Takipçilerim hatırlar geçen ay bu vakitler Anadolu Korku Öyküleri serisinin ilk kitabını incelemiş, ikinci kitabı da en yakın zamanda okuyup inceleyeceğimi belirtmiştim. İşte o gün geldi çattı. Kitap henüz birkaç gün önce bitti. Kitaba dair görüşlerimi zihnimde biraz dinlenmeye bıraktıktan sonra yazmaya karar verdim.

Ne yazık ki kitap bende ilk cildin yarattığı “vaay çok güzel şeyler oluyor burada.” etkisini yaratmadı. Özellikle ilk üç hikaye, yani kitabın ilk yarısı, bir bahaneyle büyük şehirden taşraya gelen şahsın burada üç harflilere karışması motifi cidden bana dabbe isimli ilginç Türk korku filmi serisini hatırlattı. İlk kitabın korku unsurlarındaki çeşitlilik yerini hemen hemen sadece ecinnilerden bahseden hikayelere bırakmış gibi duruyor. Tabii kitap boydan boya kötü boydan boya berbat değil, hatta sayın okuyucu kitap kötü de değil. Serisinin ilk cildi bu kitap olsaydı çok daha anlayışlı yaklaşıp kitaptaki hikayeleri çok daha sevebilirdim.

Serinin ilk cildinde altı olan yazar sayısı bu kitapta yediye çıkmış. İlk ciltte Cevizin Gölgesi Hain Olur hikayesiyle boy gösteren Kayra Küpçü ekipte yer almıyor fakat Umut Dülger ile Mehmet Berk Yaltırık birer hikayeyle boy gösteriyorlar. Dilerseniz şimdi hikayelerin kısaca incelemesini yapalım.

0000000565603-1

Zifir Karanın Mavisi-Işıl Beril Tetik

Kendisini şu sıra Yabani Dergi semalarında gördüğümüz Tetik’in hikayesiyle ilgili söyleyeceklerim ilk ciltteki Gelin Otu hikayesine söylediklerimden pek de farklı olmayacak. Tetik nasıl korkunç atmosfer yaratacağını, okuyucuyu nasıl ürperteceğini gerçekten çok iyi biliyor fakat ne yazık ki kitabın odak noktasını oluşturan “Anadolu” konusunda biraz eksiği var gibi. Kendisine ait okuduğum iki hikayede de karakterler dublaj Türkçe’si ile konuşuyor, korku unsurları Anadolu kültüründen bile çıksa bunların yansıtılması batılı bir üslupla yapılıyor. Hal böyle olunca çok daha başarılı olabilecek hikayeler değer kaybediyor. Şahsen tam gerilim zirveye ulaşmak üzereyken “Aman Tanrım” diye bir karakter görünce dikkatim dağılıyor benim. Zannediyorum hiç birimiz korktuğunda “Aman Tanrım” diye çığlık atan bir Anadolulu tanımamışızdır.

Konuşmayanlar-Umut Dülger

Umut Dülger, batıda korku türünün çok sık kullandığı bir kurgu tekniğini hikayesinin merkezine oturtmuş. Metafizik varlıklarla karşılaşıp çıldırıp ölen masum bir adam ve ölen adamın başına neler geldiğini araştırmak için onun yolculuğunu takip eden yakın arkadaş yahut dedektif. Bu şekilde baktığımız zaman hikaye çokça denenmiş olmakla beraber gayet sağlam temeller üzerine inşa edilmiş gibi duruyor. Işıl Beril Tetik’in hikayesiyle benzer kusurlara sahip olan hikaye durumu altmetniyle bir nebze kurtarıyor.

anadolu-korku-oykuleri-banner

Şer Karışan Vakit-Ayşegül Nergis

Bir kez daha merkezden taşraya gelen şehirli bireyin taşranın korkunç yüzüyle karşılaşmasını anlatan bir eser. Anadolu Korku Öyküleri tabiri bana hep taşranın kendi içindeki dinamikleri üzerinden yürüyecek korkunç, grotesk öyküler çağrışımı yaptığından herhalde yazarların ana karakter olarak şehirli insanları seçip hikayelerin şehirli insanların bakışından anlatılmasını pek sevemiyorum. Neticede Stephe King’in kasaba ahalisini kasabanın değer yargılarıyla anlatması en büyük alamet-i farikalarından biridir. Şehirli bireyim köyde korkunç olaylarla karşılaşmasına dayanan kurgular bende “gençlerin yaz kampına gidip sırayla öldüğü” slasher filmlerin yaratıığı hissi yaratıyor. Belki de bu yüzden ilk kitapta da en sevdiğim hikaye Kuyu idi. Hikaye korku türünün müptelalarına çok farklı, çok şaşırtıcı şey vaat etmiyor ne yalan söyleyeyim.

Gece Işığı-Demokan Atasoy

Atasoy ilk ciltteki Kuyu öyküsüyle zaten radarıma girmişti. Sağolsun bu öyküsüyle kendisine olan ilgim kat kat arttı. Atasoy az evvel bahsettiğim gibi gayet rahatlıkla taşraya dair hikayeleri taşranın içinden bir gözle anlatıyor, taşra insanının kendi arasındaki dinamikleri çok güzel ortaya koyuyor. Spoiler vermemek için biraz kıvranarak anlatacağım fakat metnin temelini oluşturan anlatı üzerine baya sağlam bir fantastik roman yazılabilecek bir mitoloji içeriyor. Üslubuyla da ürkütücü olmayı başaran yazar korku severlere çok tatlı dakikalar vaat ediyor. Anadolu kültüründen önemli yer tutan Derviş motifini türe çok güzel adapte eden Atasoy’un eseri kesinlikle kaçırılmaması gerekilen bir hikaye.

anadolu-korku-oykuleri-2-top

Fırtınalar Takvimi-Koray Günyaşar

Gerçekten eserin üslup, kurgu mitoloji açısından en dolu dolu hikayesi Fırtınalar takvimi. Yine taşra insanının içeriden anlatan bir bakışla arka plana gayet güzel bir anlatı koyarak bu anlatıyı da İslami kökenlere dayayarak çok keyifli bir hikaye anlatıyor Günyaşar. Hikaye bittikten sonra “Keşke” dedim “şu kurguyu uzun uzun yazıp mitolojisini derinleştirip roman haline getirseymiş”

Oba-Galip Dursun

Artık Anadolu’ya dair korku temalı her işte görmekten sıkıldığım ecinnileri alıp gayet orijinal gayet güzel bir hikaye kaleme almış Galip Dursun. Hikayenin gizemi yerinde, taşraya baktığı nokta hiç fena değil, çok iyi kurgulanmış bir sonu var, bence korku edebiyatında mutlaka olması gerektiği üzere gayet sağlam bir altmetni var. E daha ne olsun.

Mezardan Gelen-Mehmet Berk Yaltırık

Açık konuşayım hikayenin ismi bende bir önyargı yaratmıştı okumadan evvel. Kendini bu kadar açık eden şeyleri pek sevmiyorum korku türünde fakat yazar kitaptaki bütün diğer hikayelerden farklılaşmayı çok güzel başarmış. İlk kitapta gözlerim hep Osmanlı dönemi taşrasından bir şeyler arayıp bulamamıştı. İkinci kitapta böyle bir arayışa dahi girmemişken Mezardan Gelen ile karşılaştım. Mehmet Berk Yaltırık gerçekten işini iyi yapmış. Dönemin Konya gece hayatının çok güzel bir tasvirini vermiş. Yüz sene öncesinde kalmış karakterleri gayet canlı anlatmış umarım serinin daha sonra çıkacak kitaplarında böyle bir çok hikaye okuruz.

Genel olarak Anadolu Korku Öyküleri korku sevenleri, Anadolu’nun grotesk anlatılarının içinde dolanmaktan hoşlananları memnun edecek bir kitap. Serinin üçüncü kitabının yakın zamanda çıkacağı söyleniyor. Merakla bekliyoruz.

Yorum, eleştiri ve görüşlerinizi bekleriz.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER