(Geçtiğimiz son iki haftanın incelemelerini dersler, hastalıklar, teknik aksaklıklar sebebiyle girememiştim. Bir sonraki haftalarda o sayıları da devam sayılarıyla birlikte gireceğim, merak etmeyin)
Marvel, serilerini belirlerken hafta tercihlerinde fazla adaletli davranmıyor açıkçası. Ben her hafta okuyacak sayılar bulsam bile, özellikle bazı iki haftalık sayıların bu haftaya denk gelmesiyle dolu dolu bir hafta çıktı. Ben de bu vesileyle, incelemelere başlamadan önce ileriye yönelik bazı şeylerden bahsetmek istiyorum.
tumblr_okauvucNlp1s0p5ulo1_500
Belki duyanınız göreniniz olmuştur. Bu hafta Marvel, Mayıs ayı sayılarının duyurusunu yaptı. O sayılarda artık standartlaşmış sıfırlamanın da ötesinde yepisyeni bazı gelişmeler var. Öncelikle, Steve Rogers’ın Hydra ajanı olması sonucu gelişen Secret Empire serisini Mayıs ayı boyunca tüm ek sayılarıyla beraber okuyacağız. Burada, Netflix ekibi de diyebileceğimiz JJ, Luke Cage, DD ve Iron Fist’in ortaklaşa sokakları Hydra’dan koruyacağı, Occupy Avengers serisi ile bir noktaya gelmiş kahramanlığı sorgulanan karakterlerin bir adım öne çıkacağı bir kompozisyon var elimizde. Sadece bu da değil! Secret Empire, Cap hariç bütün kahramanların uzun bir aradan sonra tekrar yan yana dövüşeceği bir hikaye olmasıyla da artık çok uzatılmış bir evrenin sonu olma anlamı taşıyor. Kapaklarda göreceksiniz, Polaris’den Medusa’ya, Magneto’dan Iron Heart’a herkes bu faşist örgütlenmeye karşı yine yan yana, her şey ya siyah ya beyaz. Bu, Civil War 2 ile müjdelenmiş olan ancak hala daha gerçekleşmemiş, eskiye ve belki de olması gerekene dönüş açısından iyi bir gelişme.

Evet, kahramanların karanlık yönlerini görmek, tereddütlerini, çelişkilerini, yüzeye taşımaktan imtina ettikleri insani ve bir o kadar da problemli yanlarını yansıtmak derinlik katıyor ama lütfen artık birbirine girmiş kahraman görmekten siz de fazlasıyla bunalmadınız mı? Üstelik bu kadar kaotik bir ortamda her seferinde bir grup kahraman hala daha meşruiyetini nasıl sağlıyor. O toplumda kazananın iyi ya da kötü karşılanması hala daha nasıl gerçekleşiyor? Bütün bunlar olurken, Dark Reign arkında olduğu gibi nasıl kötüler bir şekilde kontrolü ele almıyor? Cidden artık sıkıcı olmanın da ötesinde çok düşünülmemiş hikayeler çağındaydık Marvel açısından ve bir sonu gelmesi gerekiyordu. Ki şu da bir gerçek, her kahramanı bu kadar gri yapamazsınız. Yani araya değil Xavier beyinli Red Skull’ı, Elderleri Beyonderleri koyun, karakter gelişiminin, bütünlüğünün bu denli dışına çıkamazsınız iki tane sansasyonel sayı çıkartıcam diye. Bunu yapınca, doğal olarak sebep-sonuç ilişkisinden de çıkıyorsunuz ve biz bir on yıl dönüp dönüp o aksaklığı kotaran retconlar okumak zorunda kalıyoruz. Velhasıl kelam, Secret Empire ile birlikte kahramanların yine kötü adam dövdüğü evren görmek güzel. Hoş kötü adam dediğimiz de Steve Rogers olacak ama varsın olsun. İyilerin iyi olduğunu hatırlaması için ikonik bir karakterin şeytanlaşmasının gerekliliği bence hoş bir detay.

geliyor mesihimiz
geliyor mesihimiz

Peki Mayıs ayının müjdelediği tek şey bu mu? Aynı zamanda, Nisan ayından başlayarak, Marvel’ın son 10 yıldır işlediği en büyük günahı tersine çevirmesini de göreceğiz. Evet, Nisan ve Mayıs aylarında X-Men Blue, X-Men Gold, Weapon X, Generation X, Cable, Jean, Ice-Man serileri çıkıyor. Hali hazırda devam edecek olan All-New Wolverine ve Old Man Logan’ı da ekleyin ve tabii Hulk serisine konuk olan Logan’ı, Thor’lara konuk olan Quentin Quire’ı –izninizle ahahahahahahah- Champions ve Uncanny Avengers serilerindeki mutantları ve hatta Shi’ar’ı. Evet Marvel sadece mutantları seri sayısı olarak değil, evrenin merkezindeki hikayelerde oynayacağı etkin rollerle de tekrardan altın çağlarına getirme planında. Bunun sebeplerini iyi-kötü yanlarını elden geldikçe konuştuk, şu an benim için heyecanlanmaktan başka bir şey kalmıyor. Sizin başka fikirleriniz varsa da yorumlara beklerim diyor ve incelemelere geçiyorum. Ha bir de bitirmeden, iyi mi kötü mü bilmiyorum ama X-Men Blue’nun dördüncü sayısında bildiğimiz Wolverine’in geri döneceği konuşuluyor, seveni hypelasın.
MARVEL

All hail the queen!
All hail the queen!

Inhumans vs X-Men #5
Secret Wars sonrası evrenin, CW2 ile beraber en çok tartışılan ve belki en önemli hikayelerinden birinin artık yavaş yavaş sonlarına geliyoruz. Elimizde biraz Avengers vs X-Men’de olduğu gibi tam da savaş olamamış ama çokça taktiksel hamlenin, doğru eşleşmelerin olduğu ve fakat iyi iyiyle kapışıyor türünün örneklerinden olduğu için tereddütlerin, hataların havada uçuştuğu hikayemizde artık iyi kavramının da sorgulandığı bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bu sayıda, önce Limbo içerisinde X-Men okulunu bulan Inhumanlar, koşa koşa Black Bolt’u arar ve bulur. Hikayenin başından beri göremediğimiz Havok, istediği anda Bolt’u öldürebilecek bir düzenekle Medusa ve ekibinin karşısındadır. Fakat Havok intikam duygusuyla böyle bir şey yapacak tıynette bir karakter değildir ve zaten aslında Cyclops’u öldürenin Bolt olmadığını bilen az sayıda insandan biridir (Emma, Havok, Magneto, 3 Cuckoos bir de genç Cyclops). Ancak burada benim dikkatimi çeken bir sözü var. Medusa’yla karşılıklı birbirlerine gider yaparlarken bir yerde Havok, bu mesele Terrigen meselesi değil, Mutant-Inhuman meselesi değil, Emma ve Scott arasında bir mesele der. Bu benim kafamı karıştırıyor. Yani bildiğimiz kadarıyla ortada bir yanlış yok, Terrigen iki hafta içinde Mutantları yok edecek (eğer Emma Mccoy’un zihniyle oynamadıysa). O zaman Alex Summers tam olarak neyi kastediyor? Death Of X’de de hiçbir cümlenin boşuna söylenmediğini görmüştük dolayısıyla aynı yazarların bu cümleler ile son sayıda Emma’nın yapabileceklerini işaret ediyor olabilir.

Niyesine gelirsek, Forge’un planı Iso’nun çok üst düzey(!) planıyla en başından cortlamıştı, bu sayıda Karnak Fantomex’in yarattığı evrenden çıkmış ve Medusa’ya ulaşmıştı. Her ne kadar Mosaic’in genç Cyclops’un kafasına girerek Mutantların iki hafta sonra ölecek olmasından dolayı saldırdığını öğrenmesiyle Ms.Marvel’in topladığı genç Nuhuman takımı Cyclops ve Forge ile birlikte yeni bir makine yapımına başlamış olsa da, Emma bunları henüz öğrenmemişti. Ve Death Of X’in son sayısından biliyoruz ki, Emma, Cyclops’un “fikrine” delilik noktasında bir takıntıyla bağlanmıştı. Ve en güçlü Inhumanları bile bir dakika içinde düşürebilecek bir stratejik dehanın, her şey kötüye gittiği anda, belki X-Men ekibiyle paylaşamayacağı derecede kesin bir planı olup olmadığını bilmiyoruz, ki altıncı sayının kapağı biraz da böyle bir planı işaret ediyor gibi. Neticede mesele Mutantlar ve Inhumanlar arasında bir hayatta kalma mücadelesi olmuş olsa da, başından beri her şey Emma’nın ajandasında olup bitenlerdi. Finalin de onun etrafında gelişmesi, Nisan-Mayıs aylarında çıkacak hiçbir sayıda gözükmeyen White Queen’in ne noktaya geleceğini de açıklamış olur. Ayrıca muazzam dedektiflik yeteneklerim sonucu öğrendim ki, Uncanny X-Men’in son sayısı, Psylocke’un Magneto’dan savaş sırasında çizgiyi aşmasından ötürü hesap sorması üzerine. Ve Extraordinary X-Men’in son sayısında da “savaşı atlattılar, ama ne pahasına?” diye bir açıklama var. Buradan Emma ve Magneto’nun çizgiyi aşarak bu savaşı bitirebildiği tahminine varıyoruz. Son ek, Limbo’daki karşılaşmada Colossus, Gorgon’u çok fena harcıyor.
Extraordinary_X-Men_Vol_1_19_Textless
Extraordinary X-Men #19
IvX ile başladık, ek sayıları ile devam edelim. Ben bu sayının tam olarak nerede geçtiğini anlamadım açıkçası. Daha doğrusu bahsedilmemiş ancak benim tahminim Medusa ve ekibinin Limbo’dan kurtulması sonucu New Atilan’da gerçekleşiyor. İlk sayıdaki kuşatma değil çünkü orada ne Gorgon ne Crystal var idi. Ana hikayenin beşinci sayısında da genç nuhumanlar arayı bulmaya çalışırken, baba mutantların ve inhumanların birbirine girdiğini biliyoruz. Büyük ihtimal tam o sıralarda gelişiyor olay. Olay ne? Sapna’nın , Magik’in kılıcında hapsolmuş ruhunun bir anda seslenmeye başlaması. Aniden savaş meydanından çıkıp kendimizi acıklı bir hikayenin ortasında buluyoruz dolayısıyla.

Ruhu pratik anlamda bir ruh yiyen tarafından ele geçirildiği için Limbo’daki bütün Mutantları öldürmek üzereyken Ilyanna tarafından öldürülmek zorunda kalmış küçük yaşta bir Mutantın ruhunun, kendisini gözyaşları içinde öldüren Mutanttan ilgi bekleyişi. Cidden ağır bir hikayeydi ancak Ilyanna Sapna’nın zoruyla ruhunu kılıca hapsederek hayatının geri kalanını onunla geçirmek ya da komple sırt çevirmek yerine Sapna’nın ruhunu kılıcın dışına çıkartıyor. Sadece kendisi görebilecek ve konuşabilecek olsalar da savaşa beraber devam ediyorlar. Bütün bu duygusal akış içerisinde ise en güzel detaylardan biri ruhu sürekli kılıcının içine girip çıkan Magik’in iki arada bir derede “sen de bir dur şimdi” diyerek saniyesinde Crystal’i harcadığı an. Hoş bir tie-in olarak hafızamıza kazınıyor. Özellikle son dört beş senede hep en önemli hikayelerin ortasında olmasına rağmen karakter gelişimine ilişkin çok bir şey göremediğimiz “kar çiçeği”nin savaş sonrasında ne yapacağı, nasıl bir ruh halinde olacağına ilişkin hoş bir ayrıntı olacağını umut ediyorum Sapna meselesinin.

konuşma bulutlu kapak, en sevdiğim
konuşma bulutlu kapak, en sevdiğim

Captain America: Steve Rogers #12
Marvel evrenindeki bir başka önemli olayın adımları da yavaş yavaş Cap üzerinden gelişmeye başlıyor. Ancak bu sayıda pek de bir şey göremiyoruz. Eh, Mayıs ayında olgunlaşacak bir hikaye için Şubat sonunda dev adımlar atılmayacağı belliydi aslında. Bu sayı da yine Cap ve Zemo’nun Kobik’in yarattığı orijinde ne kadar yakın dost olduğu, Rogers’in Amerikan cephesinde ajanlık yapmaktan yorulup Hydra-Nazi cephesine geçmek hevesi gibi flashbackler görüyoruz. Ana hikaye ise Shield’ın başındaki kahraman Steve Rogers’in kafayı yemiş androidler ile savaşı var. Heyecanlı kesit, Taskmaster’in Cap’İn sırrını Maria Hill’e satma girişimiydi ki, bu da yeni bir Madame Hydra ile engellendi. Elisa Sinclair, yani Kobik’in Steve’in geçmişi için yarattığı bir karakterin ete kemiğe bürünmüş olmasını ve bu denli ciddi bir rol oynaması biraz heyecan verici. Taskmaster’in Maria Hil’e bu bilgiyi satamaması üzücü. Puanım yedi. O da kötü Ant-Man’in iyi şakalarına.

annesinin bir tanesi
annesinin bir tanesi

Infamous Iron-Man #05
Bu sayıda, Doom’un sonunda biricik anneciğine kavuşmasına tanıklık ediyoruz. Ediyor muyuz yoksa cidden? Başından sonuna sürekli bunu sorgulatan bir sayı var önümüzde. Başta, Thing’in derisini dökecek güçte ve korkutuculukta bir kadın görüyoruz. Ancak Doom onun annesi olduğuna bir türlü inanmıyor. Amma ve lakin istersen genlerime bak ananım ben senin atarı sonucu Doom biraz duruluyor. Sonrasında hala yıllar sonra gelen bir retcon mu bilmediğimiz bir konuşma başlıyor. “Annesi”, Doom’un yıllarca kötü bir insan olduğu için yanına gelmediğini, hep en sonunda iyi olmasını beklediğini ve bunun önüne geçebilecek her şeye karşı biricik oğluşunu savunacağını, bu yüzden Thing geldiği sırada ortaya çıktığını anlatıyor. Buralar hala acabalarla geçe dursun sayının sonunda ise başka bir gerçek öğreniyoruz. Maker! Evet, 1610 evreninin karanlık Maker’i usulca yaklaşıp, Doom’un cidden inanıp inanmadığını soruyor ve hikaye kapanıyor. Maker’in amacı ne? Anne gerçekten anne mi? Doom’un hayattaki en büyük rakibinin kötü klonu ile iyiliği seçtikten sonraki karşılaşmasının esprisi ne kadar yapılacak? Bunların hepsi bir sonraki sayıya kalırken bize de merakla beklemek kalıyor.

ANLAMLI
ANLAMLI

Uncanny Avengers #20
Çizgi roman tarihinin en kritik beyin ameliyatı, her seferinde bu sefer bitti derken bir türlü bitmeye bitmeye 2017’ye kadar geldik. Evet, bir yandan Steve Rogers üzerinden dev planlar yapan Red Skull, bir yandan da neredeyse tümünün zihnini ele geçirdiği Unity Squad ile Deadpool’un topladığı Spidey’li, Wong’lu kahramanlar ekibinin ağzını yüzünü kırıyor. Ancak bu birkaç sayının artık Red Skull meselesinin sonunu getireceğini bildiğimiz için mesele biraz da bitecek de nasıl bitecek kıvamında. Deadpool bir şekilde beyni yıkanmış takım arkadaşlarından sıyrılıp Skull’ı bulur. Ancak Skull gizli silahı Rogue’u üzerine salar. Burada görsel açıdan baya keyifli ve bir o kadar da karanlık şekilde Rogue’un Deadpool’u harcayışını görüyoruz. Evet, özellikle 2010 sonrasında hep geri planda kalan Anne-Marie’nin uzun zamandır gözükmeyen potansiyelini en yüksek seviyede izlediğimiz kareler belirsiz bir sona bağlanıp bizi bir sonraki sayının kollarına bırakıyor. Hiçbir şey için değilse bile beyni yıkanmış Rogue’un Deadpool’u ikiye ayırışı için okunur.

Elektra Müge Anlı version
Elektra Müge Anlı version

Elektra #01
Bu ilk sayı için çok umutlu şeyler yazmak isterdim. Neticede mahalle arkadaşları Bullseye ve Kingpin’in ilk sayıları çok başarılıydı. Daredevil ve JJ iyi gidiyordu dolayısıyla Elektra’nın ilk sayısında da kendisine yakışır, bütün sayı gerim gerim gerilerek okuyacağım kan revan bir hikaye bekliyordum ama olmadı. O yüzden çok da uzatır mıyım emin değilim. Hikayemiz, ne yapmak istediğinden emin olmayan Elektra’nın sarı perukla bir Vegas kumarhanesinde içerken sürekli şiddete uğradığını gördüğü bir kadına yardım etmek için tekrar kırmızıları giyinmesiyle başlıyor ve son buluyor. Hikaye güya bitmedi, ikinci sayısı da var yani heyecandan kafamı duvarlara vurup kandan Elektra yazdım. Yazıyı hastaneden yazıyorum. Öyle bir heyecan. Muhteşem bir hikaye. Toplumun karanlıkta kalmış günahlarına ışık tutan, satır aralarına bıraktığı mesajlarla insanı iç sorgulamalara yönlendiren, çizgi roman dünyasında yeni bir evrenin müjdecisi bir eser. Bu cümleleri yazarken hangi tarafımla güldüğüme ilişkin belli tahminleriniz vardır. Ben açıkçası Marvel’in Tumblr’ı niye bu kadar ciddiye aldığını bilmiyorum. Niye alması gerektiğini de. Evet politik doğrucu karakterler, hikayeler bunlar çok doğru mesajlar verebilir. Özellikle de 10’lu yaşlardaki gençlere. Evet bu hikayeleri kültleşmiş karakterler ya da hiç değilse onların ismi üzerinden anlatmak bu mesajların gücünü arttırabilir. Ama Marvel bunu beceremiyor. Marvel, toplumsal cinsiyet, etnik-dinsel ayrımcılık gibi bir çok kritik konuyu son beş altı yıldır kamu spotu gibi veriyor. Zorunlu yayın gibi. Okan Bayülgen’in bir aralar programının arasında verdiği aşırı tiz bir sesle “zighaaara sağlığa zararlıdır” kısa videoları gibi. Hatırlayanlar ne demek istediğimi anlamıştır. Hatırlamayan Youtube’den bulabilir. Yani bakın, herhangi bir kimliğe ayrımcılık, ezme, şiddet bu evet bütün kahramanların hatta anti-kahramanların sorunu olabilir. Hatta Elektra gibi hayatında öldürdüğü insan sayısı sayılamayacak karakterler için dahi. Ancak Marvel, bu meseleleri hikayelerin içine yedirmeyi beceremiyor. Evet Marvel hikayenin katmanlarını arttırarak bunu yapmak yerine her şeyi en kaba en oturaksız haliyle veriyor. Mockingbird ile denediler olmadı seri iptal oldu. Wasp serisiyle herkes dalga geçiyor. Yani Marvel öne çıkarmaya çalıştığı mesajlara aslında başarısız hikayelerle zarar veriyor. Derinliğini bozuyor. Diyeceklerim bu kadar. Umarım bu meseleyi ciddiye almaya başlarlar bir gün. Biz de hem daha derinlikli, katmanlı hikayelerle toplumsal mesajlar okuruz, hem de karakterle örtüşen seriler.

Gönlümün barok efendisi
Gönlümün barok efendisi

Scarlet Witch #15
Scarlet Witch serisini ne denli sevdiğimden daha önceleri de çokça bahsetmiştim. Bu sayıda ana hikaye çok abartılacak bir şey değil. Ruhu, dedesinin büyü güçlerini ele geçirmeye çalışan bir şeytan tarafından ele geçirilmiş ve bu yüzden anasına babasına tam bir hayvan evlat gibi bağırıp çağıran bir çocuğu kurtarışını izliyoruz Wanda’nın. Halihazırda Witchcraft’ı düzelttiği için çok da sorunu kalmamış, hayır işi yapıyor. Peki bu ne demek? Yani Secret Wars sonrası her şeyini Witchcraft’ı eski haline getirmeye çalışmış, bu yolda gerçek annesine kavuşup hemencecik veda etmiş Wanda için, yapacak bir şeyi kalmaması ne demek? Avengers’a dönmesi demek. Yani öyleymiş, ben de okuyunca öğrendim. Bence hoş oldu. Yani uzun süredir çok mekanik karakterler içinde kalmış, okudukça darlayan ve hali hazırda evrende olup bitenle pek alakası olmayan Avengers ekibine yeni bir soluk getirecektir. Hele de solo serisiyle karakter gelişimi çağ atlamış bir Ultron’un olduğu ekibe. Ki ilk değerlendirmesini de o yapıyor. Peki, bir takıma girmesi solo serisini fakir bırakır mı? Emerald Warlock’un halen dışarıda bir yerlerde olduğunu hatırlatmasıyla, büyü savaşlarının da durmayacağını haber ederek, bizi umutsuz bırakmıyor bu hoş, butik serimiz.
DC COMICS
C5UXjIsUkAAPDZ-
Detective Comics #951
Geçen sayıda Lady Shiva, Cassandra’ya göz koymuş bir şekilde uzaklardan gözükmüş idi. Bu sayıda ise Gotham’a neden geldiğini öğreniyoruz. Colony, Batman’in kendilerini Gotham’dan sürmesinden ve Colonel Kane’i esir almasından sonra bir şeyler başarabilmek için Shiva’ya saldırı düzenliyorlar. Tabii ki başarısız oluyorlar ve Shiva olan biteni öğreniyor. Gözüne Batman’i kestiriyor ve dünyanın en iyi dedektifi hala Batwoman ile League Of Shadows gerçekte var mı yok mu diye tartışadursun önce Belediye Başkanı Hady’i öldürüp suçu yarasanın üzerine atıyor sonra da hepsini uyuyan ajanlarının ortasına atıyor. Bu sayı biraz prelüd tadındaydı. Bir yanıyla da baba Kane’in şüphelerini doğrulayan bir noktada. Evet, Gotham’da sıradan bir hayat süren ama tek bir emirle katil Ninjalara dönüşen onlarca insan var. Peki bakalım Batman ve ekibi ne yapacak?

peki kimse mi sormuyor bu batmanin gözlere noldu diye
peki kimse mi sormuyor bu batmanin gözlere noldu diye

Justice League Of America #01
Batman, yeni kurduğu süper takımıyla henüz ilk sayıdan kendini dev bir savaşın ortasında buluyor! JL vs SS serisinden beri Rebirth’in bir amacının da kıyıda köşede kalmış kötüleri ortaya çıkarmak olduğunu görmüştük. Şimdi de elimizde kendi gezegenleri Agnor’un özgürlük fikri ve bu fikri savunan kahramanlar yüzünden yok olduğunu, aynı kaderi yaşatmamak için bu dünyayı ele geçireceğini söyleyen Lord Havok ve fazlasıyla Marvel çakması ekibi var. Daha doğrusu bütün Extremist takımının bir olayı da bu, bir nevi Marvel kötüleri parodisi olması. Geldikleri dünya, Agnor ya da Earth-8 de aslında o evrendeki Avengers’in olduğu bir gezegen. Bunlar da çakma Octopus, Doom, Magneto vs. Bugünün DC’sinde ne kadar iş yapacaklar, merakla bekliyoruz. Nighthawk’ın (bkz. Çakma Batman) zırt pırt bir yerlerden fırladığı ve hatta kendi solo serisine kavuştuğu, Squadron Supreme’in (bkz. Çakma Justice League) eskiye oranla daha çok gözüktüğü bir Marvel’dan sonra DC neden Marvel parodisi karakterlerini kullanmasın. Şu an için elde çok fazla bir şey yok, ancak ben ileriki sayılarda daha güzelleşebileceğini düşünüyorum bu hikaye üzerinden JLA’nın. He bir de elde henüz oturmamış bir takım dinamiği var tabii. Kendini kanıtlama gayretinde bir Ray Palmer, iyiler dünyasına yeni katılmış bir Frost, Lobo’nun varlığından rahatsız bir Canary. Bakalım takım aksiyon içerisinde ne kadar oturacak ne kadar oturmayacak.

1 YORUM

CEVAP VER