Televizyon yayıncılığı tarihinin en zekice işlerinden biri olan Black Mirror, Netflix sağolsun altı bölümüyle birden siyah ekranlarımıza düştü. Normal şartlarda uzun bir sürece yayarak, sindire sindire izlemeyi tercih ettiğim diziyi oturdum siz sevgili okurlarımız için izledim. Dizi rahatsız ediciliğinden, zekasından, karanlığından zerrece kaybetmemiş. 3. bölümün sonunda kendimi evde tost makinasıyla, efendime söyleyeyim Kindle ile falan kavga ederken buldum. Bu incelemeyi de dizüstü bilgisayarımla hararetli tartışmalar sonucu yazabiliyorum. Acaba yazabiliyor muyum?

Sezonun ilk bölümü sosyal medya temalı. Ekip senelerdir süre giden “Ay hepiniz sosyal medya için yaşar olmuşsunuz canım.” klişesine çok tatlı bir noktadan yaklaşarak yine hepimizi gerim gerim germeyi, insanlıktan tiksindirtmeyi başarmış.

Yazımızın bundan sonrası spoiler içerecektir. Sevgili okuyucularımızı şimdiden uyarıyor, alabilecekleri spoilerlardan ötürü sorumluluk kabul etmediğimizi beyan ediyorum.1

Yeni sezonun ilk bölümü olan Nose Dive (dibe vurma, çakılma, ani düşüş) bir sosyal medya distopyası sunuyor bizlere. İnsanların birbirlerine cep telefonları üzerinden puan verdiği bir dünya burası. İnsanların gözlerine yerleştirilen bir aparat sayesinde herkes baktığı kişinin puanını kişinin yanında rahatça görebiliyor. Yani Yemek Sepeti restoran notları gibi insan notları var bu hikayenin dünyasında ve bu puanlar sadece sosyal medyada etkili değil. Senelerdir beklenen bu hikaye gerçekleşmiş; sosyal medya, sanal alem kollarını gerçeğin boynuna dolayıp sıkmaya başlamış. İnsanlar belli imkanlardan sadece sosyal medya puanları belli bir seviyenin üzerindeyse faydalanabiliyor, hatta belli bir puanın altındaki kişiler işlerinden oluyor.

Biz seyirci olarak bütün bunları Lacie’nin başından geçenlerin arkaplanında öğreniyoruz. Kimse bize sistemin nasıl işlediğine dair bir açıklama yapmıyor. Bize mevzuyu anlatmak için gerçeklikten uzak yapmacık konuşmalar yazmak zorunda hissetmemiş senaristler. İzleyicilerinin zekasına güveniyorlar. İçinde yaşanılan realiteyi çok şık hareketlerle izleyiciye sergiliyorlar.

2

İnternetin forumlar çevresinde odaklandığı dönemlerde “Teraziye tıklamayı unutmayın.” “+rep pls” diye dolanan tayfa dünyaya hakim olmuş. Herkes herkese harika davranıyor. Herkes herkesle iyi geçiniyor. Tabii puanı belli bir ortalamanın üzerinde olan herkes.

İşte bu ahval ve şerait dahilinde ana karakterimiz Lacie kendisine ev arıyor. Bulduğu ev harika fakat ödemeyi rahatça yapabilmesi için ortalamasının beş üzerinden 4.5 olması gerek. Bunun da görünürdeki tek yolu ortalaması yüksek insanlardan yüksek puanlar almak. Lacie ortalamasını yükseltecek ve hayallerindeki eve sahip olmasını sağlayacak puanları alabilmek için uğraşırken çocukluk arkadaşı Naomi’yle irtibata geçiyor ve hikayemizin temel iskeletini oluşturacak Lacie’nin Naomi’nin düğününe giderek baş nedime olmak üzere mücadelesi sahneleniyor.

Hikaye Lacie’nin yaşadığı gayet güzel hayat ile başlayıp sefillikler içerisine düşmesini sağlayan bir talihsizlikler silsilesine dönüşüyor. Bu bağlamda hikaye iki aşamalı diyebiliriz fakat hikayenin her iki aşaması da müthiş derecede rahatsız edici, müthiş derecede çarpık. bölümün ilk yarısında bu çarpıklığın gayet olağan akış içerisinde izleyiciye yedirilmesi, gayet güzel görünümlü bu dünyanın arkasındakilerin Lacie’nin kurabiyeden sadece bir lokma alıp onu da tükürmesi gibi çok ufak ve çok yerinde dokunuşlarla verilmesi bu dizinin neden kült bir yapım olduğunu hatırlatıyor.

Black Mirror’a dair sezon öncesi inceleme yazımda da dediğim gibi; dizi teknolojiyi merkeze alsa da, sosyal medya, yapay zeka, hiper gerçeklik gibi mevzulardan bahsetse de asla bireysellikten ayrılmıyor daima insana dair çok hassas noktalara çok zarif darbeler atıyor. Lacie’nin işyerinde tüm çalışanların tek bir kişi üzerine oynaması ve verdikleri düşük notlarla adamı işinden etmeleri, Lacie’nin tam anlamıyla yüksek sosyeteye özenen bir küçük burjuva olması, insan ilişkilerindeki çıkarcılık, kıskançlık, hasetlik, tır şoförü ablanın suratımıza suratımıza çarptığı sahtelik, bölümün esas mevzusunu oluşturuyor. Sosyal medya ise bu durumu anlatmak için çok elverişli bir motif, adeta zaten süregiden çarpıklığı daha ayyuka çıkaran bir etmen olarak işleniyor.

3

Bölümün yönetmenlik ve oyunculuk kısmı da mucizevi şekilde iyi. Ana karakterimize can veren Bryce Dallas Howard’ın rahatsız edici iyiliği, çarpık ponçikliği insanda müthiş bir rahatsızlık yaratıyor. Oyuncu bundan da öteye geçerek karakterin değişimini rolüne çok güzel yedirip bölümün sonlarında yaptığı muhteşem “düğün konuşması” ile performansının zirvesine çıkıyor daha on dakika önce “çıkarcı, pislik, iki yüzlü karı” şeklinde nitelendirdiğimiz karakter için ağlayacak gibi olmamızı sağlıyor.

Kamera kullanımı, sahne düzenlemeleri gibi diğer unsurlar da bu bölüme artı değer katıyor. Durağan kamera açıları gerilimi daha da arttırıyor, dış çekim sahnelerde bile klostrofobik bir etki yaratıyor. Lacie’nin önlenemez düşüşü başlamadan evvel yaşadığı dünyanın sahneye yanması ise gerek gerek renkleriyle, gerek kullanılan materyallerle o sahte estetiği çok başarılı şekilde hissettiriyor.

Sonuç olarak Black Mirror insanları üze üze ilerlemeyi sürdürüyor ve bunu yaparken çağının televizyon yayıncılığı standartlarının çok üzerinde bir iş çıkarıyor. CGİ vermeden, birbirinin tıpkısı uzaylılar gereksiz metafizik ögeler olmadan da çok güzel bir dizi yapılabileceğini ispatlıyor.

Sevgili arkadaşım Barış Azar ve ben hiç kimseye tavsiye etmeyeceğimiz bir şey yapıp Black Mirror bölümlerini art arda izleyerek, tekrar tekrar izleyerek, üzüntümüzden, kederimizden fırsat bulduğumuz ilk anlarda dizinin diğer bölümlerini incelemeye devam edeceğiz.

Yorumlarınızı heyecanla bekliyoruz.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER