Gönüllerin ve zamanın efendisi, huysuz ve tatlı uzaylımız Doctor yeni sezonunun dördüncü bölümüyle karşımıza geldi. Ne yalan söyleyelim bölümden pek de memnun ayrılmadım. Oyunculuk olsun konu olsun izlediğim en vasat Doctor Who bölümlerinden birisi olabilir sevgili bölümümüz. Güzelim kardeşimiz Nardole’u bölüm boyunca sadece bir buçuk dakika görebilmemiz de cabası.

İncelemenin bundan sonra spoiler içermektedir. Spoiler konusunda hassas bünyelerin dikkatli olması tavsiye olunur.

Senaristler hala Bill’in ailesi ve sosyal çevresiyle ilgili -ki bildiğimiz kadarıyla sadece bir üvey annesi mevcut- iç sıkıcı bölümler yapmadılar. Bu dizinin güzel noktalarından birisi. bölüm başında sevgili yol arkadaşımız Billy pek de tanımadığı, her biri birbirinden embesil bir grup insanla ev arayışlarına girdi ve İngiltere’nin öğrenciye ev verme bakımından İzmir’den pek de farklı olmadığını öğrenmiş bulunduk. Tüm bunların yanı sıra altı kişi toplanıp eve çıkabilecek cesarete sahip arkadaşları çok takdir ettik. Oralarda ev arkadaşlığı mevzusu buradakinden daha zahmetsiz sanırım.

Bölüm, birtakım gençlerin tekinsiz bir yerlere gidip sırayla öldükleri teen slasher filmlerinin artık kullanıla kullanıla cılkı çıkmış anlatı yapısına yaslanıyor. Bölümü kötü yapan temel unsur da zaten bu ne yalan söyleyeyim. 90’lı yıllarda Wes Craven ile ikinci altın çağını yaşamış ve insanları kendinden bıktırmış olan bu türü Doctor Who’ya adapte etmek kimin aklına geldi bilmiyorum fakat daha önce de dediğim gibi Doctor Who’nun en büyük sorunu önlenemez bir şekilde Amerikanlaşması. Yılbaşı bölümündeki çizgi roman durumları olsun, bu bölümdeki Hollywood halleri olsun diziye hiç yakışır şeyler değil. İşin kötüsü bu türlerin parodisini de yapmıyor dizi, yapıyorsa da o kadar kötü yapıyor ki fark etmiyoruz bile.

knock_knock_lead

Ürkünç görünümlü amca, sinsice arkadan belirip “Kalacak yer mi arıyorsunuz yavrum? Gelin benim evim var ucuza kiralayayım” deyince embesiller grubundan bir insan evladı da çıkıp “Olm ben böyle bir film izlemiştim bak. Hiç bulaşmasak mı acaba?” demedi mesela. Yapmayın etmeyin sayın senaristler gerçeklikten bu kadar kopuk karakterler yazmayın. Ben öyle bir evi piyasa fiyatının çok altına bulsam “Ulan kesin rutubet falan yapıyordur, döşemeleri çürüktür, imar izni yoktur” falan diye telaşlanırım en azından.

Karakterleri Hollywood klişelerine gönderme olsun diye mi bu kadar salak yaptılar bilemiyorum ama umutsuzca Billy’e asılan çocuk olsun, telefonu çekmeyince hafakanlar basan tiki kız olsun ne bileyim Doctor’un yanında eblek eblek dolaşan Harry olsun maşallah her biri birbirinden salaktı. İşin kötüsü eğlendirici bir şekilde değil sinir edici bir şekilde salaktı.

Tüm bunların yanı sıra konunun işlenişi de ayrıca kötüydü. Müzikli sesli şeyleri gözümüzün içine sokup durduktan sonra bundan bir twist çıkarmaya çalışmak gerçekten acemice bir hareketti. Ahşap perileri adı verilen arkadaşların nereden geldiklerine, ne olduklarına dair zerrece açıklama yapılmadı. Ürkütücü amcanın kızı sandığımız Eliza’nın aslında amcanın annesi çıkması “Ne gerek vardı şimdi?” dedirtti.

Bölüm boyunca en güzel şey Doctor ve Doctor’a muhteşem can veren Peter Capaldi idi. Adam her bölümde biraz daha devleşiyor, her bölümde biraz daha “Doctor’um ulan ben!” diye bağırıyor. “Dünyalıların kısa ömürleri olduğunu unutmuşum” deyişi olsun, Billy’nin büyük babası şeklinde ortamlarda takılması olsun pek güzeldi. Bir insan evladı da kalkıp düpedüz siyahi olan Billy’nin büyük babasının akça pakça bir İskoç olmasından şüphelenmedi mesela o kısım beni üzdü bir miktar. Tamam siyahi olmak, İskoç olmak bunlar önemli şeyler değil. Anladık politik doğruculuk yapacağız ama bu kadarı da inandırıcı olmadı güzel kardeşlerim.

Bölümün sonunda ahşap perilerinin yok ettiği onca varlığı nasıl ilk günkü tazeliğiyle içlerinden çıkardıklarını zerrece anlamadım. O beş embesilin ölümünden Billy’e çok güzel karakter gelişimi çıkartabilirdi senaristler. Onun yerine sağ olsunlar masaldan hallice bir son tercih etmişler.

Bölümün tüm vasatlığına rağmen Billy’nin gözümdeki değeri her geçen gün biraz daha yükseliyor. Doctor’u erkek arkadaşı olarak tanıtan, odaya atıp dilli milli öpmeye kalkışan, erkek arkadaşıyla tanıştırıp kıskandırmaya çalışan birtakım ismi lazım değil companionlardan sonra Billy çıktı insan gibi “Doctor senle gezelim tozalım macera falan yaşayalım da bu benim özel hayatım, aramızda bir sınır olsun” dedi. Aferin kız sana!

Kasanın içindeki şeyi de gösterip gösterip vermemeye devam ediyorlar senaristler. Bari her bölüm “aa bak bi de kasa vardı he” diye gözümüzün içine sokmasalar da biraz merak ve gerilim unsuru artsa. Kasanın içerisinden Master’ın çıkacağı şimdilik en akla yatkın tahmin gibi gözüküyor. Doctor’un kendisiyle dostça konuşması, kasaya piyano koyması falan da bu teoriyi destekler nitelikte hareketler fakat işin başında Moffat olduğu için korkmaya devam ediyoruz. Kasanın içinden Clara falan da çıkabilir Allah korusun. Ben yine de süpriz tahmin hakkımı kötücül bir River Song’dan yana kullanıyorum Bekleyelim ve görelim.

Peki siz sevgili Doctor Who izleyicileri? bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Gelecek bölümlerde neler görmeyi bekliyorsunuz?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER