilir fakat dizi ne yazık ki devamlı bu kadar mükemmel şekilde gitmiyor. İlk dört sezon boyunca dizi bizi diken üstünde tutmayı, diğer bölümü de izlemek için yalvaracak hale getirmeyi başarabiliyor. Dördüncü sezondan sonra izleyici “ee abi bu sene de Dexter birini kafaya takacak, birkaç cinayeti işlerken yakalanmaktan kıl payı kurtulacak, Debra, Batista efenime söyleyeyim Dexter’ın içsel yolculuğu, ana kadrodan birinin beklenmedik ölümü olur belki falan derken güzel güzel izleriz.” kıvamına geliyor. son iki sezonda ise dizi hep aynı şeylerin tekrarı oluşu insanın gözüne daha bir batıyor.

Son sezon ise artık efsaneleşmiş bir dizinin  efsaneleşmiş finali olması gerekirken rezalet bir şekilde gelişmesi ve bitmesiyle damaklarda rezil bir tat bırakıyor. İzleyicileri üzüyor, hırpalıyor, adeta  hayalleriyle oynuyor.

dexter-1

Özetle: Dexter kesinlikle kötü anılacak bir dizi değil. Zamanının şartlarını göz önünde bulundurursak çok yenilikçi, ilk sezonlarıyla çok efsanevi bir dizi diyebiliriz gönül rahatlığıyla. İzleyicisini tuhaf etik problemlerle başbaşa bırakmayı, tartışılmaz olarak görülen bazı kavramları tartışmaya açmayı pek güzel beceriyor sağolsun, fakat bir süre sonra otomatiğe bağlıyor dizi. Yine de izlenmeyecek hale gelmiyor sadece eskisi kadar heyecan verici bir deneyim sunmuyor Dexter. Esas izlenmeyecek kısmı son sezonu, özellikle final bölümü.

Bu yazıyı okuyup Dexter izlemeye karar verirseniz, benden size tavsiye, muhakkak diziyi izleyin, son sezonu lütfen izlemeyin. Kendiniz başka bir son yazın ve ona inanın mesela. Dizinin kurgusundan tamamen bağımsız bir şekilde Miami’ye atom bombası düştüğünü ve bütün kadronun buharlaşarak öldüğüne inandırın kendinizi. Daha az canınız acır.

En yakın zamanda başka bir iyisiyle kötüsüyle köşemizle birlikte olmayı umuyor, Dexter ile ilgili yorumlarınızı, hatırladıklarınızı, unutamadıklarınızı yorumlara yazmanızı bekliyoruz.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER