Birçoğumuzun severek takip ettiği, bazılarımızın hayatının merkezine aldığı geek alt kültürüne dair bir şeyi çok sık unuttuğumuzu düşünüyorum. Dizi incelemeleri, film yazıları, çizgi roman okumaları derken kültürün temel yapı taşlarından biri olan edebiyatı unutuyoruz baya baya. Üstelik ayıla bayıla izlediğimiz şeylerin birçoğu kitaplardan uyarlanmışken unutuyoruz edebiyatı. İşte ben de “unutursak kalbimiz kurusun” tavrıyla arada sitede birtakım kitap tanıtımları yapıyorum. Bir kez daha o tanıtımlardan biri ile karşınızdayım.

Öncelikle söylemek gerek ki korku türünü film ve diziden çok edebiyata yakıştırıyorum. Görsel zemine dökülünce beklemediğimiz anda üzerimize gelen korkunçlu kadın yahut makyajla korkunçlaştırılmış tipler dışında bize çok büyük şeyler vaat etmeyen korku janrası edebiyatın sahasına girdiği zaman gerçekten insanı gerim gerim geren şeyler meydana getirebiliyor. İnanmazsanız buyrun on beş yirmi sayfa Lovecraft okuyalım.

1

Çocukluğundan taşra ile irtibatı olan herkes Anadolu kültürünün, Anadolu anlatılarının korku ile nasıl iç içe olduğunu bilir. Bazen çocuklar söz dinlesin diye, bazen büyükler ahlak kurallarından uzaklaşmasın diye kimi zaman islami kimi zaman şamanik kaynaklardan süzdürülerek anlatılan binlerce korkunç hikaye vardır Anadolu topraklarında. Kültürün kendine has bir grotesk yapısı, hikayelerin kendilerine has motifleri, villainları ve hatta süper kahramanları vardır. İşte Anadolu Korku Öyküleri kitabından hikayeleri bulunan altı yazar da bu damarı keşfetmiş, bu damardan bir takım cevherler çıkarmak üzere yola çıkmış insanlar.

Şunu açıkça söyleyebiliriz ki kitapta hikayeleri bulunan altı kişi de korku edebiyatının nasıl işlediğini gayet iyi biliyor. Ekipten biri şu sıralar ismini Yabani Dergi’de sıkça görebileceğiniz Işıl Beril Tetik. Kitabın son öyküsünün sahibi  de kısa bir süre önce Pusova kitabını çıkaran Galip Dursun diğer yazarlar Koray Günyaşar, Ayşegül Nergis ve Demokan Atasoy’da Türkiye’de korku edebiyatı ile ilgilenen, türün gelişimine çokça katkı sağlayan kişiler.

Hikayeleri tek tek inceleyerek kitaba biraz daha yakından bakmak bu güzel niyetli çabayı daha iyi tanıtmamızı sağlayacaktır.

Not: İnceleme elden geldiği kadar spoilersız yapılmıştır. Spoiler verilemeyen yerler birtakım imalar ile geçiştirilmiştir. 

Karatepe (Koray Günyaşar): Hikaye kitap için gayet başarılı bir başlangıç metni olmuş. Yaratılan atmosfer gayet güzel. Hikayenin gerilim noktasını oluşturan olay çok sağlam kurgulanmış yapabileceğim tek eleştiri tansiyon tahmin edildiği kadar yükselmiyor hikayede. Gerim gerim gerilmeyi, ince ince tırsmayı beklerken hikaye biraz eksik kalıyor sanki.

Bunların dışında hikayenin kurgu yapısı bana Edgar Allen Poe Hikayelerini hatırlattı. Metin, beni memnun etmeyi başardı.

Aslında Onlar Hayvan Gibidirler (Ayşegül Nergis): Türk sinemasının yıllardır deneyip deneyip düzgün bir örneğini çıkartamadığı “İslami altyapılı korku” türünün nasıl yapılacağına dair ders olabilir bu öykü. Elimizde çok sağlam bir kurgu iskeleti, bu iskeletin üzerine geçirilmiş oldukça iyi bir hikaye var. Taşranın boğuculuğu, ürperticiliği hikayeye çok güzel yedirilmiş. Tek sıkıntı hikayenin son dönemecinde ortaya çıkıp okuyucuyu şaşırtması gereken twist çok bariz. Korku edebiyatına aşina biri durumu metnin ilk sayfalarında anlayabilir.

3

Kuyu (Demokan Atasoy): Şahsi görüşüme göre kitabın en sağlam hikayesi Kuyu. Hikayenin yapısı biraz The Ring filminden esinlenilmiş olsa da yazarımız konuyu Anadolu atmosferine çok güzel adapte etmiş. Hikayenin alt metnindeki kadın vurgusu çok güzel çok yerinde işlenmiş. Üslup tam kıvamında. Hepsinden önemlisi metin bir hikayenin sahip olması gereken en önemli özelliklerden birine sahip: gayet sıkı kurgulanmış ve yazılmış. Hikayede bahsedilen hemen her şey gerekli olduğu için hikayede yer alıyor. Boşa kurşun atmıyor metin. Her salladığı yerini buluyor ve son kurşunu da çok klas hareketlerle kalbe yolluyor.

Gelin Otu(Işıl Beril Tetik): Kökenini şaman inançlarından alan “Al Basması”, “Al Karısı” olarak geçen mitolojik yaratıkta doğum sonrası sendromunu bir potada eriten hikaye kitabın atmosfer olarak en başarılı işlerinden biri. Yalnız konuşmalar ve diyaloglardaki Hollywood esintileri güzelim hikayenin havasında çatlaklar meydana getiriyor fakat kurgulanış olarak çok başarılı bir iş. Betimlemeler “filmi çekilse de izlesek” denmesine gerek bırakmayacak kadar kaliteli.

2

Cevizin Gölgesi Hain Olur(Kayra Küpçü): Müstakil olarak çok kötü bir hikaye sayılmamakla beraber kitabın içerisinde biraz vasat kalmış bir öykü. Korku gerilim edebiyatında cinselliğin muhakkak kullanılması gerektiğini düşünenler bu hikayeden memnun ayrılacaktır. Metnin en büyük sıkıntısı bence kitabın isminde belirtilen Anadolu’dan uzak olması. Evet hikaye taşrada geçiyor evet kötü yaratığımız Anadolu kültüründen ama hikaye bir genç kadınla bir genç adamın dağ başında özgür iradeleriyle sevişebileceklerini, başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini söylüyor bize. Köylünün birbirlerini seven genç bir kadın ve erkeğe sempatik bakışlarla bakacağını ima ediyor. İşte bunlar pek inandırıcı gelmediği için hikaye biraz havada kalıyor.

Güzay’ın Bin Dilek Ağacı(Galip Dursun): Galip Dursun şaşırtmıyor bu kitapta. Gayet güzel gayet lezzetli bir hikaye ile karşımıza çıkıyor. Hikayenin yapısı gerçekten başarılı. Hani film olsa izlenir, tiyatro olsa gidilir, Departed filminden dizi yapan Türk sektörüne versen en az 3 sezon dizisi bile çekilir. Üzerine daha fazla konuşup heyecanını kaçırmak istemem.

Elimizde korku severler için gayet güzel bir kitap var arkadaşlar. Kitabın ikinci cildi de şu an piyasada (en kısa zamanda onun da incelemesiyle buralarda olmaya çalışacağım) üçüncü kitabın ise bugün yarın çıkması bekleniyor.

Önerilerim şimdilik bunlar. Düşüncelerinizi mutlaka eklemenizi istiyorum. Görüşmek üzere !

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER