Başlıkta yaptığım kötü kelime esprisi için hepinizden özür dilerim. Nasıl pişman olduğumu siz düşünün daha ilk cümleden U yapmamdan. Neyse, bu tarz sevimsizlikleri bir kenara bırakıp, Batman #21, yani The Button crossover’ın ilk sayısı nasıl olmuş ona bir bakalım.

Öncelikle, niye bu kadar gazlandık bu sayıya? Çünkü üzerinden aylar geçmesine rağmen DC Rebirth’in esrarını açıklama konusunda eli sıkı davranıyor. En başında, Batman’in mağarasında Comedian’in smileysini bulduk. Ardından buna değinilmeden uzun süre Titans ve Superman serilerinde bol bol etrafında dolaştık. Aslında Wally West’in de New 52 öncesi Superman’in de varlığı basbayağı kudretli bir dokunuşa kanıt oluşturuyordu.

Neydi bu dokunuş? Flashpoint sona erip Barry Allen her şeyi eski haline çevirirken evrenin zaman çizgisinin bir bölümü çalınmıştı! Yani, hayatlarının belki bir on yıllık kısmı kayıptı. Kimsenin hatırlamadığı Wally bu sebepleydi, ya da New 52 öncesi ve sonrası Superman’lerin sonunda yek vücut olması, tamamlanmış olması. Bir de tabii gerek bu serilerde gerek Tim Drake’in kaçırılmasında Ozymandias ve Manhattan’ın siluetine bol bol doymuş olmamız.

Peki bu ilk sayı, bize bütün bu esrarı çözebilecek neyi verdi?
(Yazının bundan sonrası Batman #21 ile ilgili spoiler barındırmaktadır)
Dürüst olmak gerekirse pek de bir şey vermedi. 24 dizisi hesabı, bir dakikalık bir süreyi dokuz kare formatında, şık bir aksiyon anlatımıyla veren hikaye, ilk sayfasından son sayfasına kadar sürükleyiciydi. Yani mesele anlatımla alakalı değil. Ancak büyük eventlerin sıfırıncı sayıları gibi, olaya girmeyen, olayın temeline ilişkin ipucu veren bir seriydi. Eh, ama biz Rebirth başladığından beri zaten içimiz dışımız ipucu olmuştu. Her şey hali hazırda New 52 öncülü Flashpoint hikayesini işaret ediyordu. Peki bu sayıda ne oldu, önce Comedian’in rozeti, Psycho-Pirate’in maskesinden gelen radyasyonla beraber bir anda Reverse Flash’ı ortaya çıkardı. Bu noktada, Batman’in Rebirth başladığından beri çıkan 20 sayısının mutlaka kıyısında köşesinde merkezinde bulunan maskenin, böyle önemli bir hikayeye bağlanması mantıklıydı. Ancak, Flashpoint ile bağlantısı bulunmayan iki edevatın birleşip Eobard Thawne’ı nasıl ortaya çıkardığını göreceğiz. Sonrasında ne oldu, Tom King’in alışılmış dayak yiyerek en son tek hamleyle düşmanını yere seren Batman’inden birkaç kuple gördük, ve tabi Thawne’dan önce Flashpoint Thomas Wayne’in silüetini de. Bir dakika boyunca süren bu seri aksiyon sırasında başka ne oldu peki? Thawne, mavi bir ışık gördü (Dr. Manhattan belli ki) ardından da kül oldu. Bu aralıkta söylediği son sözler ise “Tanrıyı gördüm” oldu. Batman yediği dayaktan bayıldı, Flash olay mahalline vardı, sayı bitti.

Peki bize ne verdi bu ilk sayı? Meselenin Flashpoint ile alakalı olduğunun kanıtı dışında aslında hiçbir şey. O mavi ışığı daha önce de görmüştük (misal Detective Comics’de esir olduğu yerden kaçmaya çalışan Tim Drake), Manhattan ve Ozymandias’ın müdahalelerini zaten biliyorduk. Onun dışında ise verdiği pek bir şey yoktu hikayenin. Sadece artık mavi ışıklar, planların üzerindeki tanrılar, artık başka hikayelerin detayından sızan şeyler değil, DC evreninin iki kudretli kahramanının el ele verip çözeceği bir gizem. Hiç değilse buradan görünen o. Bakalım geri kalan üç sayı bize neler gösterecek, Flash ve Batman Rebirth esrarını ne ölçüde çözecek.
Batman (2016-) 021-020

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER