Tarihin gelmiş geçmiş en insan canlısı uzaylılarından Doctor’un maceraları modern serinin onuncu sezonu ile devam ediyor arkadaşlar. Bildiğimiz üzere bu sezon Peter Capaldi ve Steven Moffat’ın son sezonu olacak. Sezon sonunda, en geç yılbaşı özel bölümünde ikisine de veda edecek gibi duruyoruz. Moffat’ın kirli ellerini Doctor Who’nun üzerinden çekmesinden ne kadar memnunsam Capaldi’nin gidiyor olmasına o kadar üzülüyorum. Moffat’ın berbat senaryolarına, öldürmek bilmediği Blackpool Kezbanı Clara ile olan saçma ilişkisine rağmen Capaldi en iyi Doctor ünvanını David Tennant ile paylaşıyor benim gözümde. Moffat’ın olmadığı bir sezon boyunca kendisini rahat rahat izlemek isterdim.

İncelememin bundan sonraki kısmı spoilerlı olacaktı. Bölümü henüz izlememiş takipçilerimiz tarafından okunması uzay zaman düzleminde kırılmalara sebebiyet verebileceğinden dolayı tavsiye edilmez. 

Bölüm sezon boyunca Doctor’a eşlik edecek yol arkadaşları Nardole ve Bill ile açıldı. Açık konuşmak gerekirse daha ilk bölümden ikisi de kalbimde taht kurdu. Nardole’un saf gözüküp çok güzel yerlerde zekasını belli etmesi olsun, Doctor’a tatlı tatlı bilgiçlik taslamaları olsun, kolundan düşen vida olsun her bir parçası çok tatlıydı. Bill ise gerek karakter, gerek hikaye, gerek oyuncu olarak çok ayarında geldi bana. Önceki companionlar gibi Doctor’a aşık mı? Doctor da buna karşı boş değil mi tarzı saçmalıklar yaşatmayacak olmaları başlı başına takdire şayan bir durum. Sorduğu sorular, yaptığı yorumlar tam da aradığımız gerçek companion tadını veriyor. Arka planda ufak ufak kendini sezdiren üvey anne, öz anne öyküsü ayarında verilirse karakteri derinleştirme hususunda çok fayda sağlayacaktır. Tabii senaryo koltuğunda halen Moffat olduğu için sezonun geri kalanı boyunca Bill’in annesiyle mücadelelerini, aslında bizi hiç de ilgilendirmeyen cinsel kimliğini ailesine kabul ettirme çabalarını izleyebiliriz.

Cinsel kimlik demişken, Doctor Who tarihinde ilk kez ana companionın bir eşcinsel olduğunu gördük. Karakterin eşcinsel olmasından ziyade bunun öyküye yansıtılışı gerçekten muhteşem hoşuma gitti. Ajite etmeden, kimsenin gözünün içine sokmadan, gayet güzel ve normal bir şekilde belirttiler Bill’in cinsel kimliğini. Umarım bu normallik sularında seyrederler de karakterin gerçekçiliğinden bir şey kaybetmez yapım.

Bölümün başında Doctor’un uzunca bir süredir bir üniversitede hocalık yaptığını üniversite yönetiminin de kendisini baya özgür bıraktığını öğreniyoruz. “Fizik ile şiir aynı şey” cümlesi ucundan kıyısından da olsa kuantum fiziği ile ilgilenen ve öğrendiklerini sanatsal bir zevkle özümseyen bir edebiyatçı olarak beni çok mutlu etti. Gözlerimden kalpçikler çıktı adeta. Doctor’un ders anlattığı sahne ise repliğiyle, oyunculuğuyla, çekimleriyle izlediğim en güzel Doctor Who sahnelerinden biriydi. Aynı anda hem televizyonunu yeni açanlar için Doctor Who evrenini tanıttılar, hem zaman üzerine gayet klas bir konuşma ortaya koydular, hem de yeni companion hakkında bilgilendirme yaptılar ve sağolsunlar tüm bunları harika bir görsellik eşliğinde yaptılar. Vallahi bravo.

Steven Moffat’ın yaratık ortaya çıkarma tarzı artık neredeyse klişeleşti. Çok sıradan bir şeyi al, fark edilmesi zor birtakım detaylarla zenginleştir, günlük hayatta daima karşılaşılan bir olguyu korku unsuru haline getir şeklinde ilerleyen bu tarzı biz River Song’un ortaya çıktığı bölüm olan Silence in Library bölümünde yedik bir kurgu harikası olduğunu her fırsatta belirttiği Weeping Angels bölümünde de yedik Moffat’ın bir sezon boyunca dizinin dümeninde olacağını varsayarsak daha çok yiyeceğiz sanırım. Aslına bakılırsa fikir kötü değildi. Heather’ın birikintiyle karşılaşıp gözündeki sorun yüzünden durumu diğerlerinden daha çabuk anlaması ayrıntısı da gayet yerindeydi. “Herkes kendini anlayabilecek birine ihtiyaç duyar” cümlesini ise gereksiz buldum senaryoda. Hem halen anlamayan izleyiciler için bölümün sırrını çabuk açık etmiş oldular hem de gereksiz bir romantizme sapmak durumunda kaldılar.

Bölüm boyunca Doctor’un dilinden düşmeyen kasa ise sezonun ana hikayesini oluşturacak gibi duruyor. Kasanın içinden ne çıkacağına dair tahmin yürütmek istemiyorum zira Moffat hepimizi ters köşe yapma hevesiyle yine tüm beklentileri boşa çıkarak bir şey koymuştur o kasanın içine. Doctor’un masasında River ve Susan’ın fotoğrafları olması hepimizi duygulandırdı, Clara’nın fotoğrafının olmayışı ise hepimizi sevindirdi Allah razı olsun.

Doctor’un Bill’in anılarını silmekten vazgeçtiği ve companion olarak kabul ettiği sahne ise harikaydı. Güzel yapıldığında duygusallığın diziye ne kadar yakıştığını bir kere daha gördük. Açık konuşmak gerekirse bu üçlünün enerjisinin çok iyi olduğunu ve çok güzel bölümler izleyeceğimizi düşünüyorum.

Bölüm sonunda diğer bölümlere dair gösterilen tadımlık görüntüler ise bazı çevrelerce bölümün kendisinden bile daha dikkat çekici oldu. Smile teknolojisi ile irtibat kuran robotlardan bahsetmiyorum tabii ki resmen Master gördük arkadaşlar. Kimi izleyiciler John Simm’in yeni Doctor olacağını iddia ediyorsa da bana pek öyle gelmiyor. Fragmanda hem Master’ı hem Missy’i görmek beni gerçekten mutlu etti. Bakalım nasıl bir öykü çıkacak altından.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER