Elbet bir çoğumuz hatırlıyoruzdur birkaç sene önce NBC sağolsun bize Hannibal gibi muhteşem bir iş servis etti. Ne yazık ki yayın hayatı kısa olan dizi 3. sezonun sonunda damaklarımızda güzel tatlar bırakarak ekranlara veda etti. Diziyi baştan sona ağzı sulanarak izleyen biri olarak daha evvel izlememişler için bir tavsiye tekrar izlemek isteyenler için bir aperatif olması maksadıyla bu yazıyı yazmak aklıma geldi.

0

Hazırsanız başlayalım. Menümüzde şunlar var:

Güzel Hikaye/Sağlam İşleniş

Denir ki Abbasi Halifelerinin mutfağında aşçılık yapmış, dünyanın ilk yemek kitaplarından birinin yazarı İbni Seyyar el-Varak “Halife’nin yediği yemekler bizimkilerden çok da farklı değil. O yemekleri güzel kılan malzemelerin taze yemek yapılan kapların temiz olmasıdır.” buyuruyormuş. Dizi, film gibi eserleri de yemek gibi değerlendirirsek (ki söz konusu Hannibal ise böyle değerlendirmemiz normal) dünyadaki tüm hikayelerin aslında birbirine benzer olduğunu güzelliğin “malzemelerin tazeliği ve kaplarında temizliğinde” yani hikayeyi aktarış şekline bağlı olduğunu görürüz.

İşte Hannibal elindeki hikayeyi leziz bir şekilde aktarıyor. Gerektiği kadar gizem, gerektiği kadar cevap dengesini çok iyi tutturuyor, her bölümün sonunda diziden bir porsiyon daha almak istiyor, hiç değilse bir lokmacık daha tatmak için bir sonraki bölümün fragmanlarına saldırıyorsunuz.

hannibal_wallpaper_1920x1080_2

Güzel ve Derin Diyaloglar

Popüler yapımların çoğunda karakterler arası diyalogların fast food hükmünde olduğu hepimizin malumu. Senaristler adeta konu ilerlesin diye gerçeklikten uzak tatsız tuzsuz diyaloglar yazarak adeta görev savıyor. Aynı zamanda bu diyaloglar kurguyu ilerletmekten başka bir işleve sahip olmadığından çoğu zaman damağımızda yalnız karın doyurmak için yenmiş iki buçuk liralık tavuk döner tadı bırakıyor.

İşte özenli dizimiz Hannibal burada da farkını gösteriyor. Dizi bizim döner olarak yediğimiz tavuğu alıp marine ediyor, bir süre bekletip uygun sıcaklıkta, doğru malzemeleri kullanarak, tam da gereken baharatlar eşliğinde pişirip bir kadeh kırmızı şarap eşliğinde sunuyor. Böyle özenli bir tavırla karşımıza getirilen diyaloglar da hem kurguyu ilerletme görevini başarıyla yerine getiriyor, hem de zihnimizin derinlerine nüfus edip düşünmemizi, hulyalara dalmamızı sağlıyor.

Fast food seven “Amaan bunlar yine determinizm konuşacak.” deyip kafasını öteki yana çevirecekler için sıkıcı bile olsa rafine bir damak zevkine sahip izleyicileri mest edecek diyaloglar barındırıyor dizi.

2

Muhteşem Oyunculuk

Bakın Mads Mikkelsen’i ne kadar övsem hakkını veremezmişim gibi geliyor. Adamı Jagten’de, Adam’s Appler’de, Hannibal’da art arda izleyin her role girebilme konusunda ne kadar başarılı olduğunu, ince ince kıyılmış soğanın her yemeğe yakışması, yemeğin içerisinde dağılıp sadece lezzetini bırakması gibi kendini rolün içinde nasıl erittiğini, canlandırdığı karaktere nasıl lezzet kattığını anlarsınız. Zaten muhteşem oyunculuk tabirinin yüzde yetmişini Mikkelsen tek başına üstleniyor. Matrix’ten tanıdığımız Laurence Fishborne, diziye ortasında dahil olan şarap misali kadın Gillian Anderson gibi zaten kendini kanıtlamış oyuncular ve Hugh Dancy, Caroline Dhavernas gibi görece genç yetenekler yapımı oyunculuk konusunda gayet doyurucu bir noktaya taşıyor.

3

Harika Müzikler

Sinema ve dizi sektörlerinde takdir edersiniz ki müzik muhteşem yer tutan bir öge. Genelde yapıma en son katılan ögelerden olsa da müzik sahnelere ruhunu veren, bizi atmosfere sokan, duygu aktarımını en üst seviyelere çıkaran bir unsur. Çok rahatlıkla diyebiliriz ki yemek için baharat neyse filmler diziler için de müzik odur.

Her konuda özenli davranmayı kendine şiar edinen Hannibal ekibi müziklerde de özenli davranmış, ana karakterin de müzik konusunda engin bilgilere sahip oluşunu, hatta bir besteci olmasını fırsat bilerek müzik konusunda çıtayı alıp Himalayalara kadar yürümüş de yürümüşler. Dizi klasik müzik sevenler için adeta bir açık büfe kıvamında ilerliyor. Sahnelerin ve müziklerin uyumu muhteşem.

Ben şimdilik size tadımlık şöyle bir liste bırakayım. Demek istediğimi anlarsınız:

Çok Lezzetli Görsellik

– Bu öğünün adı Mukozuke; mevsimsel saşimi denizkestanesi, midye ve mürekkep balığı.
+ Ne güzel bir sunum, doktor.
– Kaiseki. Tadı ve yemekteki estetiği onurlandıran bir Japon sanatıdır.

Yukarıdaki diyaloğu içeren, bölüm içlerinde uzun uzun yemek yapım sekansları gösteren, işlediği cinayetlere sunumsuz yakalanmaktan ölesiye korkan bir seri katil içeren bir dizinin görselliğinin kötü olmasını beklemezsiniz muhtelemen. Sunum yapacağım diye topuklu ayakkabıya kıymalı pide sokup getiren CGI delisi diğer dizi ve filmlere inat Hannibal eldeki malzemeyle müthiş bir sinematografi yakalayıp, çok basit slow motion sahnelerle ya da geri sarmadan ibaret tricklerle sizi estetik zevkin tepelerini ışınlayabilir. Dizi özel efekt kullandığı zaman da bunu aksiyon olsun diye değil yukarıda verdiğim diyalogda olduğu gibi tadı ve estetiği gururlandırmak için kullanır.

4

Ve Elbette Muhteşem Yemekler

Şimdi açık konuşalım arkadaşlar. Yemek yemeye ve yapmaya benim gibi tutkuyla bağlı bir insan değilseniz muhtemelen Hannibal’ın bazı bölümlerinden sonra uzun bir süre kırmızı et yiyemeyeceksiniz. Yok benim gibi “yemek yapmak benim için sanata eşdeğer bir şey” tavrındaysanız ve Hannibal izleyecekseniz yanınızda bir not defteri bulundurun. Dizi boyunca yapılan yemeklerin çoğunda “Yav şimdi bu insan etiyle değil de danayla yapılsa mesela çok lezzetli olurdu.” diyerek söylenmişliğim, kasten kurban bayramı sonrasına sarkıttığım final bölümünü izlemek için mutfağa girip özel et yemekleri yapmışlığım var. Hannibal’ın uyguladığı tariflerin bir çoğunu gördüğünüzde “tarifte yazanlardan bende bir tek tava var.” demekten kendinizi alamayacaksınız ama bir köşede dursun tarifler belki bir gün yapabiliriz.

Zamanında Hannibal izlemiş, şu an gecikmeli olarak izleyen yahut yazıdan sonra izlemeye karar veren okurlarımız. Görüşlerinizi düşüncelerinizi yazın paylaşalım, mutlu olalım

5

Afiyet Olsun.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER