Yazıya başlamadan evvel olası “sen kimsin ulan topraam Koskoca Hollywood yapımcılarına akıl veriyorsun. Kaç paralık adamsın” sorusuna ufak bir cevap vereyim. Lisans eğitimini edebiyat üzerine almış halen yüksek lisans yapmakta olan, uzmanlık alanı olarak kendine kurgusal anlatıları seçmiş, sinema birikimini Tarkovski’den, Fransız Yeni Dalga akımından başlayarak edinmiş, Geek altkültür işlerini daimi bir ilgiyle takip eden, senelerdir birtakım dergilerde düzenli hikayecilik yapan sıradan bir adamım. Emin olun bir anlatı nasıl meydana getirilir, hangi kitle nasıl anlatılara ilgi duyar, görsel dil nedir nasıl kullanılır iyi biliyorum.

Zorunlu kendimi övme paragrafından dolayı özür diliyor ve konuya müsaadenizle giriş yapıyorum. Eminim birçok okuyucumuz için Nokia ismi çok şey ifade ediyordur. Nokia neydi? Nokia sağlamlık, güncel mobil teknoloji, uygun fiyat ve kullanıcı dostu bir mobil telefon deneyimiydi. Senelerce sektörü Nokia domine etti. Yeni teknolojiyi ya kendi üretti ya üretilen teknolojiyi süper verimli bir şekilde kendine adapte etti. Sanıyorum okuyucularımızın büyük çoğunluğu hayatının bir döneminde Nokia marka cep telefonu kullanmıştır.

Neydi Nokia’nın vizyonu? Bir telefonun verebileceği her şeyi uygun fiyat ve kolay kullanım ile vermekti. Peki sonra ne oldu da battı Nokia? Akıllı telefonlara geçiş sürecinde neden bir türlü toparlayamadı? Çünkü piyasa yeni bir vizyon ile tanıştı. Apple bir telefonun verebileceğinden çok daha fazlasını vaat eden cihaz ile piyasaya girdi. Teknoloji üretmek mevzusunu aparat üretmek olarak değil de fikir üretmek olarak ele aldı Apple ve piyasayı domine etmeye başladı. Nokia şimdi Hindistan pazarına klasik, tuşlu cep telefonlarından üreten bir marka.

Peki olayın Hollywood sinemasıyla ne alakası var? Geçtiğimiz haftalarda 2017 sinemasına bir ön bakış atmış ve şöyle şeyler yazmıştım. Yazıda özetle Hollywood sinemasının büyük bir yaratıcılık krizi içerisinde olduğunu ve bu durumun bir an önce sona ermesi gerektiğini söyledim. Yazıyı değişik Geek gruplarında paylaştığımda ise türlü tepkiler aldım, bir kısım insan bana hak verirken bir kısmı “Hollywood hayır kurumumu gardaşım elbet para getiren işleri yapacak” şeklinde yaklaştı. İşte tam da bu yaklaşım benim şu an okumakta olduğunuz bu metni yazmama neden oldu.

1-Zs5qTcJZ-9y1vrThdxVHNA

Malumunuz üzere sinema bir sektör. Birtakım bağımsız festival filmleri dışında bütün filmler de bu sektörün bir parçası. Bu sektörün içinde farklı beklentileri cevaplayan tonla üretimci var. İşte Hollywood da sinema sektörünün Nokia’sı (biliyorum Hollywood Nokia’dan çok uzun zamandır var bu sadece bir teşbih) büyük paralarla büyük yatırımlar yapıp, genişçe kitlelere hitap eden, büyük paralar kazanan bir üretimciler topluluğu Hollywood. Çoğumuzun sinema ile ilk tanışması Yeşilçam ve Hollywood filmleri vasıtasıyla oldu. Çoğumuz kısa zaman öncesine kadar Amerika dışında sinema üreten kişilerden doğru düzgün haberdar bile değildik. Fakat konjonktür çılgınca değişti geçtiğimiz on yıllık süreç içerisinde. İnternet her eve girdi, yetmedi bir de ufaldı da cebimize girdi. Bağlantı ve dosya indirme hızları aklı hayali zorlayacak ölçüde arttı. Velhasıl diğer her şeye olduğu gibi sinemaya ulaşma şeklimiz de kökten değişti. Artık bir filmi izlemek için sinemaya gitmemiz, gidemiyorsak tv’de yayınlanmasını beklememiz ya da DVD peşinde koşmamız şart değil. İstediğimiz an istediğimiz filmi torrent vasıtasıyla, korsana etik olarak karşıysak internetteki stream servislerinden rahatlıkla izleyebiliyoruz ve önümüzde sadece Amerikan filmleri yok. Dünyanın asla gitmediğimiz ve muhtemelen asla gidemeyeceğimiz yerlerine ait filmleri tek tıkla izleyebiliyoruz.

Şimdi esas sorulardan biri şu: Hollywood sineması bu konjonktür içerisinde şu an yaptığını yapmaya devam ederek malum ihtişamını koruyabilir mi? Bu soruya olumlu cevap vermek çok kolay değil. Hollywood sineması artık birçok insanın gözünde ya kalıplardan oluşan bir sinema dilini ya da görsel ve sinematografik olarak kaliteli, para harcanmış filmleri tanımlamak için kullanılıyor. Bu sinema dilinin belli bir kemik kitlesi var ve bu kitle önüne koyulan şeyi memnuniyetle kabul ediyor böylece filmler de güzel para yapıyor herkes mutlu oluyor.

Acaba cidden öyle mi? Evet Marvel filmlerinin kayda değer bir takipçi kitlesi olabilir fakat ben bu kitleyi biraz Bond kitlesine benzetiyorum. Neticede her James Bond filminde ne olacağı az buçuk bellidir. İzleyenler de filmi bunun farkında olarak izler. Peki bu sektör için yeterli midir? Yılın en olumlu eleştiri alan filmlerinin başında Deadpool geliyor. Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi Deadpool alışıldık süper kahraman temasına yeni bir yorum getirdiği için sıyrılıyor. 2016’da sinema salonlarını dolduran kitlenin kayda değer bir kısmı Arrival’ı süper kahraman filmlerinin tekdüze panaromasını kırdığı için seviyor.

Yani izleyici kitlesi de farklı bir şeyler arıyor.

Sinema gibi popüler bir sanat dalı üzerine kurulmuş bir sektörde üreticiler müşterilerini ancak onlara şaşırtıcı bir şey sunarak ellerinde tutabilirler şu koşullarda. Yani konu kurguyla, sanatla, yaratıcılıkla olduğu kadar kapitalizmle de alakalı. “Aynısının son teknoloji olanı” mottosuyla hareket eden Nokia’nın akıbetine hepimiz şahit olduk. Aynısının daha efektlisi mottosuyla hareket eden Hollywood’un başarılı bir şekilde görkemini devam ettirebilmesini sağlayacak olan ne peki? Şunu kabul edelim 2010’ların insanları eskisine nazaran daha çabuk sıkılan, bıkan, değişiklik isteyen insanlar. Çünkü artık her sene onlarca farklı telefon modeliyle, onlarca farklı programla, diziyle, yeni teknolojik gelişmelerle karşılaşıyoruz. Bu koşullar altında kimse kusura bakmasın risk almayan firma battaniye üreticisi olsa dahi batar ki biz burada temel vazife olarak insanları eğlendirmeyi seçen Hollywood sinemasından bahsediyoruz.

no-talk-fight-club

Dilerseniz birlikte 1999 yılında çıkan birkaç filme göz atalım. Listeye üstünkörü bakıp sadece tanıdık gelen filmleri buraya yazacağım:

Fight Club
Matrix
The Green Mile
American Beauty
Star Wars Episode I
The Mummy
American Pie
Sleepy Hollow
Being John Malkovic
Eyes Wide Shut
The Boondock Saints
The Blair Witch Project
The Talented Mr Ripley
Existenz
Arkadaşlar farkında mısınız tek nefeste 14 tane kült film saydım. Bir yıla eşit olarak dağıtmaya kalksak her ay en az bir efsane film vizyona girmiş demek oluyor bu bakın. Ve filmlerden her biri film tavsiyesi isteyen birine gözüm kapalı izle diyebileceğim filmler (Evet American Pie dahil)Şimdi filmlere tekrar dikkatle bakalım. Fight Club, Matrix, Existenz, American Pie ve Being John Malkovic gerek sinema dili olarak gerekse hikaye ve altyapı olarak oldukça ayrıksı filmler değil mi?  Inception ve Doctor Strange’in ilk fragmanlarını nasıl yorumladı insanlar hatırlayın “Matrixvari” dediler. Listenin en zayıf halkası olan The Mummy bile yığınla aynı tona sahip film meydana getirdi.

Söylemek istediğim şey tamamen yukarıdaki tabloda saklı arkadaşlar. Hollywood bir zamanlar, çok eski de değil 15-20 yıl öncesine tekabül eden bir zamanlar böyle filmlerle dolup taşıyordu. Listedeki filmlerden eksik bıraktığınız varsa tavsiyemdir muhakkak izleyin. Bir de 2016’da çıkan filmlere bakın. 2016 yılını tamamen gömmüyorum elbet Deadpool, Zootopia, Arrival gibi güzellikler de karşımıza çıkardı fakat genel tablo ortada.

Matrix’in yapılış hikayesini belki bilirsiniz Wachowski kardeşler Warner Bros’a 90 milyon dolar verin size harika film çekecez diyorlar, Warner Bros “20 milyon dolar neyinize yetmiyor la” deyip o kadar bir bütçe ayırıyor. Yönetmenlerimiz on milyon dolar ile filmin on dakikalık açılış sahnesini çekip yetkiliye izlettikten sonra o yetkili her kimse “Bu ne yaratıcılık yiğidim, size film çektirmek istiyorum” nidalarıyla bütçeyi akıtıyor.

O yetkili her kimse sanırım artık Warner Bros. bünyesinde çalışmıyor çünkü uzun zamandır Warner Bros’un yahut diğer Hollywood yapımcılarının böyle bir risk aldığını görmedim.

Özetle risk almayan sektör batar ve Hollywood hiç risk almıyor arkadaşlar. Allah sonumuzu hayır etsin.

Varsa bir yorumunuz eleştiriniz bizi çok mutlu edersiniz. Görüşmek üzere.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER